Yeni Safak Online...
T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

D Ü N Y A

Kırat'ı emekli etti

Çiller, DYP'ye renklilik kattı, ama zıplatamadı. Mal varlığı, TOFAŞ, TEDAŞ, Turban, ABD'deki emlakı, Pelister Çiftliği gibi pek çok konudaki iddialar nedeniyle geniş kitlelere güven vermedi. 3 Kasım'da seçmenler Mesut Yılmaz gibi Tansu Çiller'e de vize vermedi.

Kırsalın partisi görünümüne sahip olan Doğru Yol Partisi'ne kentli bir imaj kazandırmak için Demirel'in yenilediği vitrinde yer alan isimlerden biriydi Tansu Çiller. Demirel'in yeni stratejisi şehirli kitleler üzerine kuruluyordu. Çiller çok güzel bir kadındı. İngilizceyi mükemmel konuşuyordu. Tam da şehirli. Liberal, laik seçmenin istediği gibi bir politikacıydı. Yurt içinde ve dışında etkili dostları vardı. Özer Çiller'e soyadını verecek kadar dominat bir karakterdi. DYP, yeni vitrinle girdiği 1991'de birinci parti çıktı. Demirel 11 yıl aradan sonra başbakanlık koltuğuna oturdu. Tansu Çiller de milletvekili seçilerek Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı oldu. Cumhurbaşkanı Özal'ın ölümü üzerine Başbakanlıktan ayrılan Demirel, DYP ve SHP oylarıyla Cumhurbaşkanı seçildiğinde Çiller'in önü açıldı. Demirel de Çiller'in genel başkan olmasını zorlaştıracak bir girişimde bulunmadı. Erkek partisi DYP'nin başına Çiller geçti. Çiller, Demirel'in kabinesinde yer alan 16 kişiye yeni kabinede yer vermedi.

İlk kadın başbakan

Çiller 1993'de SHP ile Hükümeti yeniden kurdu, Türkiye'nin ilk kadın Başbakanı oldu. Çiller en çok ABD'ye güvendi. Turgut Özal'ın ABD Başkanlarıyla yüzyüze diyalog yöntemini benimsedi. Newswek'e verdiği söyleşide "Clinton bana aşık olacak" dedi. Çiller'in başbakanlığı döneminde en fazla öne çıkan PKK'ya karşı verilen mücadelede kullanılan yöntemler oldu. PKK konusunda "Bu iş ya bitecek ya bitecek" diyerek işe başladı. Çiller, PKK ile mücadelenin boyutlarını genişletti. Gazetelere verdiği demeçlerde, "Terörün dıştaki ve içteki finansal kaynaklarını mutlaka kurutacağız. Haraç verenlerin listesini çıkarıyoruz. Bunlar kurutulacak" dedi. Çiller aynı günlerde, bu cümleyi daha da açarak, "PKK'nın haraç aldığı işadamı ve sanatçıların isimlerini biliyoruz. Hesap soracağız" şeklinde konuştu. PKK'ya parasal yardımlarda bulundukları iddia edilen bazı Kürt işadamları öldürülünce, cinayetlerin siyasal sorumluluğu da Çiller'e yükleniyordu. Faili meçhul cinayetler, Susurluk Kazası'nın ardından yeniden gündeme geldi. Çiller'in Susurluk Kazası'nda hayatını kaybeden Abdullah Çatlı'yı kastederek, "Kurşun atan da bu uğurda ölen de şereflidir" şeklindeki sözleriyle gündeme oturdu. Çiller bu dönemde Gümrük Birliği anlaşmasını da imzaladı.

Özel harekatı güçlendirdi

Çiller kendi döneminde MİT Müsteşarı Sönmez Köksal'ı görevden almayı denedi, başarılı olamadı. İç ve dış istihbaratı ayırıp MİT'in görev alanını değiştirmeye yöneldi. Emniyet ve Özel Harekat Dairesi'nin güçlendirilmesi yolunu seçti. Dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'ın desteğini aldı. Ağar Çiller hükümetlerinde İçişleri ve Adalet Bakanlığı yaptı. Çiller, PKK'ya karşı başarılı olmakla birlikte ekonomik konularda bekleneni veremedi. 5 Nisan kararları ile Türkiye ekonomik krize girdi. Çiller, bütçe dışı fonları, nakit teşviklerini kaldırdı. Denetim dışı kalan ve keyfi olarak kullanılan fonların kaldırılması, bazı iş çevrelerini, bu arada medya patronlarını da kızdırdı.

Medya ile ipleri kopardı

Siyasette dişilik ögesini kullanan Çiller, 1995 seçimlerinden önce Refah Partisi'ne karşı tek sigortanın kendi partisi olduğunu vurguladı hep. Batı başkentlerine irticaya karşı en etkili mücadeleyi DYP'nin yapacağı mesajları gönderdi, "RP'ye karşı olanlar bana oy versin"dedi. Çiller'in genel başkan olarak girdiği ilk seçim olan 1995 seçimlerinde DYP yüzde 19 ile üçüncü parti olabildi. ANAP'ın gerisinde kalmıştı. DYP'yi merkez sağın tek adresi yapmayı amaçlayan Çiller, politik yaşamını Mesut Yılmaz'ı sahneden silmeye endeskledi. 1995 seçimlerinden Refah Partisi'nin birinci parti olarak çıkması sermaye çevrelerini iyice ürküttü. Merkez sağ partilerin erimeye başladığının göstergesiydi seçimler. ANAP'ı RP ile koalisyon yapmaması için uyaran Çiller, "Ey Mesut Yılmaz.. Koltuk uğruna ülkeyi karanlığa gömme" diyordu. Askerler, büyük sermaye, medya baskısıyla Mesut Yılmaz Başbakanlığı'nda ANA-YOL Hükümeti kuruldu. Ancak çok fazla sürmedi. Yılmaz, Hükümet ortağı olan Çiller hakkında Meclis'e getirilen soruşturma önergelerine destek verince ipler koptu. Çiller, daha önce "ancak ben durdururum" dediği RP ile hükümet kurdu, Erbakan'ın yardımcısı ve Dışişleri Bakanı oldu. Refah Partisi ile koalisyon, Çiller'in medya ve iş çevrelerinin desteğini kaybetmesine neden oluyordu.

Refah-Yol hükümeti, 1997 yılında başlayan 28 Şubat kriziyle yıkıldı. Çiller, bu dönemde çok sert bir mücadele verdi, DYP'nin içinin boşaltılması operasyonunu ise durduramadı. Çiller'in gemisini ilk terkedenler, en yakın arkadaşları oldu. Çiller'in Amerikan vatandaşı olduğu da en fazla bu dönemde gündeme getirildi. Çiller'in başbakanlığı dönemindeki politikaları çok tartışıldı. Polisi güçlendirmeye çalışması, özel timlere önem vermesi askeri çevrelerde farklı algılamalara neden oldu. 28 Şubat'ın asıl hedefinin Erbakan değil Çiller olduğu da iddia edildi. Erbakan Başbakanlık'tan istifa edince, Çiller'in Başbakanlığı gündeme geldi. Güvenoyu alabilecek sayıda milletvekilinin imzaları ellerindeydi. Ancak Demirel, Hükümet kurma görevini Çiller'e değil, Mesut Yılmaz'a verdi. Çiller devre dışı bırakıldı, DYP'deki çözülme hızlandı. Çiller'in Demirel'in arası bu olayla iyice açıldı. Demirel, 28 Şubat sürecinde Yılmaz'a yakınlaştı.

Dişi Zorro sahnede

Çiller, 1999 seçimleri öncesinde medya ile kapıştı. 28 Şubat sürecinde başlayan kavga uzun sürdü. 1995 seçimlerinde Çiller'e oynayan medya grupları, 1999 seçimlerinde Çiller'e karşı kampanya açtılar. Çiller'in mal varlığı ile ilgili iddialar bu dönemde medyada sıkça yer aldı. Çiller de başta Aydın Doğan olmak üzere medya patronlarına ağır suçlamalarda bulundu. Çiller'in 55 ve 56. Hükümete karşı muhalefeti DYP çevrelerinde şu cümlelerle betimleniyordu: "Ünlü ispanyol asilzadesi Zorro gibi elit ve varlıklı bir ailede yetişmiş, genç yaşında ABD gibi bir dünya devi ülkede 16 odalı lüks bir malikaneye sahip olmuş ve yine daha henüz 30'lu yaşlarında, İstanbul boğazında bir yalıya taşınmıştı. O da tıpkı, halkı ezen hakim sınıflara karşı halkın yanında yer alan ve halkla beraber halk için mücadele eden Zorro gibi cesur bir yürekti."

Bayar ve Türkeş de kurtaramadı

1999 seçimlerinde DYP ciddi bir oy kaybıyla beşinci parti oldu. Fakat partisindeki gücünü korudu. Ana muhalefet lideri olan Çiller, ekonomik kriz ve AB tartışmaları çevresinde daha sert bir muhalefet yürüttü. Kuzey Irak'a askeri müdahalede bulunulacağının tartışıldığı sırada, "Böyle bir durumda Türkiye'nin Başbakanı ben olayım" dedi. Erken seçim kararını destekleyen Çiller, yanına ATP Genel Başkanı Tuğrul Türkeş ve DTP Genel Başkanı Mehmet Ali Bayar'ı da alarak seçim kampanyalarına çıktı. Bol bol vaatlerde bulunan Çiller, kampanyasını daha çok AK Parti ve CHP'ye vurarak yürüttü. Çiller, DYP'ye renklilik kattı, ama zıplatamadı.

Mal varlığı, TOFAŞ, TEDAŞ, Turban, ABD'deki emlakı, Pelister Çiftliği gibi pek çok konudaki iddialar nedeniyle geniş kitlelere güven vermedi. Sütçü İmam Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Ahmet Tan'ın belirttiği gibi kararsız seçmenleri de ürküttü. Seçmen, hem Çiller'e hem Yılmaz'a Meclis'e girme vizesi vermeyerek cezalandırdı. Politik ihtirası ve inatçığıyla tanınan Çiller, 3 Kasım yenilgisi üzerine

Genel Başkanlığa aday olmayacağını açıklaması inandırıcı gelmiyor. Son on yılın en tartışmalı, en renkli siyasetçisi Çiller, 'Baba'dan aldığı ve uzun süre geri vermemekte direndiği emaneti bir süre daha elinde tutmaya çalışacak mı? İyice terleyen ve yaşlanan Kırat ise, inatçı binicisini sırtından atıp emekliye ayrılmaya hazırlanıyor.

Çiller'i anlamak çok zor

"DYP son yılların en çok yıpranan partilerinden biri. Muhalefette olmasına rağmen bir türlü beklenen çıkışı yapamayan Çiller, parti kadrosunu da güçlendiremedi. Yapıcı ve tutarlı bir muhalefet görüntüsü veremedi. Popülizme çok fazla prim verdi. İstikrarlı bir duruşu bırakıp konjonktürel yapıya göre hareket etti. Projeleriyle, çözüm önerileriyle değil de günü kurtarmak için strateji belirleme yoluna gitti. Bütün bunların sonucu olarak toplumsal desteğini kaybetti. Çiller'i anlamak çok zor. Bazen hiç hesapta olmayan o kadar basit hatalar yapıyor ki, kazandığı olumlu havayı bir anda olumsuza çevirebiliyor. Bayar ve Türkeş'i partisine kazandırarak güzel bir hava yakaladı. Seçimi erteletme oylamasında tutarlı duruş sergiledi. Şaşalı seçim kampanyası başlattı. Ancak beklenmedik şekilde ortaya attığı görüşler, kendisini ve partisini zor durumda bıraktı. Çiller'in sadece kendi programını anlatması, ülkenin temel problemleri ile ilgili çözüm önerilerini ifade etmesi gerekirken, kalkıp 'AK Parti ile koalisyon yapmayız' demesi anlaşılabilir bir çıkış değil. Daha ılımlı, daha uzlaşmacı bir tavır takınıp, kararsız seçmenleri etkilemesi gerekirken, tam tersi söylemlerle hareket edip kararsız seçmeni ürküttü. Kararsız seçmen, birbirleriyle anlaşabilen, birbirleriyle uzlaşabilen partilere yöneliyor. Ana muhalefet lideri olduğu için her şeye muhalif görüntüsü verdi. AB ile ilgili süreçte çelişkili hareket etti. Cumhurbaşkanının AB zirvesine katılmaması büyük hataydı. 'Olası bir Irak operasyonunda Başbakan olmak istiyorum' ifadesi çok yanlış bir çıkıştı. Kişisel hak ve özgürlükler bağlamında daha aktif ve tutarlı olabilirdi. Son dönemlerde aşırı popülizm kokan söylemlerde bulundu. Diğer partileri eleştirirken bazı zamanlar dozajı kaçırdı. Değişik partilerle işbirliği çabaları baraj korkusu olduğunu gösterdi. Demirel'i sık sık ziyaret etmesi hataydı. Seçimi erteletme ile ilgili çok net ifadeler kullanmasına karşılık inandırıcı olamadı. Seçim kampanyası süresince neredeyse vermediği vaat kalmadı."

Parsadan olayı

10 Mayıs 1996'da Çiller'in başbakanlıktan ayrılmadan önce örtülü ödenekten 500 milyar lira çektiği açıklandı. Yılmaz, Çiller'in örtülü ödenekten "cüz'i miktar" devrettiğini, bu parayı yurtiçinde kullandığını açıkladı. Çiller'in bu paradan 5,5 milyar lirayı Selçuk Parsadan adlı dolandırıcıya kaptırdığı iddia edildi. Çiller ise "devlet sırrı" olduğu için konu hakkında açıklama yapmamayı tercih etti. 19 Haziran 1996'da DYP lideri hakkında verilen örtülü ödenek önergesi RP'nin DYP'yi desteklemesiyle reddedildi. Kamuoyunda "örtülü ödenek skandalı" olarak anılan olay şöyle gelişti: Selçuk Parsadan, 1995 yılında kendisini eski Kara Kuvvetleri Komutanı Necdet Öztorun diye tanıtıp, ''Ben emekli subayları örgütleyip seçimlerde DYP'ye çalışacağım. Ancak bunun için bana 5,5 milyar lira lazım'' diyerek Çiller'i dolandırdı. Meclis Genel Kurulu'nda Örtülü Ödenek Dosyası için yapılan oylamada Çiller'in Yüce Divan'da yargılanabilmesi için gerekli 276 oya ulaşılamadı ve DYP Genel Başkanı "Örtülü Ödenek Dosyası"ndan da aklandı.




Devam Sayfaları
1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 7 | 8 | 9 | 10

Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
 

Abdullah Muradoğlu
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED