Yeni Safak Online...
T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

D Ü N Y A

Sandıkta emekli oldu

Dürüst siyaset adamı imajıyla halkın desteğini alarak başbakan olan Ecevit'in üç yıllık süre içinde vatandaşın önüne koyduğu fatura çok ağır oldu. Halk bu faturayı acı bir şekilde ödemeye devam ediyor. 1999'de yüzde 22,17 ile 6 milyon 900 bin oy alan Ecevit, 2002'de neredeyse oyların tamamını kaybederek, yüzde 1,22 ile 384 bin oy aldı.

1970'lerin sonunda Türkiye bir yandan terör, bir yandan siyasal krizle dalgalanıyordu. İki büyük partinin lideri Demirel ve Ecevit, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde uzlaşamadılar. İki lider arasındaki diyalog kanalları kapanmıştı. İki lider uzlaşıp erken seçim kararı alsaydı, 12 Eylül belki olmayacaktı. 12 Eylül döneminde bir süre Zincirbozan'da tutulan Ecevit, askeri yönetime karşı pasif bir savaşıma girdi. CHP'nin kapatılmasını protesto etti, CHP Genel Başkanlığı'ndan istifa etti. Partinin diğer yöneticilerini kendisini yalnız bırakmakla suçlayan Ecevit CHP defterini kapattı. Arayış dergisindeki yazıları nedeniyle askeri yönetim, Ecevit'i siyasi yasakları çiğnemekle suçlayarak tutukladı. MGK Başkanı Kenan Evren de Ecevit'i Türkiye'yi yurt dışında şikayet etmekle itham etti. Avrupa'nın sosyalist ve sosyal demokrat partileri bu dönemde Ecevit'in arkasında oldular. DSP 1985'de kurulabildi. Bülent Ecevit de siyaset yasağı kalkınca DSP'nin başına geçti.

DSP karı-koca partisi

DSP'ye Rahşan Ecevit-Bülent Ecevit çifti egemendi. SHP'den DSP'ye doğru bir akış vardı. Anayasanın 84. Maddesi milletvekili transferine vize vermiyordu. Ancak Özal, SHP'nin 84. Maddenin işletilmesi yönündeki taleplerini görmezden geldi. Özal ana muhalefet partisi olan SHP'yi zayıflatmak istiyordu. 1987 seçimlerinde DSP'nin oyu yüzde 8.54 olduğundan Meclis'e giremedi. SHP ise yüzde 28.7 oy aldı. SHP'liler Ecevit çiftini solda bir bölen olarak nitelendirdiler. DSP ve SHP'nin oyu ANAP'ı geçiyordu.

Ecevit, parti içinde muhalefete de yer vermedi, parti içi demokrasiyi işletemedi. DSP içinde kimse Ecevit'lere itirazı seslendiremedi. Aydın Milletvekili Sema Pişkünsüt, DSP'nin 5'inci Olağan Kongresi'nde genel başkanlığa aday olarak büyük suç işledi. Pişkinsüt'ün konuşmasına engel olundu, oğlu tartaklandı. Ecevit çifti, tacizlere seyirci kaldı. Bu kongre DSP'nin "Ecevitler partisi" olduğunu teyit etti. DSP 1991'de %10.75 oranında oy alarak, 7 milletvekili çıkardı, 1995'de %14.64 ile, 76 milletvekili çıkardı.

28 Şubat'ta demokrasiyi bıraktı

Ecevit, 28 Şubat sürecinde, 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri dönemindeki demokratik tutumuna ters düştü. 1970'lerde adını bile anmak istemediği Demirel ile yakınlaştı. Refah-Yol Hükümeti'nin düşürülmesinde rol oynadı. Meclisin üçüncü partisinin lideri Mesut Yılmaz'ın başbakan olmasını sağladı, kendisi de bu hükümetin Başbakan Yardımcısı oldu. Oysa DSP'liler daha önce Yılmaz'ın mal varlığıyla ilgili iddiaların araştırılması için Meclis Araştırması önergesi vermişlerdi. Yılmaz, Türkbank Skandalı nedeniyle verilen gensoru önergesiyle istifa edince, dördüncü parti olduğu halde Baş-bakanlık koltuğuna oturdu. Dürüst siyasetçi imajıyla birlikte, ciddi katkısı olmadığı halde Öcalan'ın yakalanması DSP'ye yaradı. 1999 seçimlerinde DSP birinci parti, MHP ikinci parti çıktı. MHP ile koalisyon kurdu, Mesut Yılmaz'ı da yanına aldı.

Türkiye'yi ağır bir krize soktu

Ecevit Hükümeti, Cumhurbaşkanı seçtirdiği A. Necdet Sezer ile pek çok çatışmaya girdi. Sezer'i bir noter gibi görmek isteyen Hükümet, yanlış kararlarına Sezer'i ortak etmek istedi. Sezer'in anti-demokratik yasaları onaylamaması nedeniyle bizzat Ecevit'in eleştiri oklarına maruz kaldı. Ecevit, anti-demokratik hükümler ihtiva eden ve büyük tepki çeken Memurlar Hakkındaki Kararnameyi veto eden Sezer'i, devleti krize sokmakla suçladı. Sezer, yolsuzluklarla ilgili iddiaların üzerine gidilmesi için Devlet Denetleme Kurulu'nu harekete geçirdi. DDK'nın BDDK'yı denetlemesinin yarattığı gerginlik 19 Şubat 2001 tarihli MGK toplantısında patladı. Ecevit, MGK'daki tartışmayı kamuoyuna taşıyarak ekonomik krizin fitilini ateşledi. Kriz piyasaları allak bullak etti, döviz fiyatları fırladı, borsa yüzde 14.6 düştü, repo faizleri yüzde 760'a fırladı. Merkez Bankası'ndan 7.6 milyar dolar döviz çıkışı oldu.Türkiye, tarihinin en büyük ekonomik küçülmesini yaşadı, IMF ile bir kez daha masaya oturdu. IMF'nin her dediği yapıldı. Şeker ve Tütün yasaları çıktı.

17 Ağustos depremi Ecevit ve Hükümeti'ni çok zor duruma soktu. Hükümet depremde resmen çuvalladı. Sivil toplum kuruluşları, Hükümet'ten erken hareket etti. Depremden bir hafta sonra devletin deprem bölgelerine geç ulaştığını itiraf eden Ecevit, en az iki gün telefonların çalışmadığı deprem bölgesinden haber almada zorlandı. Deprem yaralarını sarmakta da maharet gösteremedi

Hastaneden ülke yönetti

Türkiye, tarihinin en kritik dönemini yaşarken Başbakan Ecevit'in sağlık sorunları, Türkiye'nin önünü tıkayan boyutlara ulaştı. Yaklaşık 20 gün hastanede tedavi gören Ecevit'in devlet işlerini Oran'daki konutunda yürütmesi tartışmaları da beraberinde getirdi. Devlet işleri Hastane Zirvelerinde görüşüldü. Ecevit, ciddi sağlık sorunları bulunmasına rağmen ne Başbakanlıktan ne de DSP'nin başından çekildi. Başörtüsüne yönelik en katı uygulamalar bu dönemde gerçekleşti. Meslek liseleri mezunlarının eşitsiz durumları giderilmedi. Yolsuzlukların siyasi bağlantıları üzerinde durulmadı. Ecevit bütün işleri Hüsamettin Özkan'a bıraktı. Yolsuzluk operasyonları yapan İçişleri Bakanı Tantan'ın azledilmesine göz yumdu. Enerji ihalelelerindeki şaibeler, RTÜK yasasının geçirilmesindeki militan tutumu Ecevit'in dürüst siyasetçi imajını yıktı.

Halkın tokadı ağır oldu

Kamu bankalarının hortumlanması dolaylı etkileriyle birlikte 50 milyar dolara varıyor. Ecevit hükümeti, IMF'den aldı, fondaki batık bankalara aktardı. Memur, işçi, esnaf ve çiftçi ise sefalete terkedildi. Ecevit Hükümeti vergisiz ve yüksek reel fazili iç borçlanma ile son üç yılda ekonomiyi iflasa sürükledi. IMF ile mutabakat halindeki ortaya konulan 3 yıllık program içinde kamu borçlanma kağıtlarındaki iç borçlanma reel faiz oranının yüzde 33.2'lere çıkması hiç bir ülkede görülmedi. Batık bankaları bünyesine alan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun görev zararları 14.3 katrilyon liraya kadar ulaştı. Fon'un söz konusu bankalardan devraldığı batık kredi miktarı 4.1 katrilyon lirayı buluyor. Ecevit'in 1997 yılından beri vatandaşın önüne koyduğu fatura buydu. Halk bu faturayı acı şekilde ödedi, ama 3 Kasım'da Ecevit'i sandığa gömdü.

Kendi söyledi kendi suçladı...

25 Ağustos 1968 ULUS
..Milyonlarca lira daha varlıklı kimselerin özel arabaları ile geçeceği bir lüks köprü yapımına ayrılmaktadır. İstanbul için Boğaz köprüsü göz boyayıcı bir lükstür.

23 Nisan 1968 ULUS
..Boğaz köprüsü gibi, televizyon, otomobil endüstrisi gibi lükslere yatırılacak olan milyonlar, ormanların iyi işletilmesi gibi yatırımlara yöneltilse köylülerimiz sefaletten kurtulur.

5 Ağustos 1999-Hürriyet
Tahkime karşı çıkanlar çağdışı kalmış solculardır. Türkiye'de bazı çevreler her yeniliğe karşı çıkmayı ilericilik ya da devrimcilik sanıyorlar. Bu eski bir alışkanlıktır. Ben hatırlarım. Gençlik yıllarımda Türkiye'de ilk Hilton Oteli kurulurken bazı gerici çevreler 'Eyvah...Türkiye'ye kapitülasyonlar geliyor!' demişlerdi. Renkli televizyona karşı çıkılmıştı. Çok kanallı televizyona karşı çıkılmıştı. Köprüye karşı çıkılmıştı. Ne kadar yenilik varsa ilericilik adına, devrimcilik adına, bunların hepsine bazı çevreler karşı çıkmışlardı ve bunu solculuğun gereği saymışlardı. Oysa Komünist Çin bile artık tahkimi kabul ediyor.

Ecevit'in Erbakan'ları

29 Ekim 1973 Milliyet
..Koalisyon kurabileceğimiz tek parti MSP'dir. Erbakan ile uyum içinde memleketin meselelerini çözeceğiz. Biz iki parti, ülkenin iç ve dış sorunlarını işbirliği içinde çözeceğiz. Dış politikada büyük devletlerin aleti olmaktan kaçınacağız. İslam ülkeleri ile ilişkilerimizi geliştireceğiz. İslam Kalkınma Bankası'na katkıda bulunacağız. İsrail'in işgal ettiği topraklardan çekilmesi gerekir."

6 Kasım 1992 Hürriyet
"RP ile uzlaşabiliriz: RP de düzeni değiştirmek istiyor, biz de. Örneğin laiklik gibi bazı ciddi ayrılıklar dışında bir çok konuda RP ile uzlaşabiliriz. Bu anlamda diğer partilerden ise RP'yi kendimize daha yakın hissediyoruz. Dış politikada da aynı tutumu paylaşıyoruz. Ama biz onlardan daha tutarlıyız.

6 Temmuz 1997 Akşam
..RP-DYP koalisyonu, toplumun çok geniş kesimi tarafından tepki ve kuşkuyla karşılanıyor. Hükümeti kurma görevini alınca Erbakan'ın tatlı dili, Atatürkçü ve laik görünüyor, görev kendisinden alınınca gerçek yüzünü ortaya koyuyor.

Hiç kimsenin Türkiye' yi sadece bir Ortadoğu devleti yapmaya gücü yetmez. Çiller sırası geldiğinde kendisine Başbakanlığın verileceğini sanıyorsa, ya RP'yi tanımıyor ya da kendisini aldatıyor demektir."

Ecevit'in Demirel'leri

1970'lerde

  • Demirel ne zaman ülke yönetiminin başına geçtiyse demokrasinin başı belaya girmiştir.

  • Demirel cumhurbaşkanı seçimini engellemeseydi 12 Eylül müdahalesi olmaz ve demokrasi kesintiye uğramazdı.

  • Dünya da, Türk toplumu da hızla değişmekte. Ama Türkiye'de değişme-yen bir kaç şey varsa onlardan biri galiba sayın Demirel'in zihniyetidir.

    2000'lerin başında

  • Ülkedeki istikrarın sürmesi için Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in 5 yıl daha Çankaya Köşkü'nde kalması gerekir. Bunun için Hükümeti bozmak da dahil her şeyi düşüneceğim.



    Devam Sayfaları
    1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 9 | 10

  • Künye
    Temsilcilikler
    ReklamTarifesi
    AboneFormu
    MesajFormu
     

    Abdullah Muradoğlu
    Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
    Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Arşiv
    Bilişim
    | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED