|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kemal Alemdaroğlu fatültelere ait uzmanlık ve seminer kitaplıklarını kaldırdı. Yüzbinlerce kitap tasnifleri yapılmadan apar topar mahzenlere tıkıldı.
18 eylül 1999 tarihli Radikal gazetesinde "Üniversitede kitap kıyımı" başlıklı haber İstanbul Üniversitesi'nde kitaplara yönelik muamelenin ilk işaretiydi. Habere göre depremde hasar gören Hukuk Fakültesi'ndeki binlerce kitap ve iki yıl saklanması gereken sınav kâğıtları, 'binaya ağırlık yaptığı' gerekçesiyle imha için SEKA'ya gönderilmişti. Üniversite yönetimi kıyıma gerekçe olarak 'Kitaplar olası bir depremde ağırlık yaparak binanın çökmesine yol açabilir' diyordu. Hukuk Fakültesi'nde rektörlüğün talimatıyla 3 Eylül günü 66 odadan binlerce kitap toplandı. Birçok öğretim görevlisinin yurdışında bulunması ve bir kısmının haberdar olmamasına karşın kitaplar odalardan alınarak önce fakültenin kantininde toplandı, sonra da poşetlenerek SEKA'ya gönderildi. İmhaya gönderilenler arasında arşivde en az iki yıl saklanması gereken sınav kâğıtları da yer aldı. Dekan uygulamayı savundu Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Tankut Cantel'e göre bu kitapların tarihi değeri yoktu. Hem öğretim üyeleri kendi kitaplarına sahip çıkmamıştı. Kitaplar da kâğıt olarak üniversiteye geri dönecekti. Endişeye gerek yoktu. Öğretim üyelerine göre kitapların arasında tarihi nitelikte kitaplar da vardı. Hem bu kitaplar SEKA'ya gönderilmek yerine kütüphanesi olmayan 19 hukuk fakültesine gönderilebilirdi. İÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Ülkü Azrak da iki yıl saklanması gerektiği halde imha edilen sınav kâğıtları nedeniyle mağdur olabilecek olan öğrencilerin üniversite aleyhine idare mahkemesinde tazminat davası açabileceğini söylüyordu.
220 bin kitap mahzenlerde
Kemal Alemdaroğlu'nun tartışmalara neden olan bir başka uygulaması da bölümlere ait seminer ve uzmanlık kitaplıklarını kaldırmasıydı. Öğretim üyeleri, master ve doktora öğrencilerinin yararlandığı uzmanlık kitaplıklarının kaldırılmasının bilimsel çalışmaları sekteye uğratacağını ifade ediyorlar. Buna göre bazı bölümler uzmanlık kitaplığı olmadan yaşayamaz. Öte yandan üniversite kütüphanesinden yararlanan öğrencilerden ücret talep edilmesi de tepkiyle karşılanırken, Alemdaroğlu internetten hizmet veren kütüphane kuracaklarını belirterek uygulamayı savunuyordu. Yapılan tahminlere göre sadece edebiyat Fakültesi'ne ait 17 kütüphanedeki 220 bin kadar kitap mahzenlere nakledildi. Bu kitaplar arasında Katip Çelebi'nin onyedinci yüzyıldan kalma ünlü coğrafya kitabı Cihahnüma ile Felsefe Bölümü kitaplığında çok kıymetli Nietzsche koleksiyonu da yer alıyordu. Radikal gazetesinden Hakkı Devrim çığlık atıyordu: "Bilemiyorum! Edebiyat Fakültesi'nin birdenbire hurda kâğıt durumuna düşen kütüphanesi, gene bir sevgili büyüğün yaklaşan ölümü ihtimali gibi, 200.000 kitaplık ağırlığıyla çökertti beni." İnternet var, kitaba gerek yok Alemdaroğlu eleştiriler karşısında internet dünyasında kitaplara ihtiyaç olmayacağını ve yer sıkıntısını gerekçe gösterdi. Söz konusu uygulama Edebiyat Fakültesi'nde pek çok öğretim üyesini istifanın eşiğine getirdi. Rektör Yardımcısı Nur Serter uygulamayı savunarak bölüm kitaplıklarının kullanılmaz halde olduğunu iddia etti. Uygulamayı eleştiren öğretim üyeleri ise seminer kitaplıklarının 1933'deki üniversite reformu sırasında kurulduklarını, bu kitaplıklar olmadan sosyal bilimlerde bilim üretilemeyeceğini belirtiyorlar. Öğretim üyeleri, "Bu kitaplar sağlıklı korunuyor mu? Kullanıma açık mı? Kültür Bakanlığı ve diğer yetkililer tarihi değeri olan bu kitapları korumak için işlem yapacak, çürümeye terkedilmiş kitapların akıbetini araştıracak mı?" sorusunu soruyorlar. Bir devir kapandı Dört yıl İ.Ü. Merkez Kütüphanesi'nde çalışan Maltepe Üniversitesi'nden Prof. Dr. Betül Çotuksöken uygulamaya tepki göstererek, "Hangi gerekçe ile olursa olsun, kamu kaynaklarıyla oluşturulan kitaplıklar böylesine yıkıma uğratılabilir mi? İnsan ve toplum bilimlerinin bu denli uzağına düşen üst düzey yöneticiler, Seminer Kitaplıklarında 'nadir eser' diye adlandırılan kitaplardan kaçının olduğunu biliyorlar mı? Örneğin John Lock'un Essay'inin en eski baskılarından birinin ve daha nice Corpus'un felsefe bölümü seminer kitaplığında olduğundan haberleri var mı?" diyordu yaptığı açıklamada. Sosyal bilimlerin bulunduğu her yerde mutlaka seminer kitaplıkları buunduğunu belirten öğretim üyeleri, "Seminer kitaplıkları olmadan sosyal bilimlerde bilim üretemezsiniz. Seminer kitaplıkları ana bilim dalları ya da kürsülerde olması gereken en acil kitapların bir arada bulunduğu ünitelerdir" diyorlar. Hititoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Dinçol seminer kitaplıklarının edebiyat fakültelerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu, kitaplıkların kapatılmasıyla bir devrin noktalandığını belirterek, "1933'teki üniversite reformundan sonra kuruldu seminer kitaplıkları. Tamamen Avrupa sistemidir. Özellikle Almanya'da en geçerli çalışma ve araştırma unsurlarından bir tanesi" diyordu.
Koleksiyonlar ne halde?
Kamuoyundan yükselen tepkiler karşısında 'Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanı' Prof. Meral Alpay'ı arayan Alemdaroğlu, "Endişelenmeyin efendim, 1928 sonrası kitapları tasfiye ediyoruz" cevabı alıyordu. Bir başka iddiaya göre kitapların ciltlenmesi için Osmanlı Arşivleri'ne başvuruldu. Buna göre Arşiv yetkilileri, "Biz kağıtla uğraşıyoruz cilt yapmıyoruz" cevabı verdiler. Bölüm kitaplıklarının kaldırılmasının yanısıra Merkez Kütüphane ile ilgili iddialar da vardı. Kütüphanedeki değerli eserler yeterince korunmuyordu. Yıldız Sarayı Kütüphanesi'ne ait kıymetli eserlerin Üniversite'ye devredildiğini belirten araştırmacı Murat Bardakçı şunları söylüyor: "Yıldız Sarayı yağmalandığında sarayın Arnavut asıllı kütüphanecibaşısı eşiğe yatarak, 'Beni çiğnemeden giremezsiniz' diyor. Arnavut fedailer de "aman şeyhim özür dileriz" diyerek kütüphaneyi yağmadan vazgeçmişlerdir. Cumhuriyet döneminde Yıldız Sarayı yandığında kütüphane, Darulfünun'a devredildi. Aralarından dünyanın ilk fotoğraf koleksiyonu da vardı. 40 bin kadar tarihi değeri olan fotoğraf koleksiyonu kültürümüz için çok değerlidir. Cumhuriyet bu kütüphaneyi korumakta beis görmemiştir. Başına da Arnavut şeyhin oğlu Nurettin Kalkandelen'i geçirdiler. 1970'lerin başına kadar görevde kaldı. Dünyanın en iyi koleksiyonları saray koleksiyonlarıdır. Kanuni'nin Divan'ı, Şehname'nin ilk yazması oradadır. 35 bin civarında yazma eser vardır, bunlar çürümeye terkedildi."
Tüm dünyayı şaşırttı...
Rektör Kemal Alemdaroğlu'nun uygulaması İsviçre'de yayınlanan 300 bin tirajlı Tages Anzeiger gazetesinin 29 Nisan 2002 tarihli sayısında da "Bilgisayarı olanın kitaplara ihtiyacı yok" başlığıyla yer aldı. Haber "Türkiye'deki bir üniversite aldığı bu kararla kütüphaneyi boşalttı" diyerek başlıyordu. Haberde şu ibareler de yer alıyordu: "Uzay filmlerindeki kötü bir sahne gibiydi. Adamlar telsizleriyle hızlı bir şekilde koridorlarda yürüyüp emirler yağdırıyorlardı: "Bütün kitaplar gidecek" ve daha sonra hepsi kartonlara konup götürüldü. 2.199.852 kitap, aralarında 400 yıllık değerli parçalarla. Profesörler çaresiz, İstanbul Üniversitesi'nin tanınmış bir doçenti 'bazılarının ağladığını' anlattı."
Beğenmediği kürsüyü kapatıyor
Alemdaroğlu'nun uygulamasını Frankfurter Allgemeine Zeitung "Kitap düşmanı" başlığıyla verdi. Rainer Hermann tarafından 'kaleme alınan makalede, Rektör Alemdaroğlu'nun Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu yönetimindeki Bilim Tarihi Enstitüsü'nü kapatması ele alındı ve birçok kürsüyü sudan bahanelerle kapattığı örnekler verilerek açıklandı. Haberde, İhsanoğlu ve yönetimindeki Bilim Tarihi Enstitüsü'nün uluslararası alanda büyük ilgi görmesine rağmen, yasaktan kurtulamadığını yazdı. Enstitünün Osmanlı İmparatorluğu'nda bilim konusunu araştırması yüzünden kapatıldığı ifade edilen haberde, Türkiye'ye bilimin cumhuriyetin ilanından sonra girdiğini savunan Alemdaroğlu'nun enstitünün çalışmalarından rahatsız olduğu belirtildi. Haberde beğenmediği kürsüyü kapatmasıyla ünlü Alemdaroğlu'nun depremden sonra boşaltılmasını istediği bir binada yurt dışında bulunan öğretim görevlilerine ait kitapları SEKA'ya hurda kâğıt olarak satan bir 'kitap düşmanı' olduğu ileri sürülürken, cerrah Alemdaroğlu'nun sosyal bilimler alanındaki öğretim üyeleriyle ters düştüğü de kaydediliyordu.
Kitapsız Üniversite ünvanı
14 Nisan 2002 tarihli Hürriyet'te "Dünyanın Kitapsız Tek Üniversitesi Artık Bizde" başlıklı yazısında Murat Bardakçı, "Geçen haftalarda, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde yaşanan gariplikleri yazdım. Kütüphane paralı hale getirilmiş; fotokopi yahut mikrofilm isteyenler masrafın yanısıra 'telif hakkı' diye bir ödemeye mecbur tutulur olmuştu. Türkiye'nin en önde gelen elyazması merkezlerinden olan eski eserler bölümünün kapısı ise, senelerdir kilitliydi" diyordu. Bardakçı çoğu son derece kıymetli 130 bin civarında kitabın üniversitenin Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanı Prof. Dr. Meral Alpay'ın telkinleri ve Rektör Alemdaroğlu'nun talimatıyla yer ihtiyacı bahanesiyle mahzenlere tıktırıldığını ve bu hercümerç içinde, kütüphaneciliğin temel gereklerinden olan sayım ve tespit bile yapılmadığını kaydederek şunları yazıyordu: "Halimiz ne güzel değil mi? 'İrfan merkezimiz' üniversitenin rektörü onbinlerce kitabı ortadan kaldırtıyor, sonra yıllarını üniversiteye vermiş olan ve bu işe karşı çıkan hocalara, hem de hanım profesörlere, 'Size bunun hesabını sorarım!' diye kükrüyor, bütün bunları sadece İlber Ortaylı ile bendeniz gündeme getiriyoruz ve başka kimsenin çıtı çıkmıyor! İstanbul Üniversitesi, Kemal Bey ile Meral Hanım'ın sayesinde 'Dünyanın kitapsız fakültelere sahip ilk ve tek üniversitesi' olma unvanını hakkıyla elde etmiştir. Hayırlı olsun." Osmanlıca bilmeyen kütüphaneciler Bölüm kitaplıklarını kapatan ve yüzbinlerce kitabı mahzenlere dolduran Rektör Alemdaroğlu'nun 14 seminer kütüphanesini birleştirmek suretiyle kurduğu kütüphanenin önceki sisteme göre verimsiz olduğu ifade ediliyor. Bu kütüphanenin açılışına 200 bin kadar kitabını kaybeden Edebiyat Fakültesi'nin dekanı Prof. Taner Tarhan katılmadı. Açılışta Rektör Alemdaroğlu'na sorular yönelten araştırmacı Murat Bardakçı ise, bazı hocaların makam odası yapmak için kitaplıkları kapattırdıklarını ifade ederken, Kütüphanecilik Bölümü yöneticilerini de Osmanlıca bilmemekle itham ediyordu. Yıldız Sarayı Kütüphanesi'ndeki yazma eserlerin İÜ Merkez Kütüphanesi'nde saklandığını hatırlatan Bardakçı, bu eserlerin üç yıldır bodrumda kötü şartlarda bekletilmesinden de yakınıyordu. Bardakçı şöyle devam ediyordu: "Mikrofilmler çok pahalı yapılıyor. Tanesine 100 dolar isteniyor. Avrupa ülkelerinde dahi bu kadar yüksek fiyat istenmez. Bu yüzden birçok bilim adamı araştırmasından vazgeçmek zorunda kalıyor."
|
|
Abdullah Muradoğlu |
|
|
|
|