T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

D İ Z İ

İstanbul defterdarının itirafları

Faik Ökte, "Göreve yeni başlamıştım. vekaletten gelen bir yazıda harp ve ihtikar dolayısı ile kazanılan fevkalade kazançların vergilendirileceği, bu sebeple bilhassa ekalliyetlerin servetlerinin araştırılması isteniyordu."

26 Ağustos 1942 tarihinde Maliye Bakanlığı'ndan gizli bir emir aldığını anlatan Faik Ökte, İstanbul Defterdarı oluşuna ilişkin sürecin bir tesadüften çok kurban seçilişi ile açıklıyor. İstanbul Defterdarı Şevket Adalan'la okul yıllarında tanıştığını ve Adalan'ın Maliye Bakanlığı Özel Kalem Müdürlüğü görevine getirilmesinden sonra kendisine İstanbul Defterdarı olması için telkinlerde bulunduğunu söylüyor.

12 Eylül 1942 yılında göreve başladığını yardımcılarının ise İrat ve Servet Gelirleri Müdürü Mehmet İzmen ve Defterdar Yardımcısı Muhittin Gürün olduğunu anlatan Ökte, "Daha göreve yeni başlamıştım. O akşam geç vakit odama gelen Mehmet İzmen bana 15 gün evvel vekaleten gelen bir yazı gösterdi.

Yazıda harp ve ihtikar dolayısı ile kazanılan fevkalede kazançları kanunlarımızın vergilendirmemekte olduğu, bu sebeple bilhassa ekaliyetlerin (azınlıkların) büyük servetler iktisap ettikleri belirtildikten sonra, piyasada acele tetkikat yaptırtılarak, kimlerin bu şekilde fevkalede kazanç temin ettiğinin tespiti, ekaliyetlerin ayrı bir cetvelde gösterilmesi belirtilmekte idi" diyordu. Savaş esnasında kimin ne kadar haksız kazanç edindiğine gelince, "Bu emir üzerine irat ve servet müdürlüğü şubelerden gizli malumat istemiş, birkaçından istediği malümatı alamamıştı.

Gelen cetvellerde bir kısım vatandaşın isim, adresleri, san'at nevileri tespit edildikten sonra harpten evvelki servetleri, harp içindeki kazançları gösterilmişti. İzmen'e servet ve kazançlara ait rakamların nasıl tespit edildiğini sordum. Gülerek, 'Sadece tahminde bulunmuşlar' dedi. Hakikaten rakamların mesnedi, ipe sapa gelir tarafı yoktu. Benim dikkatimi çeken nokta, vekaletin yazısındaki tefrik idi. O güne kadar bu yolda bir ikiliğe şahit olmamıştım" diyerek ilk ayrımcılığın bu yazı ile başladığını anlatıyordu Ökte.

Saraçoğlu: Fiyat politikası da var

Varlık Vergisi'nin Şükrü Saraçoğlu'nun dikte ettirmesi ile bir CHP milletvekili tarafından kaleme alındığını anlatan Ökte, ancak anılarında bu milletvekilinin ismini vermiyordu. İstanbul'da hazırladıkları raporun dikkate alınmamasından sonra Maliye Bakanı Fuat Ağralı ve Özel Kalem Müdürü Şevket Adalan ile dönemin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu ile görüşmek üzere Ankara'ya gittiklerini vurgulayan Faik Ökte, "Benim gibi defterdar olarak İzmir'e gönderilmekte olan Mümtaz Tarhan ile Saraçoğlu'nun karşısına çıktık. Saraçoğlu, hazırlanan kanunu beğenip beğenmediğimi sordu. 'Bazı itirazlarım var' dedim. 'mesela' dedi.

'Benden 300 milyon isteniyor. Kanuna göre bu paranın 15 gün içinde, nihayet bir ayda tahsili lazım. Mükelleflerin bu müddette likid para bulamamalarından endişe ediyorum' dedim. Başbakan'ın yüzü karmakarışıktı. 'Bu işin içinde fiyat politikası da var delikanlı. Malları piyasaya dökeceğim. Senin düşündüğün bir yandan varittir. Ben bu ihtimali de nazarı dikkate aldım. Fiyat hakkındaki emellerimiz tahakkuk ettikten sonra sana istediğin muhletleri zamanında vereceğim" dediğini anlatıyor.

Ve bu son görüşmenin ardından, 12.11.1942 tarih ve 4305 sayılı kanunla Varlık Vergisi uygulanmaya başlanıyor. Önce tek bir kanun olarak düşünülen Varlık Vergisi Kanunu'na ileveten 17.9.1943 tarihinde 4501 ve 15.3.1944'te 4350 sayılı kanunlar da ekleniyor. Varlık Vergisi Kanunu'nun çıkarılmasına ilişkin kanun teklifinin altında Şükrü Saraçoğlu, Numan Menemencioğlu, Ali Rıza Artunkal, Recep Peker, Fuat Ağralı, Hasan Ali Yücel, Ali Fuat Cebesoy, Hulusi Alataş, Raif Karadeniz, Şevket Raşit Hatipoğlu, Fahri Engin, Behçet Uz'un imzaları bulunuyordu. İstanbul'daki Varlık Vergisi uygulamalarını CHP adına Suat Hayri Ürgüplü denetliyordu. Daha sonra Başbakanlık da yapan Ürgüplü'nün verginin uygulanışı sırasında, müdahalelerinin de olduğu Ökte'nin anılarından anlaşılıyor.

Vergiye direnenler tespit edildi

Yoğun bir çalışmanın ardından Varlık Vergisi ile ilgili listeler İstanbul Valisi Lütfi Kırdar'a tasdik ettirildikten sonra Emniyet Müdürlüğü'ne gönderiliyor. Vali Yardımcısı Muzaffer Akalın'la biraraya gelen istanbul Defterdarı Faik Ökte, vergiye direnenlerin tespit edilmesini istiyordu. Gayrımüslimlerden Gad Franko, Şekip Adut, Faracci İlh listeye en büyük tepkiyi gösteren zenginlerin başında geliyor.

Gayri müslimler 6 gruba ayrılırken; Fevkalade sınıf, orta sınıf, beyannameliler, iratlılar, seyyarlar ve hizmet erbabı olarak adlandırılıyor. Müslümanlar ise fevkalade sınıf, orta sınıf, beyannameliler ve iratlılar olmak üzere 4 grupta toplanıyor.

Bunun dışında anonim şirket sahipleri(AŞ), büyük çiftçiler(BÇ) ve emlak sahipleri(ES) de ayrı bir tasnife tâbi tutuluyor. Vergi mükelleflerinin belirlenmesinde nasıl bir tasnifin yapılacağına ilişkin oluşturulan komisyonda; Halil Alan, Sami Şehbenderler, Şükrü Birgili, Bülent Yazıcı, Sait Ergin, Arif Arıkan, Memduh Aytür, Burhan Ulutan, Cahit Kayra, Fahri Tigrel, Münir Mostar, Yekta Teksel, Rıfat Onan, Barık Uluğ, Esat Gürsü, Necmi Tanşu ve Derviş Gılavayer alıyor. Savaş sırasında 5000 liranın üzerinde emlak edinenlerin haksız kazançlarını ise Fazıl Ayanoğlu, Ekrem Türkay, Hayati Savran, Hilmi İmre, Tevfik Demiroğlu, Selahattin Cin, Cemalettin Tunç, İrfan Aktan, Zekeriye Sezer, Ali Ege, İbrahim Güneş, Fazıl Tüzün, Hilmi Kıratlı, Saim Temiz, Yekta Teksel, Barık Uluğ ve Derviş Gılava belirliyor.

Dönmeler nasıl listeye eklendi?

Gayrimüslim ve Müslümanlar'la ilgili listelerin hazırlanmasından sonra Maliye Bakanı Şevket Adalan, listeleri Ankara'ya götürüyordu. Adalan'ın Ankara temasları sırasında listeye yeni bir sınıf eklenmesi icap ediyordu: Dönmeler... Bunun üzerine 'Salkım Hanımın Taneleri' filmindeki Halit Bey gibi sonradan Müslüman olmuş dönmeler bir anda kendilerini fevkalade zenginler grubunda buldu. İsyan bu noktadan sonra kontrol edilemiyordu bile. Ökte, dönmelerle ilgili kararı anılarında şu sözlerle özetliyordu: "Bir kelime ile sinir manzumemizden Hitler'in isterik raşaları geçmeye başladı.

Hepimiz soğukkanlılığımızı, bilhassa maliyecinin farik vasfı olan ölçüyü kaybettik. Bu ruh haleti tahsilatın ilk aylarından bile az çok hepimize hakim oldu." Bu dönemler arasında haksızlığa uğrayanların sayısı gözden kaçmazken bazıları ise bu süreçte büyük servet edinmenin yolunu bulmuştu. Dönmelerden bazıları Ankara'daki nüfuzlarını kullanarak gayrimüslimlere ait fabrika ve arsaları yok pahasına satın alarak, daha düşük bir vergi ödeyerek büyük servetlere konmaya başlamıştı. Ökte, anılarında bunlara oldukça ilgniç örnekler verirken, kargaşadan doğan zenginlerden birçoğunun bugünün ünlü aileleri olması dikkatlerden kaçmıyor.

YUNUS NADİ SON ANDA YIRTTI

İstanbul'daki tıp merkezlerinin önemli bir kısmı gayrimüslimlerin elinde olduğu için doktorların ve diş tabiplerinin de gelirlerindeki artışla Rıfat Onat görevlendiriliyordu.

Denizcilikten servet edinenlerden Bülent Yazıcı, avukatlardan Suat Hayri Ürgüplü, yağcılar, keresteciler ve celeplerden ise Muhtar Sinanoğlu sorumlu tutuluyordu.

Azınlıklardan toplanan paraların maliyeye kaydından ise Ali Alaybek, Mehmet Ali Adalan, Fikri Ökte, Saim Atmaca, Tevhid Rasim Duru, Muhtar Diyadin, Emin Süleyman Erguz, Faruk Ömer Berk, Nezihi Tüzünay ve Hayrettin Saraçoğsorumluydu. Bu ekip içinde Saraçoğlu ailesinden ve Adalan ailesinden isimlerin konmuş olması dikkatlerden kaçmıyordu.

Vali devreye girdi

Defdarlığın hesaplamalarına göre İstanbul'dan toplam 300 milyon vergi toplanması hedefleniyordu. Ancak İstanbul'daki komisyonun verginin hangi oranda alınacağına ilişkin kararı Ankara'da onaylanmasına rağmen vergi daha da artırılmıştı. Başbakanlık'tan gelen gizli emirlerde özellikle Yahudiler'in genel ortalamanın üzerinde vergiye tâbi tutulması isteniyordu.

Bunun üzerine İstanbul Valisi Lütfi Kırdar Ankara'ya giderek Milli Şef İsmet İnönü, Başbakan Şükrü Saraçoğlu ve Maliye Bakanı Fuat Ağralı ile görüşerek fevkalade Müslümanlar ile gayrimüslimlerin, beyannameli Müslüman (M)ve Gayrmüslim(G) gruplarının vergisinde yüzde 10'lük bir indirim sağladı.

Kırdar bununla da kalmayarak meslektaşları olan doktorlara da bir kıyak geçti. Faik Ökte'nin anılarında oldukça ilginç bir cümle yer alıyor:

"Bu arada Yunus Nadi'ye tarh edilen milyonluk vergi de suya düşmüştü." Böylece Cumhuriyet Gazetesi'nin sahibi devlete büyük oranda vergi vermekten kurtarılmış oluyordu. Ancak Nadi ile birlikte bazı CHP'ye yakın bazı gazetelere de benzer kıyakların çekildiği biliniyordu.

Vergiye kriter zor bulundu...

Kimden ne kadar vergi alınacağına ilişkin listelerde oldukça ilginç kriterler vardı. Gayrimüslim ve Müslümanlar'a ait anonim şirketlerden ayrım yapılmaksızın, 1941 yılı net kazancının o yılın vergi ve zamları çıkarıldıktan sonra toplam kazancın yarısı Varlık Vergisi olarak alınıyordu. Savaştan olağanüstü kazanç sağlayan Müslüman grubun vergisi, son yıllarda elde ettikleri kazancın 1/8 oranındaydı. Gayrimüs-limlerden savaşın son yılında kazancın yarısı kadar vergi alınması benimsenmişti. Gayrı safi gelir üzerinden kazanç vergisi veren Müslümanlar'ın Varlık Vergisi, 1941 yılı kazancının vergisi ve zamlarının toplamı kadardı. Büyük çiftçilerin varlıklarının yüzde 5'ine el konulması öngörüldü. Emlak sahibi gayrimüslimlerden fevkalade sınıfına girmeyenler emlak vergisinin 1500 lirasının üstünde kalan kısmı kadar vergi verecekti. Bunun anlamı 500 lira mülkü olan gayrimüslimlerden 3500 lira vergi alınmasıydı. 3000 liradan aşağı gelir vergisi olan Müslüman emlakzedelerden ise hiç vergi alınmadı. Seyyar tüccarlara ise 500 lira vergi salındı. Aylığı 40-50 lira olanlar vergiden muaf tutuldu. Mihver teba olarak anılan Yahudiler, mühtekirler, dönmeler, G M arası bir muameleye tâbi tutuldu.


ERCAN YAVUZ


Devam Sayfaları
1 | 2 | 3

Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
 

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED