AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

D İ Z İ
Yassıada'ya o gün siyah bir perde indi

"Öğleden sonra saat dörde doğru iskeleden iki hücumbot kalktı. Bunlar idam ve ömür boyu hapse mahkûm edilenlerdi. Hafif cezalara çarptırılanlar giderek uzaklaşan botları kayboluncaya kadar seyrettiler. Yavaş yavaş inen akşam Yassıada'nın üstüne geceyle beraber hiçbir kudretin kaldıramayacağı siyah örtüyü serdi."

Demokrat Parti'den Manisa Milletvekili seçilerek Meclis'e giren Samet Ağaoğlu, 1950-60 arasında Çalışma, Sanayi ve Devlet Bakanlığı yaptı. 27 Mayıs'ta tutuklanarak Yassıada'ya gönderildi. Ömür boyu hapse mahkum edildi. 1964 yılında çıkarılan bir afla tahliye edildi. Merhum Ağaoğlu, 27 Mayıs ve Yassıada günlerini "Arkadaşım Menderes" ve "Marmara'da Bir Ada" isimli iki kitabında yer verdi. Ağaoğlu'ndan yaptığımız alıntılar Yassıada Mahkumları'nın, Ada komutanının ve mahkeme heyetinin ruh hallerini yansıtıyor.

Yassıada kimin aklına geldi?

27 Mayıs'tan sonra Demokrat Parti sorumlularını Yassıada'ya taşımak ve mahkemelerini orada yapmak fikri kimin aklına gelmiştir bilmiyorum. Bazılarına göre Cemal Gürsel'in. Yalnız daha sonra bir söz işitmiştik. Buna göre İhtilal'den kısa bir süre önce Ada'da yeni ve asıl projesinde bulunmayan bazı koğuşların yapılması için Demokrat iktidar Milli Savunma Bakanı'nın yazılı emri vardı. Bu adayı bir devrin sorumlularını yargılama yeri olarak düşünen kim olursa olsun bir gerçeği de kabul etmek lazım. İhtilalciler veya namına hareket ettikleri insanlar bir darbe ile yıktıklarını bu adaya zincirlemek yoluyla, isteyerek, istemeyerek 27 Mayıs'ın hatırasını ölümsüzlüğe eriştirmişlerdir. Yassıada şimdiden sonra 27 Mayıs'tan tarihte kalacak, mimarı korku ve vehimler olan abidedir.

"Yassıada'dan sağ çıkacak mıyız?"

Acaba Yassıada'dan çıkış hangi şartlar içinde olacaktı? Hafızalarda buraya geldikleri günlerin her bakımdan korkunç hatıraları bütün sesleri, renkleri, çizgileri ile yaşıyordu. Devlet yönetiminde yüklenmiş oldukları sorumlulukların karşılığı asker ve sivil rütbeler bir kenara itilerek dövülmüşler, sövülmüşler, yerlerde sürüklenmişlerdi. Kumandan ve onunla beraber bulunan Milli Birlik Komitesi'nin bir üyesi, Fazıl Akkoyunlu bu dövülme, sövülme ve sürüklenmeleri yapanların bir deşarjı diye isimlendirmişlerdi o zaman. Ya bu deşarj, bu hiddet boşalması tükenmemişse, ya o kin, o gazap hâlâ devam ediyorsa? İhtilal'in lideri daha birkaç ay önce bir bahane ile, "Şu veya bu şekilde bir harekete kalkışanlar Yassıada'da bir yığın et ve kemikten başka bir şey bulamazlar" dememiş miydi?

"Cübbeli bir hoca yürüyordu"

16 Eylül Cumartesi sabahı. Saat belki yedi. Koğuşumuzun pencerelerinden bakanlar, yüz elli metre kadar ileride, küçük bir katlı binanın önünde ambulanslardan biriyle jipi gördüler. Sarıklı, siyah cüppeli bir hoca, şoförün yanına biniyor. Önde jip, arkasında ambulans hareket ediyorlar. Pencereden bakanlar, "Olanlar oldu?" diye düşündüler. Hava güzel, dallarda kuşlar ötüyor, deniz koyu mavi sularıyla sallanır gibidir. Karşıdaki tepe yeni doğmuş güneşin aydınlığı içinde gülümsüyor. Evet bu güzel, hayat dolu sabah bir şeyler oldu. Fakat kim? Kimler? Bu sırada kapı açıldı, Binbaşılarından biri girdi. Yüzü sararmıştı, yorgun, uykusuz gözlerle mahkûmlara bakıyor, "Arkadaşlar" diyor, "Milli Birlik Komitesi, üç kişi, Menderes, Zorlu, Polatkan hariç diğerlerini affetti." İçimizden biri sordu: "Ne oldu o üçü?" Binbaşı, "Öğrenirsiniz elbette" diyerek dışarı çıkıyor. Adnan Bey dün hastaydı, kendisini öldürmek istemişti, Ada'ya da getirilmemişti. O halde Fatin ve Hasan! Belki Adnan Bey... Ruhumuzun karanlıklarında seherler doğabilir mi acaba? Yine o gün ölümden dönenlerle müebbet hapis mahkûmları buluştular. Hazin bir karşılaşmaydı bu! Ölümden dönenlerin anlattıkları da korkunç!

Savcı'nın başı eğikti

"Ben on üçüncü gruptaydım ve başında! Adımımı salona atar atmaz gözlerim iki renkle doldu: Koyu siyah, koyu kırmızı! Siyah, yanından geçtiğim ve tam karşıma düşen avukatlarda hâkimlerin cübbelerinden; koyu kırmızı, dinleyicilerin çoğunluğunu teşkil eden subayların yakalarıyla savcılar ve hâkimlerin manşet ve yakalarından doğuyor ve bu iki renk birbirine karışarak büyük salonu kızıl bir karanlığa boğuyordu. Bu garip karanlıkta yüzler daha da beyazlaşmış gibiydi. En başta olan yerime gidince avukatım ve ablam Süreyya Ağaoğlu'na baktım. Onu hiçbir zaman böyle acı yüzlü görmemiştim. Savcı'ya baktım, başı eğikti. Başol'a baktım, önündeki kâğıtları okuyor denilebilirdi. Başka hiç kimsenin yüzünü hatırlamıyorum o günden. Manzara, kararların çok ağır olduğunu bir anda sezdirmişti." Öğleden sonra saat dörde doğru Yassıada'nın Marmara yönündeki iskelesinden iki hücumbotu kalktı. Bunlardan birinde idama mahkûm edilmiş on beş insandan on dördü vardı. İkincisinde ölünceye kadar ağır hapse mahkûm 43 kişi. Hiçbiri nereye götürüldüklerini bilmiyorlardı. Geride kalan, daha hafif cezalara çarptırılmış yüzlerce insan gittikçe uzaklaşan hücum botları koğuşlarının pencerelerinden gözden kayboluncaya kadar seyrettiler. Yavaş yavaş inen akşam da Yassıada'nın üstüne geceyle beraber artık hiçbir kudretin kaldıramayacağı siyah örtüyü serdi.

'Git söyle, bir an önce assınlar beni'

Ölüme mahkûm olanlar İmralı'ya çıkar çıkmaz, kolları arkadan kelepçelenerek, aralarından dördü bir odaya, kalanları karanlık, dar hücrelere kapatıldılar, sabahın dördüne kadar ölümü beklediler. Kanuna göre eller arkaya ölümden en çok yarım saat önce, mahkûm, bulunduğu yerden sehpaya götürülmek için alındığı zaman bağlanır. Mahkûmlar bu şekilde dokuz saat kaldılar. Arada sırada gardiyanlar ağızlarına su verdi, birkaç lokma ekmek ve domates yedirdi. Yassıada'nın meşhur bir doktoru şöyle bir yüzlerine bakarak "Asılabilirler!" dedi, elleri arkadan bağlamanın verdiği maddi acı, Kalafat gibi bazılarında o dereceye geldi ki, gardiyana yalvardılar: "Git söyle bir an önce assınlar beni, dayanamıyorum ağrıya artık!" Ölümü bu şartlarla bekleyen 12 insan Başsavcı'nın müjdesini!!! başlarında Bayar, çok basit bir haber gibi dinlediler, verilen çayı sükûnetle içtiler, en ufak ne sevinç, ne sinirlenme belirtisi göstermeden, kendilerine o gece için hazırlanan yataklara uzandılar.

 

Diğer Bölümler
1 | 2 | 4 | 5 | 6 | 7



 
Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Abdullah Muradoğlu


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED