AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

D İ Z İ
CHP ve İsmet Paşa darbenin içindeydi

Abdülmelik Fırat anlatıyor: "O gün bir binbaşı ve bir astsubay bana geldiler, hemşehrilerimdi. 'Darbeyi Halk Partisi mi yönlendiriyor' diye sorduğumda, 'Hayır, ordu bu işte tek başınadır' dediler. Yanlıştı. İsmet Paşa desteklemese bu darbe olmazdı. Öyle ki Menderes'in ailesi bile inanmıştı İsmet Paşa'ya."

Yassıada anılarını yazan tanıklardan biri de Abdülmelik Fırat. DP Erzurum Milletvekili iken tutuklanarak önce Harbiye'ye, daha sonra da Yassıada'ya götürülen Fırat idam cezasıyla yargılandı, ancak 5 yıl hapse mahkum edildi. Bir süre Kayseri Cezaevi'nde kalan Abdulmelik Fırat daha sonra çıkan bir afla tahliye edildi. Abdulmelik Fırat, Yassıada'yı yaşayan tanıklardan hayatta kalan birkaç Demokrat Partili'den biri.

Fırat, 27 Mayıs ve Yassıada safahatına ilişkin ilginç anekdotlar anlatıyor:

"27 Mayıs öncesindeki gelişmeleri dikkatle takip ediyordum. Hemşehrimiz olan subaylar vardı. Bana gelip, 'darbe hazırlıkları yapılıyor, niye gidip Menderes'e anlatmıyorsunuz' diye beni sıkıştırırlardı. Ben de duyduklarımı Menderes'e anlatıyordum, maalesef fayda vermedi. Menderes ihtilal olacağına asla ihtimal vermiyordu. Bana, 'Asker bana bağlıdır. Yanıma gelip bağlılıklarını bildiriyorlar" dedi. Çubuk'taki kumandan Erzurumluydu. Gani Bey vardı, sonra paşa oldu. Bingöllü subaylar vardı. Bana darbe olacağını onlar söylediler. Menderes darbeden önce Eskişehir gezisine çıkacaktı, benim de kendisiyle gelmemi istedi. Mazur görmesini istedim. Ailemi memlekete göndermek için hazırlık yaptım. Ankara'dan uzaklaşmaları iyi olur diye düşündüm.

'CHP'li milletvekili üniformalıydı'

O gün bir binbaşı ve bir astsubay bana geldiler, hemşehrilerimdi. 'Darbeyi Halk Partisi mi yönlendiriyor' diye sorduğumda, 'hayır ordu bu işte tek başınadır' dediler. Yanlıştı. İsmet Paşa desteklemese bu darbe olmazdı. Menderes'in ailesi bile inanmıştı İsmet Paşa'ya. Aydın Menderes, idamları durdurması için annesiyle İsmet Paşa'ya gitmiş. O da elinden geleni yapmış. Bu masaldı. İsmet Paşa bu işi hazırlayıp, ona versinler istiyordu; ama vermediler; orada ipi kaçırdı. İktidarı ona da vermediler; ümit ettiğini yakalamayınca, darbeye karşıymış gibi davrandı. CHP'liler işin içindeydi.

Evim, Kavaklıdere Büklüm Sokak'taydı. Etrafımızda DP'li milletvekillerinin evi vardı, her sabah erken kalktığım için pencereden subayların bu evlere girdiklerini gördüm. Yanlarında CHP'nin Ocak Başkanı bir zat vardı, evleri gösteriyordu. Beni o gün aldılar, Meclis'in orada Koraltan'ın evi vardı, ev kurşunlanmıştı. Sonra Harp Okulu'nun önüne geldik, bazı CHP'li milletvekilllerini orada, nümayişçilerin arasında gördüm, bir tanesi Selim Soley'di, asker elbisesi giymişti. Okulun önünde biriken CHP'liler DP'lileri yuhalıyorlardı. Bize de hücum etmeye çalıştılar, bizi getiren subaylar bırakmadılar. Kapıdan girerken bir dipçik geldi, yana çekildim, cama değdi, şangur şungur kırıldı. Meclis'e gidip gelen bir askeri doktor vardı, subay elbisesi giymişti, kapıdan içeri girdiğimizde üzerimizi de o aradı.

Adaları hiç görmemiştim. Bir hisarın karşısında indik. Bizi Yarbay Tarık Güryay elinde sopasıyla karşıladı. Bizi indirince, sıra halinde tek tek götürdüler koğuşlara. Tarık Güryay ve yanındakiler bize 'Siz bir hırsızın peşinden gittiniz. Türkiye'nin paralarını çalıp, Rusya'ya kaçacaktınız değil mi?' dediler. Askerlere de bunları anlatmış ve kandırmışlar. Hatta, DP'liler talebeleri öldürüp, Et Balık Kurumu'nda kıymaya karıştırmışlar gibi iddialara bile inandırmışlar herkesi. Adaya getirilen milletvekillerine çok kötü muamele yapıyorlardı. Bizden sonra, bakanlar da getirildi. Lütfi Kırdar, İstanbul'un eski valisi. Sağlık Bakanı'ydı. Yaşlıydı, iri yarıydı; bir çelme atmışlardı, düşmüş, alnı kan içinde kalmış. Bizim koğuşa gelince, yanına gittim, alnındaki kanı sildim. Mahkemede ifade verirken düşüp kalp sektesinden vefat etti. Bunu hiç unutmam.

'Sibirya'dan bile kötü'

İçimizde Genelkurmay Başkanlığı yapmış insanlar vardı, kuvvet kumandanları vardı. Genelkurmay Başkanı Şükrü Erdelhun, önceki Genelkurmay Başkanı DP milletvekili İsmail Hakkı Tunaboylu vardı. 70-80 yaşında insanlardı. Koğuşlar ile yemekhane arası mesafeyi tek sıra halinde yürüyorduk. Burada sıradan çıkanları tekme tokat dövüyorlardı. Tunaboylu hasta ve yaşlı olduğu için sırada duramıyor. Her seferinde torunu yaşındaki teğmenler tarafından aşağılanıyor, tekmeleniyordu. Eskişehir milletvekili vardı; eski bir asker. Bir gün baktım, ağlıyor. 'Niye ağlıyorsun?' dedim, 'Bütün camları kapatmışlar, buraya da ilaç sıkmışlar, sinek gibi görüyorlar bizi. Birinci Cihan Harbi'nde esir düştüm, Sibirya'ya gittim. Sibirya'da burada yapılan zulmün onda biri bile yoktu. Bu ağrıma gidiyor, eski bir askerim' diyordu.

'Vurma Ragıp Vurma'

Arkadaşları teselli babından memleket türküleri söylerdim, o hüzünlü boğucu havayı dağıtmak için. Sürekli sürgünlerde yaşayan bir aileye mensup olduğum için aşılıyız biraz. Elle gelen düğün bayram misali. Hayatında bu tür sıkıntılar yaşamamış insanlar için Yassıada katmerli bir ceza gibiydi. Ben de bu yüzden havayı dağıtmak için ara sıra türkü söylerdim. Mesela Kayseri yöresinden, 'Atımı bağladım nar ağacına/yar götürdü beni darağacına/Vurma Ragıp vurma nar danesiyem/Anamın babamın bir danesiyem'

Güryay çok sert adamdı

Yassada kumandanı Yarbay Tarık Güryay çok sert adamdı. Bu yüzden özel olarak onu görevlendirmişler. Aslen Elazığ'lıydı. 'Fakir bir çamaşırcı kadının oğluyum, çok zor şartlarda okudum, siz bilmezsiniz tabii bunları' derdi. Çok kin duyardı DP'lilere. Çok içerdi. Hamido'yu birkaç kez zindana attı. Hamido'nun yatağının altında bir tel, bir de ranzanın çemberinden koparılmış bir parça buldular. Hamido, 'bununla ispirto ocağı yapıp çay yapıyorum' dedi, ama inandıramadı, suç aleti sayıp zindana attılar. Bağırdığı zaman müstekreh bir sesi vardı Güryay'ın.

'Yapma Hamido'

'Hamit Fendoğlu, meşhur Hamido, kimseyi takmazdı. Koğuşta, birisi Menderes'e Bayar'a söz etti mi, yakasına yapışırdı. "Mebus olunca güzeldi; şimdi aleyhine konuşuyorsunuz? Buna müsaade etmem" derdi. Ondan çok korktukları için bana gelip, "Hamido'ya söyle bize saldırmasın" derlerdi. Hamido'nun ranzasının üst katında Edirne Milletvekili Rasih Bey vardı. Menderes'e ileri geri laf etmiş. Hamido kafayı takmış. Rasih Bey biraz kımıldasa ranzasında, Hamido aşağıdan tekmeliyor, "Sallanma, rahatsız ediyorsun" derdi. Adam korkudan kımıldayamıyor. Ben, "Yapma Hamido! Adam sekte-i kalpden gidecek" diye uyarırdım. Hamido'ya DP nümayişleriyle ilgili dava açmışlardı. Sonra mahkemede Bayar ve Menderes'i savunduğu için maddesini değiştirip, idamla yargıladılar. DP'nin Kaba Kuvvetler Komutanı diye ad taktılar. İdam cezasıyla yargılanmasına rağmen çok neşeliydi.'

'Bizi sivrisinek yaptılar'

Bitlis Milletvekili Nusret Barut, 27 Mayıs'tan önce ihtilal olacağı söylentileri duyarmış. Muş Milletvekili Şefik Çağlayan'a sorarmış, "Ne olacak?" diye. Şefik Bey de "Elimizde DDT var, sıkarız, olur biter, merak etme" dermiş. Yassıada'dayken bir gün koğuşun pencerelerini kapattılar, içeri DDT de attılar. Müthiş bir koku, dayanılacak gibi değil. Barut, Çağlayan'a bağırıyor: "Şefik Bey, Şefik Bey, DDT DDT deyip duruyordun, bak sivrisinek biz olduk".

Bayur'a maşrıkı azam derdim

Rahmetli İbrahim Kirazoğlu güzel Kur'an okurdu. Bir de Mustafa Bey vardı Konya milletvekili, Ezher mezunuydu, o da güzel okurdu. Kirazoğlu Kur'an okuduğu zaman Hikmet Bayur dışarı çıkardı. O bana Şeyhul Eşyah, Şairlerin Şeyhi, derdi, ben de ona maşrıkı azam diye takılrdık. Niye dinlemiyorsun, dışarı çıkıyorsun dediğimde 'Kirazoğlu Arapça konuşuyor birşey anlamıyorum' derdi. Bağımsız milletvekiliydi, ama İsmet Paşa'ya hücum ederdi. Bu yüzden onu da getirdiler.

Yargılamalar komediydi

Mahkemeler tam bir komedi tiyatrosuydu. Salonda özel tutulduğu anlaşılan insanlar, nara çekerler, yuhalarlardı. Ön tarafta Yarbay Güryay teşkilatıyla orada olurdu. Hakimler ise yüksekçe bir yerde bulunurlar. Böyle bir manzara. Hakimler emir komuta zinciri içinde nasıl talimat alıyorlarsa, öyle hareket ediyorlar. Samet Ağaoğlu bir keresinde başkanın muhâkeme tarzını eleştirdi. Salim Başol orada sıkışınca, "Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor" dedi. Hukuk mukuk diye bir şey yoktu Yassıada'da.

 

Diğer Bölümler
1 | 2 | 3 | 5 | 6 | 7



 
Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Abdullah Muradoğlu


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED