|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Başbakan ve Türk heyeti son ana kadar olumlu bir sonuç çıkarmak için elinden geleni yaptı. Ancak,görüşmeleri yürüten Bot, Erdoğan'a "Teklifinizi kabul ederiz ama biz de Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasını isteriz" deyince ip koptu....
17 Aralık Cuma sabahı sıkıntılı başladı. Konsey'e giden Erdoğan ilk iş olarak Hollanda Başbakanı Balkenende'ye çekincelerimizi anlattı. Ve taleplerimizi dikkate almamasını sert ifadelerle eleştirdi: "Sizlere bunları daha önce söylemedik mi? Hassas olduğumuz konuları hâlâ neden önümüze getiriyorsunuz?" Biz, Kıbrıs paragrafının değiştirilmesi veya önerdiğimiz cümlenin metindeki ifadenin altına konulmasını istiyorduk. Bu metni kabul etmek demek, herşeyin yanında Ada'dan asker çekmeye mecbur kalmak ve yeni Loizidiu davalarının tazminatlarını üstlenmek demekti. Gül, muhataplarına, "Kıbrıs 30 yıllık bir sorundur. AB, bu masada bir oldu bitti yapamaz" diyordu. Gül'ün sözleri bir açıdan "böyle bir sorunu birkaç saat içinde çözmek size mi kaldı?" anlamına geliyordu. Türk heyeti cümleye itiraz edince, Hollandalılar, "Sizin istediğinizi, metnin sonuna, Türkiye'nin görüşü olarak ekleyelim" dediler. Bunun hiçbir bağlayıcılığı yoktu, tabii ki kabul edilmedi. Ayrıca, metnin paraf edilmesi de isteniyordu ki bunun da kabul edilmesi mümkün değildi. Sonunda Balkenende görüşme için süre istedi ve iki heyet de odalarına çekildi. Hollanda Başbakanı, İngiltere Başbakanı Blair, Almanya Başbakanı Schröder ve Yunanistan Başkanı Karamanlis ve Rum lider Papadopulos'la bir araya geldi. Bot: İsteklerinizi kabul ettik! Bir süre sonra, Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot içeri girdi ve doğruca gidip Türk heyetinin arasına oturdu. Sakin bir tavırla, "İstedikleriniz kabul edildi" deyince heyet şaşkınlıkla birbirine baktı. Acaba, uykusuz saatlerin ardından sorun çözülüyor muydu? Bot, "Metni düzelttik" deyip devam etti: TBMM'nin 6 kanunu geçirdiğini metinden çıkardık... Herkes şaşırmıştı. Hollanda Dışişleri Bakanı asıl sorunlarla ilgili tek kelime etmiyordu. Zaten çok önceden yapılması gereken ve AB memurlarının ihmal ettiği bir düzeltmeyi olumlu bir gelişme olarak takdim ediyordu. Bu ilgisizlik ve bilgi eksikliği de can sıkıcı olmuştu. Çözümün imkansızlığı anlaşılmıştı ve birkaç saniye sonra ipleri koparacak diyalog başladı. Ve ipler kopuyor Türk heyeti son kez, "Kıbrıs'la ilgili 19. paragraf dursun, peşine de Türkiye'nin görüşü eklensin" deyince Bot, ipleri koparan bir teklifte bulundu: "O zaman biz de yeni bir paragraf ekleriz. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasını müzakereler için ön koşul olarak metne yazdırırız!" Bot'un önerdiği cümle şöyleydi: "Müzakereler başlamadan önce Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıyacaktır." Bir dakika içinde, geçici çözüm havası dağılmış ve ipler kopma noktasına gelmişti. Erdoğan, Bot'un cümlesi biter bitmez ayağa kalktı. Odada da sesler yükselmeye başlamıştı. Gül meslektaşına, "Niye böyle yapıyorsunuz? Bunu hak etmiyoruz" deyince, Başbakan devreye girdi: "Boşuna anlatmayın, adamların niyetleri belli!" Ardından da tarihi resti çekti: "Thank you very much… Bye bye..." Eliyle de bürokrat heyetini göstererek, "Artık siz onlarla görüşürsünüz" deyip ayağa kalktı. Zirvenin sonunda bir açıklama yapılması gerekiyordu. Bot, "Sayın Başbakan bir açıklama yapmanız lazım" dedi. Erdoğan, "Onu da yapmıyorum" dedi. Bot, "Hiç olmazsa Sayın Dışişleri Bakanı kalsın" dedi. Başbakan, "O da kalmıyor" deyip, bürokratlar dahil heyeti alarak Konsey binasının 7. katındaki odaya çıktı. Erdoğan odasına çıkar çıkmaz hemen "Uçağı hazırlayın, dönüyoruz" talimatını da verdi. B Plânı, şikâyet metni! Bu arada, Conrad Otel'de bekleyen Türk ve yabancı basın mensuplarına yapacağı açıklama için de hazırlık yaptırdı. Bazı cümleleri kendisi yazdırıyordu: "Şunu da koyun metne... 600 bin Rum için 72 milyonluk Türkiye gözden çıkarıldı. Bu bir Hıristiyan dayanışmasıdır!" Erdoğan, daha sonra Prof. Dr. Nabi Avcı'yı Conrad Otel'e gönderdi. 14.00'de yapılacağı ilan edilen basın toplantısı için metin yazılacaktı. Daha Konsey binasında metne girmesi gereken cümleler üzerinde tartışılmış ve olumsuz sonuca göre senaryo hazırlanmıştı. Avcı otele geldiğinde "Bu iş bitti, kalkıyoruz" diyordu. Otelde de Hüseyin Besli bekliyordu. İkili baş başa vererek üç metin hazırladılar. Biri olumlu biri olumsuz biri de mutedil. Sonuçta mutedil olan metin kullanıldı. Olumsuz metinde Başbakan, AB'yi samimiyetsizlikle eleştiriyor ve Türkiye'nin hakkının yendiğini belirtiyordu. Blair'e "bekle biraz" sürprizi Erdoğan'ın rest çektiği haberi kısa sürede Konsey binasına yayılmış ve AB liderleri harekete geçmişti. Önce, Tony Blair gelmek istedi ama bir sürprizle karşılaştı. Erdoğan'ın çok sinirli olduğunu bilen Egemen Bağış, İngiltere Başbakanı'nın görüşme talebini ileten Ankara Büyükelçisi Peter Westmacott'a "Bir dakika sayın büyükelçi" dedi. "Sayın Başbakan şu anda çok sinirli, Sayın Blair'le görüşmek istemezse siz çok zor durumda kalırsınız. Önce kendisine bir sorayım." Blair'in görüşme talebi kendisine iletilen Erdoğan, "Buyursun gelsin" dedi ve birkaç dakika sonra da İngiltere Başbakanı Erdoğan'ın odasına geldi. Blair, "Neler oluyor Sayın Erdoğan?" deyince Başbakan bir daha uzun uzun Türkiye'nin taleplerini anlattı. Muhatabı şaşkın bir şekilde, "E, biz bunları zaten kabul ediyoruz" deyince odadaki herkes birbirine baktı. Ortada, ya inanılmaz bir iletişim kopukluğu ya da bir iyi polis-kötü polis oyunu vardı. Erdoğan işi şansa bırakmadı: "Rumları tanıma anlamına gelecek hiçbir şeyi kabul etmeyiz, haberiniz olsun!" Ardından, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in kapıda olduğu haberi geldi. Erdoğan, nezaketen Blair'e, Almanya Başbakanı'nın da içeri gelmesinde bir sakınca olup olmadığını sordu, "Gelsin tabii" cevabını aldı. Schröder de hemen heyecanla söze girdi: "Finale tam 5 dakika kala böyle bir şey yapmayın. Bugüne gelmek için çok uğraştık, heba etmeyelim" dedi. Bunlar dürüst değil... Ardından, Türk heyetinin o sırada pek sempati duymadığı Hollanda Dışişleri Bakanı Bot odaya girdi. Sonra da İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi… Liderlerin adından Başta Jack Straw olmak üzere bazı Dışişleri Bakanları da Türk heyetinin yanına gelmişti. Oda tamamen dolmuştu ve artık Türkiye'nin isteklerinin yerine getirilmesi dışında bir seçenek kalmadığı havası da doğmaya başlamıştı. Bir yandan da Erdoğan'ın Bot'a öfkesi sürüyordu. Hollandalı Bakanı işaret ederek, "Bunlar dürüst değil, sözlerini tutmuyorlar" dedi. Bot, bu tavrın intikamını almak için zirvenin ertesi gün yaptığı açıklamada, "Fransa ile Avusturya referandumda Türkiye'nin üyeliğini engeller" diyecekti. Hıristiyan Kulübünüz hayırlı olsun! Başbakan hışımla koridoru geçip odasına doğru ilerlerken yolda Türk heyetini gören Avrupalı politikacı ve bürokratlar da durumdan habersiz "Nasıl gidiyor?" gibi sorular soruyorlar ama heyetten ters cevaplar alıyorlardı. Birinde, Belçika Dışişleri Bakanlığı Danışmanı "Durum nedir?" deyince Başbakan'ın Danışmanı Egemen Bağış dayanamadı ve "İş bitti... Hıristiyan Kulübünüz hayırlı olsun!" cevabını yapıştırdı. Danışman şaşkınlıkla heyetin arkasından bakakalmıştı. 1. Bölüm: Bizi değil AB'yi ikna edin!
|
|
|
|
|
|
|