|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Başbakan Erdoğan, rest çektikten sonra neşelenmişti. Dışişleri Bakanı Gül ise, baştan beri sürdürdüğü dengeli ve diplomatik tavrını sürdürüyordu. Başbakan'a bundan sonra sakin olması tavsiyesinde bulununca, Erdoğan gülerek, ""Abdullah bey, ben söyleyeceğimi söyledim rahatladım. Bundan sonrasını onlar düşünsün!" dedi.
17 Aralık Perşembe günü öğle saatlerindeki Kıbrıs resti ve liderlerle yapılan görüşmelerden sonra Başbakan Tayyip Erdoğan'ın kararlılığı belli olmuştu. İbre de Türkiye'den yana dönmüştü. Erdoğan, "Abdullah bey, ben söyleyeceğimi söyledim rahatladım. Bundan sonrasını onlar düşünsün!" dedi. Bu rest, Başbakan'ın keyfini yerine gelmişti, odada espriler yapılmaya başlanmıştı. Karşısındaki tavır o kadar canını sıkmıştı ki görüşmeler sırasında Gül'ün "sakin olun" uyarıları için bile "Bir de Abdullah bey bana sakin ol diyor" diyordu. Heyetler görüşmeye geçti. Dönem başkanlığı, Dışişleri bürokratları ve Konsey uzmanları biraraya gelerek Türkiye'nin taleplerini birer birer metne yazmaya başladılar. Önce, belgenin Türkiye tarafından imzalanması veya paraf edilmesi şartı kaldırıldı. Ardından da Kıbrıs'la ilgili cümle kabul edildi. Türkiye, müzakere başlayana kadar ancak anlaşma olması durumunda Kıbrıs Cumhuriyeti de dahil olmak üzere yeni üyelerle ilgili Gümrük Birliği Protokolünü imzalamayı kabul edecekti. Aslında Avrupalılar her aşamada Türkiye'ye verilen şeylerin çok yeterli ve gerekli olduğunu düşünüyordu. Hatta Çarşamba akşamı Schröder ve Berlusconi de "bundan iyisi olamaz" diyerek Türkiye aleyhindeki havayı iyice pekiştiriyorlardı. Ertesi gün iki lider de çözüm için inisiyatif alacaklardı. Hayal kırıklığı: Chirac Tarihi zirvede Türk heyetini ve özellikle Başbakan Erdoğan'ı en çok şaşırtan Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac oldu. Bir gece önce Fransız televizyonunda yaptığı konuşmayla Türkiye üzerinde çok olumlu bir hava estiren Chirac, zirve süresince Türk heyetine hiç yakınlık göstermedi. Önceden planlanmamış olmasına rağmen, bir araya gelmeleri beklenen Erdoğan ile Chirac arasında bir görüşme de yapılamadı. Fransa, Türkiye'nin ikna edilmeye çalışıldığı saatlerde üst düzeyde bir inisiyatif de almadı. Dahası, Başbakan'ın konsey üyeleriyle el sıkışmak için salona girdiği sırada Chirac salonu terk ederek selamlaşmanın bitmesini bekledi. Sonra yeniden konsey toplantı salonuna dönerek soğuk bir hava estirdi. Metin yarım saatte değişti... Perşembe günü öğle saatlerinde hızlı bir çalışma sonucunda metne son şekli verildi... Tam üyelik hedefini ifade eden müzakere kapısı açılmıştı. Türkiye 3 Ekim 2005'te İngiltere'nin dönem başkanlığı sırasında AB ile müzakerelere başlayacaktı. "Anchor" kelimesi metinde kaldı. Yani, "müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması durumunda Türkiye'nin AB' ye çapalanacağı" cümlesi yazıldı. Metnin başına "Türkiye istediği taktirde.." ibaresi eklendi. Bunun yanısıra Ankara'nın önem verdiği konulardan birisi olan "sürekli derogasyonlar" paragrafında da, küçük bir kelime değişikliği yapıldı. Kısıtlamaların (derogasyonlar) sürekli değil, kısıtlama hakkının sürekli olması kararlaştırıldı. Bu ibare genel hükümler içine alınarak bütün aday ülkeler için geçerli hale getirildi gibi gösterilse de sadece Türkiye ile ilgili metinde bu hükme atıfta bulunularak bize özel olduğu belirlendi. Hırvatistan için böyle bir atıf yapılmadı. Aslında, Brüksel'e gelene kadar Kıbrıs konusu bu üç önemli konu arasında Kıbrıs üçüncü sıradaydı. Ancak, zirve sırasında kriz tamamen Kıbrıs üzerine odaklandı. Bir anlamda, Türkiye'ye mesafe koymak ve engel çıkarmak isteyen bütün Avrupa Birliği üyeleri için Kıbrıs bir fırsat olmuştu. Bu nedenle Türk heyeti de ağırlığı Kıbrıs'a vermek zorunda kaldı. Bu tanınma değildir! Yeni metin oluştuğunda bu kez takdimin nasıl yapılacağı sorunu ortaya çıktı. Türk heyeti, sonuç bildirisini açıklayacak Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende'den basın mensuplarının Kıbrıs'la ilgili soru sorması durumunda metindeki ifadenin Kıbrıs Rum Kesimi'ni tanıma anlamına gelmeyeceğine dair söz aldılar. Hatta, Balkenende'nin "bu tanıma anlamına gelmez" cevabını verebilmesi için çanak soruyu soracak gazeteci de belirlendi. Ama, yabancı medya da konuyla o kadar ilgiliydi ki soru plansız olarak başka bir gazeteciden geldi. Hollanda Başbakanı da "Türkiye bu metinle Kıbrıs'ı tanımış olmuyor" dedi. Benzer bir ifade de Erdoğan tarafından Konsey'in kapanış oturumunda yapıldı. Erdoğan son kez sahnede Türkiye ile ilgili tarihi kararın finalinde yaşanan son skorun ise, Kıbrıs'la ilgili 19. paragrafın imzalanmasında çıktı. Hollanda, Başbakan Erdoğan'dan bu paragrafı imzalamasını istedi. Erdoğan ise, "Benimle birlikte Balkenende ve AB Komisyonu Başkanı Barroso da imzalarsa kabul" dedi. Bu teklif reddedilince bu kez Gül'ün imzası istendi. O zaman da "Bot'la Gül birlikte imzalasın" önerisi götürüldü. Hollandalılar bunu da kabul edemedi. Türk heyeti imzanın AB Daimi Temsilcisi gibi bir büyükelçi tarafından atılmasını istiyordu ama buna da yanaşmadılar. Bu kez bir başka bakanın imza atması formülü devreye girdi. Heyetteki Devlet Bakanı Beşir Atalay'da karar kılındı. Hollandalılar, Atalay'ın bu konuda yetkili olup olmadığını da merak ediyorlardı. "Tabii ki yetkili, kendisi devlet bakanıdır" cevabını alınca rahatladılar ve Atalay'la birlikte Hollanda'nın AB Bakanı Atzo Nikolai ve AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn birlikte 19. paragrafa imza attılar. Son pürüz de böylelikle aşılmış ve Türkiye AB kapısını ardına kadar açmıştı. Chirac: Arkandan yürüdüm ama yetişemedim Erdoğan, Chirac'ın zirve sonunda kendisiyle tokalaşmaması olayına açıklık getirdi. Erdogan, kendisine karşı tavır olarak yorumlanan bu olaya ilişkin, "Bugün telefonla konuştum. Öyle tavır filan yok. 'Arkadan yürüdüm, yetişemedim' dedi. Tavır filan olmadığını söyledi. Brüksel'de aldığımız sonuçtan dolayı tebrik etti" diye konuştu. SMS TRAFİĞİ Bitti, dönüyoruz... OK, hallettik! Brüksel Zirvesi iletişim imkanlarının da en yaygın bir şekilde kullanımına sahne oldu. Özellikle, canlı yayında bulunan televizyonların "son dakika" verme yarışı nedeniyle kritik anlarda cep mesajları deveye girdi. Basın, görüşmelerin seyrini heyete yakın isimlerin mesajlarıyla öğrenmeye çalıştı. Çoğu kez iki kelimeyi geçmeyen SMS'lerin içeriği görüşmelerin seyrine göre değişiyordu. Çarşamba gece yarısı ve perşembe öğleye kadar genelde şöyle mesajlar geçildi: "The end... Bitti, dönüyoruz... İş koptu... Masaya tekme attık... Odayı terkettik... Uçak hazırlandı..." Çözüme yaklaşıldığı anlarda ise mesajların içeriği de değişti: "Toparlanıyor... Kabul ediyorlar... Üçte üç... Tamamdır... Anlaştık!.." Gelen her mesaj birkaç saniye içinde, canlı yayından ekrana yansıyor, Türkiye'ye duyuruluyordu. YAPILMAYAN KONUŞMA
"Kararlılıkla ülkemize dönüyoruz!"
Yazılanlar, yazılmayanlar, yanlış yazılanlar... Bu dizide ağırlıklı olarak Brüksel Zirvesi'nden medyaya yansımayanlara yer vermeye çalıştım. Dizide yer vermediğim bazı olaylar ise zaten daha önce hem bu köşeye, hem de diğer gazetelere yansımıştı. Bazı bilgiler ise zirvedeki trafiğin yoğunluğundan olacak, yanlış yansıyor. Hükümetten bir yetkilinin 16-17 Aralık günlerinde Genelkurmay'ı arayıp bilgi verdiği gibi... Haber atlama endişesiyle, önceki gün bu bilgiyi üç ayrı kaynağa sordum ve böyle görüşme olmadığı bilgisine ulaştım. Ardından da zaten Genelkurmay Başkanlığı böyle bir görüşmeyi teyid etmediğini açıkladı. Bununla birlikte şüphesiz, bazı olayların doğrulanması ve yazılması için de biraz zaman geçmesi gerekecek. (MK) 1. Bölüm: Bizi değil AB'yi ikna edin!
|
|
|
|
|
|
|