Bed suratlı bitli paşa
Bed suratlı bitli paşa

Hırvat asıllı Rüstem Paşa, 1505 yılında Saraybosna yakınlarında bir köyde doğdu. Enderuna alınınca savaşçılığı sebebiyle İran'ın efsânevî savaşçısı Zaloğlu Rüstem'in ismi uygun görülmüştü kendisine. 1526 Mohaç Seferi'nde Kânûnî'nin silahtarıyken mirahur-u evvel vazîfesiyle enderuna alındı. Pâdişahın gözüne girince Diyarbakır beylerbeyi oldu. Daha sonra da Anadolu Beylerbeyi.

BED SÛRETLİ PAŞA

Kendisinden bahsedenler, savaşçılığı dışında hiçbir müsbet yönünden söz etmezler. İç güzelliği gibi, dış güzellikten de yoksun olan Rüstem Paşa, öylesine aksi sûretli bir adamdı ki; hayâtı boyunca bir defâ olsun gülümsediğini gören olmamıştı. Daha çok Kânûnî'nin büyük oğlu Şehzâde Mustafa'nın katlinde başrol oynamasıyla meşhur oldu.

EN TALİHLİ SADRAZAM

Osmanlı târihinin en tâlihli sadrazamlarından biriydi Rüstem Paşa. Hayâtı boyunca tâlih kapıları ardına kadar açılmış, her işi yolunda gittiği için hızla ikbal basamaklarını tırmanmıştı. Cihan hâkânı Kânûnî Sultan Süleyman Hân'ın tek kızı ve o dönemde dünyanın en zengin prensesi olan Mihrimah Sultan'la evliydi. Kânûnî'nin tek dâmâdı idi.

BİTLİ PAŞA

Rüstem Paşa yüce mevkîlere ufacık bir bitin sırtında yükseldi. Hikayesi şöyle: Cihan pâdişâhı Kânûnî Sultan Süleyman Han, biricik kızı Mihrimah Sultan'ı evlendiriyor. Tâliplerin haddi hesâbı yok. Fakat Kânûnî, Rüstem Paşa'yı seçiyor. Diğer damat adayları bu izdivâca engel olabilmek için dolaplar çeviriyorlar, biri de, Rüstem Paşa'nın cüzzamlı olduğunu iddiâ edip, pâdişâhı vazgeçirmek. Bu haberi duyan pâdişah haberin aslını-astarını araştırmak üzere hekimbaşısı Mehmet Halîfe'yi Rüstem Paşa'ya gönderip kontrol ettiriyor. Hekimbaşı, Rüstem Paşa'yı detaylı bir muâyeneden sonra, çamaşırlarında bir bite rastlıyor. Ve müjde yüce pâdişâha ulaştırılıyor. Zîrâ cüzzamlılara bitin gelmeyeceği iyi biliniyor. Bu hâdiseden sonra da Rüstem Paşa, hasımları tarafından "Kehle-i ikbâl" (Tâlih Biti) diye anılıyor.

İKBAL MERDİVENİ

Rüstem Paşa, devrin sadrazamı Hadım Süleyman Paşa ile 2. Vezir Husrev Paşa'nın bir divan toplantısı esnâsında kavga edip azledilmeleri üzerine başvezir oldu. Bu kavgaya sebep olarak da yine Rüstem Paşa gösterilir. 2 defâ sadrazamlık makâmına getirilen Rüstem Paşa'nın ilk sadâreti 8 sene sürmüştü. Şehzâde Mustafa'nın şehâdetinden sorumlu tutulduğu için halkın ve ordunun yoğun baskısıyla sadâretten azledilen Rüstem Paşa 2 sene sonra, yerine geçen Kara Ahmet Paşa'nın idamıyla yeniden sadrazam oldu. Ölene kadar da bu vazîfede kaldı. 12 Temmuz 1561 de 56 yaşında sadrazamlık makâmında iken istiskâ (vücutta su toplanması) hastalığıyla vefât etti. Mezarı, Şehzâde Câmii hazîresindedir.

TAŞLICALI YAHYA'NIN BEDDUASI

Rüstem Paşa iyi bir devlet adamı ve iyi bir savaşçıydı. Fakat Şehzâde Mustafa gibi cengâver, civanbaht bir veliahtın canına kıyanlar safında yer alması, bütün bu meziyetlerine gölge düşürdü. İlim ve sanat adamlarına, şâir ve yazarlara, kısacası kalem ehline karşı oldukça hasis (cimri) davranmış, hiçbiriyle iyi geçinememişti. Bu yüzden de ne bir müverrih, ne bir şâir görülmemiştir ki Rüstem Paşa'yı kötülemiş olmasın. Tüm mersiyeler, ölen kişiyi överken, tek istisnâ ve türünün tek örneği olan Taşlıcalı Yahyâ'nın mersiyesinde, ölen Rüstem Paşa'ya yergiler düzülmüştür. Şehzâde Mustafa için yazılan 15 mersiyeden en meşhuru, Taşlıcalı Yahya'nın mersiyesidir. Rüstem Paşa, Taşlıcalı Yahya'yı, 38 yaşında şehid edilen bu şehzâde-i bedbaht için yazdığı mersiye ile orduyu ve halkı kendisi aleyhine ayaklanmaya teşvik ettiği suçlamasıyla îdâm etmek istemiş lâkin araya giren Kanuni şâiri korumuş, belki hayâtı boyunca ilk ve tek olmak üzere bir veziri azarlamıştı. Rüstem Paşa'nın, bütün bunların yanı sıra, bir Osmanlı târihi yazacak kadar kültürlü olduğunu söylememek de hakkını yemek olur.

Sarayın çiçeklerini bile sattı

Rüstem Paşa gelmiş geçmiş en zengin sadrazam olma unvânına sahipti. Devletin bâzı makam ve memurluklarını parayla satacak kadar paragöz, sarayın has bahçesindeki çiçekleri satıp paraya çevirecek kadar da onursuzdu. Esâsen Kârun kadar zengindi Rüstem Paşa. Fakat para kazanma hırsı ölünceye kadar durmak bilmedi. Rüstem Paşa'dan geriye bir yığın mîras kalmıştı. Bir o kadar da eser. Bunların en meşhuru, Eminönü'ndeki çinileriyle meşhur Rüstem Paşa Câmii'dir.