Alooo! "Alo 170 Kayıt Dışı İhbar Hattı" mı?

İsterseniz önce Türk-İş''e bağlı Liman-İş Sendikası tarafından hazırlanan raporda yer alan bazı bilgileri sıralayalım:

Rapor, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı''nın 2009 Ocak itibariyle açıkladığı toplam işçi sayısı ve toplam sendikalı işçi sayısının gerçeği yansıtmadığına işaret ediyor. Bakanlık bu konuda sırasıyla şu sayıları vermiş: 5 milyon 434 bin 433 ve 3 milyon 205 bin 662. Bakanlığın saptadığı "sendikalaşma oranı" ise yüzde 58.9.

Liman-İş, bakanlığın bu tespiti sadece kayıtlı işçi sayısını göz önüne alarak yaptığını hatırlatıyor. Bakanlığın verdiği "sendikalaşma oranı"na ilişkin görüşü de şöyle: Toplu sözleşme hakkı bulunmayan kamu çalışanları hariç bırakıldığında, Türkiye''de ücretlilerin sendikalaşma oranı 2007''de yüzde 6.1''dir. Sendika bu oranın 1988''de yüzde 22.2 olduğuna da dikkat çekiyor.

SSK''ya kayıtlı işçilerin sendikalaşma oranına gelince: Liman-İş''in raporuna göre, bu oran da yüzde 45.7''den (1988) yüzde 15.7''ye (2007) düşmüştür.

Son olarak raporun bugünkü konumuz olan "kayıt dışı istihdam"a ilişkin sonuçlarını da aktaralım: "Birçok çalışmada Türkiye''de kayıt dışı istihdam oranının yüzde 45-50 düzeyinde seyrettiği bilinmektedir. Özel sektörde kayıt dışı çalışan milyonlarca işçinin birçok hakkı olmadığı gibi, sendikalaşma hakkı da yoktur."

İşte, memleketimizin istihdam ve sendikalaşmaya ilişkin manzarası böyle. Görüyorsunuz, "sosyal devlet"i anayasaya geçirmekle iş bitmiyor.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı da -mutlaka- Liman-İş''in çizdiği tablonun farkındadır.

Nitekim Faruk Çelik, geçen yıl, "Alo 170 Kayıt Dışı İhbar Hattı"nın açılışında yaptığı konuşmada "Türkiye artık kayıt dışı ayıbından kurtulmalıdır" diyordu. Çelik''in dileğine katılmamak imkansız, yerinde bir dilek bu. Ancak -hemen- şunu da hatırlatalım ki, bu dilek "yerinde" olmasına yerinde ama bakanın "kayıt dışı"dan bir "ayıp" olarak söz etmesi doğru değil. Değil, çünkü sonuç olarak ahlaki bir ilkeden değil, yasalara göre bir "suç" oluşturan bir seçimden söz ediyoruz. "Ayıp"ın ve "suç"un müeyyideleri aynı mı?

Çelik''in açılışını yaptığı "ihbar hattı" özellikle ilgimi çekti. "Bakayım" dedim internette gezinirken, "Bu hat kayıt dışı istihdamın azalması yönünde etkili olmuş mu?"

Konuyla ilişkin haberler eksik değildi. Bu haberlerin çoğu da "Kayıt dışı işçi çalıştıran patronlar yandı" türünden heyecanlı başlıklar taşıyordu. Bütün haberler "ihbar hattı"nın etkisine yönelik şu –tek- bilgiyi veriyordu: "Alo 170 İhbar Hattı''na gelen 300 bin ihbar sonucunda, 7 bin 200 kişi kayıt altına alındı."

Görüyorsunuz, 7 bin kişinin SSK''lı olması bu 7 bin kişi açısından hayırlı bir gelişmeyse de, "ihbar hattı"na yapılan ihbar sayısı göz önüne alındığında sonuç tam bir "hayal kırıklığı"ydı.

Aslına bakacak olursanız "ihbar hattı"ndan farklı bir sonuç çıkmaması son derece "normal"di. Düşünün: Kayıt dışı çalışan bir işçi çalıştığı işyerini ihbar edecek ve bunun sonucunda da SSK''lı işçiye dönüşecek? Olacak iş mi bu? Sanırsınız ki, kayıt dışı çalışanlar sadece "ihbar hattı" gibi dertlerini anlatabilecek bir hattan mahrum oldukları için bu cefaya katlanıyorlar. İhbar üzerine bir bakanlık yetkilisi işyerini ziyaret edip çalışma yasalarını hatırlatınca, kayıt dışını itiyat haline getirmiş işveren gecikmeden işçilerini sosyal güvenlik yasalarının şemsiyesi altına sokacak. Ayrıca dikkat ederseniz, hatta gelen ihbar sayısının (300 bin) yüksekliği de bayağı tuhaf. Bu yüksek sayının -ve alınan alçak sayıdaki sonucun- nereden kaynaklandığını bilmesek de, vatandaşların hizmetlerine sokulan bir "ihbar hattı" ile karşılaşınca gecikmeden telefona sarıldıklarını tahmin edebiliriz herhalde.

Bakanlığın web sitesinde de inceledim bu "ihbar hattı"nı.

Hattın açılış töreninin fotoğrafları bile var burada. Eğer kayıt dışı çalışıyorsan açıyormuşsun "Alo 170"i ve anlatıyormuşsun şikayetini. Bakanlık şöyle diyor bu hususta: "Türkiye''nin dört bir yanından Alo 170 Kayıtdışı İstihdam Hattı''nı arayan herkes; sıcak bir dost sesiyle karşılanacak, iletilen her türlü soru ve sorun, empatik bir yaklaşımla sahiplenilerek, en hızlı şekilde çözülecektir."

Kayıt dışı çalışanlar hadi, doğru telefon başına, "ihbar hattı"nın dost ve "empatik yaklaşımı" sizi bekliyor!

O halde, madem ki "ihbar hattı" açılmış bulunuyor, ben de bulunayım bir ihbarda:

Yaşadığımız şehirde, yani İstanbul''da (korsanlar hariç) taksi sayısının 25 bini bulduğu söyleniyor.

Bu taksilerin plakasının tanesinin 500 bin liradan aşağı olmadığı da söyleniyor.

25 bin takside (çift vardiya) 50 bin sürücü çalışıyor.

Bu 50 bin sürücünün çok büyük kısmı (%95?) çalıştıkları taksinin sahibine (iki vardiya üzerinden) günde 200 lira kadar bir kira ödüyor.

Taksi sahiplerinin ödediği verginin çok düşük (200 bin?) olduğu da biliniyor.

Ama nedense 50 bine yakın taksi sürücüsü "kayıt dışı" çalışıyor-çalıştırılıyor.

Görüyorsunuz, "ihbar"a filan gerek olmayan, her gün görüp kullandığımız bir sektörden söz ediyorum.

Peki madem ki durum böyle, hükümet ilgili bakanlığın önerisi ile, bu 50 bin taksi sürücüsünü kayıt altına alacak bir düzenlemeyi niçin yapmaz? Hükümet taksi sahibi olmadığına göre bu işi niçin erteler durur?

Bakalım "ihbar"ımız değerlendirilecek mi?

Son söz olarak şunu da –bir kere daha- hatırlatayım: Kayıt dışı istihdam ile mücadele yollarının başında sendikalar-sendikalaşma gelir.