Seçimden önce, "Aman ha, Ak Parti'ye oy vermeyin, ülkenin imajı perişan olur" diyenler vardı; ülkemizin imajının hiç son yıllardaki kadar düzgün olmadığını bilen biri olarak bu uyarıyı anlayamıyordum. Seçimin sonuçlarını görmem gerekiyormuş... Gerçekten birileri, Ak Parti'nin güçlü bir biçimde sandıktan çıktığı seçimden sonra Türkiye'nin imajını zedelemek için devreye girmiş bulunuyor...
Önceki gün, Wall Street Journal (WSJ) gazetesinde, Soner Çağaptay imzasıyla bir yazı yayımlandı. Yazar Washington Institute (WINEP) adlı kuruluşun Türkiye masası başında bir Türk. WINEP İsrail'in radikal Likud Partisi'ne yakın bir düşünce kuruluşu. Türkiye de ilgi alanında. Çağaptay'dan önceki Türkiye uzmanı ülkemizde bayağı tanınıyor: Alan Makovsky...
Tüyleri diken diken eden bir makale bu... Seçimden yeni çıkmış bir ülkeden ve halkın yarısının oy verdiği bir partiden nasıl söz ediyor, okumalısınız... Her gün yüzlerce yazıya göz atıyorum, elma ile armudu bu denli kasıtlı birbirine karıştıran bir yazı okuduğumu hatırlamıyorum.
Örnek vereyim.
Gerçekleri ters yüz etmeye kararlı yazar, Amerikan yönetiminin hoşuna gidebilecek bir konuyu bile çarpıtmayı göze alabilmiş. Irak ve Afganistan'a giden lojistik desteğin dörtte üçünün Türkiye üzerinden geçtiğini söylüyor; "Ee, ne var bunda?" diyecek Amerikalıları hemen uyararak: "AKP Washington'la iyi ilişkilerden yarar gördüğü halde, hükümet, bu ilişkiyi Türk halkına açıklamıyor..."
Türkiye'ye gelmiş ve 17 yaşında iki gençle konuşmuş yazar, gençler kendisine ABD'nin Irak'ta işlediği savaş suçlarından söz etmişler... "AKP'nin iddialarını bana aktardılar" diyor... Bana gelseydi, kendisine, Başbakan Tayip Erdoğan'ın, hem de seçim öncesinde, "1 Mart tezkeresi geçmeliydi" dediğini aktarır ve eklerdim: "17 yaşındaki iki Amerikalı'yla Irak'ı konuşsan, onlar sana ne anlatırdı? Amerikan askerleri Irak'ta işledikleri savaş suçlarından yargılanıp ceza yemiyorlar mı?"
Çağaptay'ın yazısında "Ak Parti Türkiye'nin İsrail'le iyi ilişkilerini berbat etti" iddiası da var. Savunma ihalelerine abone İsrail artık eskisi kadar para kazanamıyormuş Türkiye'den; "Gerçi savunma sanayinde daha az ihale açılıyor, ama..." deyip bunu da yazıyor İsrail'in Likud Partisi destekli WINEP uzmanı...
Sanki WINEP yönetimi, 'Türkiye uzmanı' sıfatını taşıyan maaşlı elemanına, "Seçim sonuçları ABD'de demokrasi ve liberalizm ile ilintilendirilip Ak Parti lehine yansıtılıyor; bunu tersine çevirecek bir yazı kaleme al" buyurmuş; adam her şeyi tersine çeviren bir yazıyla varlığını ispatlama çabasında. Bereket eş zamanlı olarak yüzlerce olumlu yazı çıkıyor da Amerikan basınında, bizdeki Fox-TV'nin de sahibi olan Murdoch'un gazetesinde çıkan bu 'küfürname' yalnızları oynamaya mahkûm...
"Seçimden sonra Türkiye'nin imajı zedelenecek" diyenlerin gösterebilecekleri ikinci örnek İsrail basınından... The Jerusalem Post gazetesi de WINEP çizgisinde yayınlar yapıyor. En şaşırtıcı olan ise, Barry Rubin'in tavrı... Geçen hafta Türkiye'deymiş Rubin, seçimi İstanbul'da izlemiş... Milliyet'ten Kadri Gürsel kendisiyle yapılmış "AKP'yle 20 yıl daha mümkün" başlıklı bir röportaj yayımladı gazetesinde. Milliyet'e söyledikleri ile Jerusalem Post'ta çıkan iddiaları arasında dağlar kadar fark var Rubin'in...
İsrail'de bir araştırma kurumunun yöneticisi Barry Rubin Ak Parti'den kuşku duyduğunu saklamasa da, Türkiye'de kendisini bulup söyleşen gazetecinin, "Yabancı basında AKP'nin tanımlanması hususunda bir kafa karışıklığının olduğunu görüyorum. Bazıları, İslami köklü, bazıları eski İslamcı, bazıları ılımlı İslamcı, bazıları da aşırı muhafazakâr diyor. Siz ne diyorsunuz?" sorusuna gayet mülâyim bir cevap veriyor: " Ben 'İslami yönelimli' derdim. Bu yönde belirli bir duygu ve eğilimleri var, ama tam olarak da değil. Ya da 'İslami kökenli' derdim, arka planlarını anlatmak için; ama 'İslamcı' demezdim."
Beyrut'ta İngilizce yayınlanan Daily Star gazetesinde de yazıları yayımlanıyor Rubin'in; oraya yazdığı son yazı da 'mülâyim' cinsten... Fakat Jerusalem Post yazısı Soner Çağaptay'ın karbon kopyası gibi... "Görüştüğüm her eğilimden Türk bana aynı kurbağa öyküsünü anlattı" diye giriyor yazısına ve "Kurbağayı haşlamak için kızgın suya batırmazsın, soğuk suya koyup ateşin derecesini yavaş yavaş artırırsın, tam alıştığını sanırken haşlanıp pişer..."
Konuya eğilmem seçim öncesinde işitip okuduğum "İmajınız zedelenir" tezi yüzünden ya, seçim sonrası okuduklarımdan hareketle geliştirdiğim kendi tezimi sizlerle paylaşmak isterim: Çağaptay ve Rubin gibilerin tersine çabaları, Türkiye'nin dünyadaki imajını artırır...