Ana sesi, hak sesi…

Rojbin Tugan’ı yıllar önce Hakkari’de tanımıştım. Şemdinli’de bir kitapevine atılan bomba sonrası bölgeye giden heyette yer alıyordum. Rojbin ABD’de okumuş, aktif, Hakkari’de yaşayan insan hakları ihlalleriyle uğraşan bir hukukçuydu. Hepimizi etkilemişti. Daha sonra kimi televizyon programlarında, kimi konferanslarda karşılaştım Rojbin’le.
Rojbin ve ailesi dertliydi. 
Kardeşi hapishanedeydi ve “garip” bir dosyayla mahkum edilmişti.
Aile hak peşinde koşmaya devam ediyor.
Rojbin’in annesinden gelen bir mektubu yayınlamak istiyorum bugün.
“Bir anne olarak sizden ricam şunu görmenizdir: Yaşadığımız bir sanığı, dosyadaki somut delillere dayanarak cezalandırma davası değil, bir ailenin tümünü cezalandırma davasıdır. Zulme boyun eğmeyen bir aileden, hiçbir hukukî temele ve standarda dayanmayan sözümona bir “dava” ile küçük oğlu cezalandırılarak  o aileden alınan kör bir intikamdır.

Devletin resmi laboratuvarının rapor verip “temiz, bölgemizdeki hiçbir olayda kullanılmamış” dediği bir silahla yakalanan oğluma, dosyada atılı iki suç da delil ve şahitlerle çürütülmesine rağmen, devlet 17 yaşındaki bir çocuğa o örgütü kurup yönetenlerle aynı cezayı veriyorsa ve 24 yıldır adaletsizliğinde direniyorsa, bütün bu dava kör bir intikam değil de nedir Sayın Bayramoğlu?

Devletin savcısı 12 yıl 9 ay istiyor, Diyarbakır DGM onaylıyor. Yargıtay bozup, “Olmaz, buna idam verin” diyor. DGM hemen buyruğu yerine getiriyor. Serhat’a İdam cezası veriyorlar ama bir “İyilik” yapıyorlar, yaşı küçük olduğu için idam cezasını müebbete çeviriyorlar. Bizzat devletin savcısı isyan ediyor, 1990’lar gibi bir dönemde, “Bu sanık bu cezayı hak etmedi, bu ceza haksız, fazla” diye idam kararını temyiz ediyor.  Ama Yargıtay Nuh diyor, peygamber demiyor. Ceza onaylanıyor.

Rahmetli kardeşim, SHP Hakkâri Milletvekili ve SHP’nin 1989’daki Kürt raporunun yazarı Avukat Cumhur Keskin ve aile dostumuz rahmetli Avukat Şerafettin Elçi çok uğraştılar. Dosyayı Yargıtay Genel Kurulu’na götürdüler. Adil olmaları, toplumun vicdanını temsil etmeleri gereken Yargıtay yargıçlarından birisi, Şerafettin Bey ve eşim Abdulhafız Tuğan’a şöyle demiş:  “Biliyoruz, Serhat Tuğan’ın beraat etmesi lazım. Ama biz bunu orada (Yargıtay Genel Kurulu) diyemeyiz. Dersek, bizi de onun (Serhat’ın) yanına korlar.”
Kızım Rojbin ve avukat arkadaşı Sennur, bit yeniğini buldular: Dava o kadar zorlama ki, Serhat’ıma, onunla aynı kod adını taşıyan (Şervan) bir başka genç için tasarlanan suçu yüklemişler. Rojbin ve avukat arkadaşı…. Serhat’ı, atılı tüm suçlardan aklayan dosyayı ispat-kitap mahkemenin önüne koyup yeniden yargılanma istediler. Yine reddedildi.

Tüm kapıları yüzümüze kapattılar. Bizi, ailemizi topyekûn, mahkûm ettikleri kapkaranlık hücreye geçen yılın sonunda biraz ışık sızdı: Mirzabeyoğlu Davası. İstanbul 19. Ağır Ceza Mahkemesi, Serhat gibi, artık olmayan asker üyeli DGM’de mahkûm edilen Sayın Mirzabeyoğlu’nun talebini kabul etti, yeniden yargılanmasına karar verip kendisini cezaevinden salıverdi.

Ben de çocukların arada bahsettiği Twitter’de  Rojbin’e Serhat’ım için bir hesap açtırıp yeniden denemeye karar verdim.

İnsan bu kadar zulümden sonra, umut etmeye korkuyor, ama ben ve eşim Hafız, 6 tane vicdanlı evlat yetiştirdik ve vicdanlı insanlardan hiç umut kesmedik. Ben de Serhat’ın dosyasını sizin vicdanınıza havale ediyorum. Bir gazeteci olarak bakın, bu ülkenin Reisicumhuru’nu bir şiir okudu diye 4 ay hapseden o DGM benim Serhat’ımı da nasıl 24 yıldır haksız, hukuksuz zindanda tutuyor. Kaldırdılar şiire bile tahammül etmeyen, çocukları değil, ailelerini, şehirlerini, herkesi mahkûm edip, korku salmak isteyen mahkemeleri 11 yıl önce. O hukuksuz mahkemelerin saldıkları korku işe yaramadı, sadece yaralar açtı her yürekte.
Kendi payıma ben iki cihanda bu adaletsizlikten davacıyım. Oğluma çektirdikleri, bana, eşime, dışarıdaki 5 evladıma, sırf Kürt olduğumuz için, sırf “Kürdüz” dediğimiz için, Kürtçe konuşup Kürtçe giyindiğimiz için, zulme boyun eğmeyip sesimizi kısmadığımız için, mağdurlara kapımızı açtığımız için hayatı zindan eden bu ceberut devletten kıyamete kadar davacıyım!

Serhat, bu devletin medeni dünyaya karşı utancından ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği mahkûmiyet ve para cezalarından kurtulmak için ortadan kaldırdığı, asker üyeli DGM’lerin verdiği kararla 24 yıldır zindanda. Bu hükümet durmadan o adaletsiz mahkemeleri kaldırmaktan söz ediyor. Kimse de çıkıp sormuyor: Peki o mahkemelerin hâlâ zindanda ömür tüketen mağdurları için ne yaptınız?
Serhat içeride, benle babası da burada ölmeden bu adaletsizliği gidermek, oğlumun bu hukuk garabeti davadan aklandığını görmek istiyorum. Bunun için sizden yardım istiyorum. Sesimi sizin gibi vicdanlı insanlara duyurmama yardım edin. Yoksa, Serhat 2021’e kadar çıkmayacak. O da, o zamana kadar yaşarsa...”

Bu sese kulak verin…