Kendi ayağına 'sıkmak'

6-7 Ekim olayları, zemini hazırlayan ya da olayları hızlandıran unsurlar neler olursa olsun, temel olarak, Kürt siyasi hareketinin 'şiddeti siyasi araç olarak yeniden sahaya sürme stratejisi'ydi.

Peki bu strateji Kürt hareketine ne kazandırdı?

Dış bir gözle bakıldığında, Rojava konusundaki kararlılıklarını gösterme (ancak sadece gösterme) dışında hemen hiç bir şey. Kaldı ki bu kararlılığı göstermenin tek yolu şiddeti oyuna sürmek değildi. Milyonlara varan kitlelerle yapılacak mitingleri şüphesiz daha olumlu sonuçlar verirdi.

Kobane'nin tahkim edilmesi ve düşmesinin engellenmesi bu stratejinin bir sonucu değildir. Uluslararası koalisyonun ve Türkiye'nin kendi çıkarları ve konumları açısından gösterdikleri hassasiyetle yakından ilgilidir.

Peki bedeller?

Şu satırlar dün gazetelerde yer alan bir haberden:

'HÜDA-PAR'ın Bingöl Karlıova teşkilatı üyesi Fethi Yalçın dün öldürüldü. Gösteriler sırasında PKK-HÜDA-PAR çatışması yaşanmış ve toplam 23 kişi hayatını kaybetmişti. PKK Diyarbakır'da 4, Mardin Dargeçit'te 2, Batman'da 1, Kızıltepe'de 1 kişinin ölümünden Hizbullah'ı sorumlu tutmuştu. HÜDA-PAR ise 7'si kendi üyesi 13 kişinin PKK tarafından öldürüldüğünü ileri sürmüştü. Hizbullah 12 Ekim'de yaptığı açıklamada bu saldırılara misli ile karşılık verileceği bilinmelidir' diyordu...

Bu olaylarla ilgili iki tez var. Biri iki grup arasında alan kavgasının alevlendiği yönünde. Diğeri kimi derin güçlerin tekrar devreye girdiği şeklinde. Bu derin güçlerin kontgerilla ya da dış kimi unsurlar olabileceğine dair yorum ve spekülasyonlar çeşitli.

Bu hadiseler, ister derin devletin eylemleri, ister kimi istihbarat teşkilatlarının oyunları, ister PKK-Hizbullah kavgasıyla bağlantılı olsun, sonuç aynıdır. Sonuç her anlamda siyasi alana şiddetin girdiğini, alan kavgası ve kaos tehlikesinin belirdiğini göstermektedir. Dahası Kürt siyasi hareketi açısından bakıldığında, sıkça söylediğimiz gibi, olaylar bu hareketin kontrolu altındaki alana yeni oyuncuların girmesine zemin hazırlamaktadır. Siyasi alanını 'kurucu şiddet' fikri üzerinden genişleten ve denetleyen Kürt siyasi hareketi bugün geldiği noktada ve barış süreciyle kazandığı enformel statü dikkate alınırsa, şiddet karşısında bu kez 'kaybeden' olmaya adaydır.

En önemli nokta ise şüphe yok ki, barış sürecinin bu çerçevede alacağı kimi kalıcı yaralar ve oyuna girecek üçüncü tarafların kalıcı etkinliği riskidir.

Bu noktaya gelinmesine yol açan şüphe yok ki 6-7 Ekim gibi ortamlardır.

Sorumluluk ise bu ortamları stratejik araç kılmaya çalışan anlayıştadır.

Bu, işin sadece bir yönü...

Pazar gününden bu yana Türkiye Gazetesi'nde Yıldıray Oğur, Yeni Şafak Gazetesi'nden Hilal Kaplan ve Markar Esayan, Hürriyet Gazetesi'nden İsmet Berkan yazılarıyla Başbakan Davutoğlu'nun HDP'ye, Demirtaş'a, HDP İmralı heyetine ilişkin kimi eleştirilerine yer vermişlerdi. Dün parti olarak HDP ve HDP İmralı heyeti bu yazıları, (başbakanın söylediklerini en az 54 kişi duyduğuna göre) aslında başbakanı yalanladılar.

Ancak bu yalanlamaların siyasi iktidar ile Kürt hareketi arasındaki konuşmadan çok bu hareketin kendi iç konuşmalarını ifade ettiği her haliyle bellidir. Nitekim HDP'liler, KCK adına böyle bir söz vermelerinin söz konusu olmadığını söylerken, özellikle KCK'ye konuşur bir görüntü sunmaktadırlar.

Anlamı nedir bunun?

Tek cümleyle: Kürt hareketinin iç siyaset sorunuyla bunalması ihtimalidir.

Bir başka yön ise Kürt sorunu uluslararası nitelik kazandığı ölçüde şiddet dışı, siyasi araçların Kürt hareketi için hayati bir önem kazanmasıdır.

Örneğin Kobane'nin konumu, Türkiye'ye yaptıkları baskı, oluşan uluslararası iklim Peşmerge'nin Rojava'ya geçişine zemin hazırladı. Bu, bir yardım adımı, ancak Kürt hareketinin istemediği bir adım. Zira o alanı kendisi kontrol etmeyi arzuluyor.

Özet şudur: Kürt hareketinin dayatmayla yol alamayacağını görmesi gerekiyor.