Keşke Fener Beşiktaş Galatasaray olmasaydı

Üniversite yıllarında Beşiktaş'ta ikamet ettiğim için mi yoksa siyah beyazlı forma hoşuma mı giderdi bilmiyorum, Beşiktaş'a çok büyük bir sempatim vardı.

Galatasaray ve Fenerbahçe'nin Türk futbolundaki 'oligarşisine' karşı sanki direnen tek takım Beşiktaş'tı.

Bunun için de hep itilen kakılan, İstanbul'un üvey evladı muamelesi gören takımıydı.

Galiba sempatim bundandı.

Hülasa, Beşiktaş'a duyduğum sempatinin futboldaki 'başarılarıyla' hiç alakası yoktu.

Zaten...

Trabzonspor 1. Lig'deki ilk 10 yılına 6 şampiyonluk sığdırdığı dönemde, Beşiktaş'ın (80 yılda) sadece ve sadece 3 şampiyonluğu vardı.

Avrupa dersen, FC Braşov'dan son 3 dakikada yediği 3 golle UEFA kupasına veda edişi (1974) dillere destandı. Neyse.

Yıldırım Demirören döneminden itibaren Beşiktaş'a sempatim bitti. Fener'e veya Galatasaray'a benzedi veya benzetildi yahut bana öyle geldi.

Peki Fener ve Galatasaray düşmanı mıyım?

Hayır, değilim.

Cemil Turan, Alparslan, Osman Arpacıoğlu sayesinde Fener'e hayrandım; sarı lacivertli renkler de ne yalan söyleyeyim hoşuma giderdi. (Sarı kırmızı renklere nazaran hâlâ da gider.)

Galatasaray'a gelince, Neuchatel Xamax zaferinden sonra İstanbul sokaklarına dökülenlerden biri de bendim.

Her şeyden evvel Altan Erbulak'ın da çizdiği gibi 'çarmıha gerilen' bizdik orda. 26. 10. 1988'de, İsviçre'de!

O maçın rövanşını heyecandan radyodan bile dinleyememiştim. (Dün gibi hatırlarım; Ulvi Alacakaptan ve rahmetli Hasan Nail Canat'la Birlik Sahnesi'nin ofisindeydik. 'Kara Geceler Efendim' adlı oyunum prova ediliyordu ve ben 5-10 dakikada bir maç sonucunu öğrenip dönüyordum.)

Yabancı takımlarla maç yaptığında ben hâlâ Türk takımlarını tutarım.

Türk takımlarını tutmama geleneğini bu ülkede Ömer Çavuşoğlu başlatmıştır. Çok sevimli bir adamdır ama (bu bakımdan) yatacak yeri yoktur.

Gelgelelim, İstanbul'un 3 büyük takımından hiçbirine sempatim kalmadı.

Galatasaray, Fener ve Beşiktaş'ın dışındaki tüm futbol takımlarını, yani, Göztepe'den Diyarbakırspor'a, Adanaspor'dan Malatyaspor'a, Erzincanspor'dan Vanspor'a, Karşıyaka'dan Rizespor'a, Akhisar'dan Karagümrük'e kadar tutuyorum.

Yüz yılı aşan mazileriyle Fener, Galatasaray ve Beşiktaş'ı Türk futbolundan çıkart geriye bir şey kalmaz, onu da biliyorum.

Ama bildiğim bir şey daha var: Matine suare herkesin top konuştuğu 70 milyonluk şu koca ülkenin futbol tarihi boyunca Galatasaray'ın UEFA kupası ve Şenol Güneş'li milli takımımızın da dünya üçüncüsü olmasının dışında elle tutulur tek bir başarısı yok.

Bizden 50 yıl sonra futbolla tanışan 10 - 15 milyonluk ülkelerin futbolda geldiği seviyenin bile altındayız.

Yeteneksiz miyiz, çalışkan mı değiliz?

Eskiden ağzını açan alt yapı yok diyordu, şimdi var.

Sorun nedir peki?

Bence esas sorun İstanbul'un mezkur 3 kulübüdür.

Zira...

Türk futbol sektörünü, medyasından federasyonuna kadar kontrol altında tutan bu kulüplerdir.

Anadolu takımlarının Fener, Beşiktaş ve Galatasaray'ın kendi aralarındaki zevkinin-rekabetinin konsomatrisi mesabesinden öteye geçmesini istemezler. Zaten öteye geçene de amiyane tabiriyle '(...) kalktı' muamelesi yapıldığı herkesin malumu.

Türkiye'deki bütün takımlar söz konusu bu üç futbol takımına (ağasına mı demeliydik) çalışırlar. O kadar ki, bir nevi alt yapı vazifesi görürler.

Hangi takımda bir yıldız veya yıldız adayı inkişaf ederse ânında parayı bastırıp kaparlar. Kulüp karşı çıksa ne fayda, futbolcuya laf dinletemezler.

Anadolu'da yıldızı parlayan her futbolcu zaten hedefine İstanbul'un mezkur üç takımını koyar.

Birçok haklı nedeni vardır bunun.

Bunlardan biri şudur: Üç takımın arasında 'al gülüm ver gülüm' haline dönen 'şampiyonluktan' zevk almak varken, neden mahut 'şampiyonlara' zevk veren bir takımın futbolcusu olsunlar?

İstanbul'un bu üç takımından birine kapağı atan her futbolcu da anında 'doymuş' hale gelir.

Artık üzerine bir şey koyma gereği de duymazlar.

Adı ister Burak Yılmaz ister Alper Potuk ister Mehmet Topuz ister Olcan Adın olsun fark etmez, gelecekleri yere gelmişlerdir ve işleri bitmiştir.

Daha büyük hayalleri olmaz. (Sergen Yalçın birçok yabancı kulüp tarafından transfer edilmek istenmişti, gitmedi. İstanbul güzel, Boğaz güzel, at yarışı güzeldi. Üç kulüp arasında dolaşmak neyine yetmezdi.)

Uzun lafın kısası, İstanbul'un üç takımı futbolcu 'eğitme' değil 'öğütme' merkezidir.

Bunların yüzünden Türk futbolu kadük kalmaya mahkumdur.

Bu ülkede kimsecikler Fener'in, Galatasaray'ın ve Beşiktaş'ın Türk futboluna ettiği fenalıklardan bahsetmez?

Buna cesaret bile edemez.

Kolay değil tabii, Türk spor medyası da bu üç kulübün kontrolündedir, anında aforoz ederler.