Fatih, gemileri niçin karadan yürütmüştü?

Fatih'in torunları olduğumuzu söylüyoruz övüne övüne ama Fatih'in, gemileri niçin karadan yürüttüğünü bilmiyoruz bile!
Nedir bu?
Tarih yapmış, tarihin akışını şekillendirmiş bir medeniyetin çocuklarının tarihsizleşmesi, tarih bilincini yitirmesidir, elbette!
GEÇMİŞ'LERİNİ BİLMEYENLER, GELECEĞE EMİN ADIMLARLA YÜRÜYEMEZLER
İlke şu: Tarih, geçmiş'le ilgilidir ama gelecek'le ilgilenir. Geçmişlerini bilmeyenler, geleceğe yürüyemezler.
Tarih bilincini yitiren bir toplum, özellikle de toplumun önünü açması beklenen sözümona “aydınlar”, zihnî felçleşme ve körleşme yaşar. Sadece tarihe değil bugüne de, geleceğe de şaşı bakar; önünü de arkasını da, bugününü de yarınını da, ülkenin önündeki engelleri de imkânları da göremez. Ve geleceğe aslâ emin adımlarla yürüyemez.
O yüzden fetih'le işgal'i karıştırır. Metamorfoz yemiş, pergelini şaşırmıştır çünkü.
Soru şu tam bu noktada: Bir ülkenin 'aydın'ları, fetih'le işgal'i niçin birbirine karıştırır ve aradaki ontolojik farkı niçin göremez ki?
Sömürge kafalı oldukları, bu topluma her zaman Batılı, dolayısıyla yabancı gözlüklerle ve şaşı baktıkları, o yüzden de zihinleri işgal altında olduğu ve körleştiği için, elbette ki!
O yüzden burası, önümüzü açacak kanatlandırıcı bir yol haritası ortaya koyamayacak kadar kendi'ne, tarihine, medeniyet birikimine ve ruhuna yabancılaşmış, celladına âşık sözümona “aydın” ama en çok aydınlanmaya bu figürün muhtaç olduğu gulyabaniler ülkesidir. Tarihsiz, tarihsiz olduğu için de fırtınalı denizde talihsiz ve tarifsiz kederler içinde oraya buraya savrulan yerini ve yönünü şaşıran şaşkınlar memleketi.
Fetih'le işgal'in farkını bilemeyen “aydınlar”, yaşadıkları ülkenin çocuklarına umut ve ufuk vadedecek, çığır açıcı ve kanatlandırıcı bir yol haritası, herkese ruh üfleyecek bir medeniyet yolculuğu sunabilirler mi?
ŞEYHÜLİSLÂM, SİVİLLERİN VURULMASINA İZİN VERMEDİ, FATİH'E, “BAŞKA BİR YOL BUL!” DEDİ!
Tarihimizin kilit noktalarından birinin nasıl gerçekleştiğini bilmeden yaşıyoruz! Onun için de yaşamıyoruz aslında, yaşadığımızı sanıyoruz! Esen rüzgârlara göre oraya buraya savrulup duruyoruz sadece!
Ürpertici gerçekten, çok ürpertici!
Bu yazıda, Fatih'in gemileri niçin karadan yürüttüğünü açıklayacağım ve şok olacaksınız!
Bugüne kadar bilinemeyen bu tarihî gerçeği öğrenince, nasıl bir medeniyetin çocukları olduğumuzu farkedecek ve dünyaya bambaşka bir gözle bakacaksınız:
İstanbul'un fethi, surlar dövülürse, gerçekleşebilecekti. Ama önemli bir sorun, hayatî bir engel vardı: Surlarda yoğun bir sivil nüfus yaşıyordu.
Şeyhülislam, fetvayı vermedi Sultan Mehmed'e: “Bu surları dövemezsin! Masum sivilleri vuramazsın, öldüremezsin! Başta bir yol bul!” dedi.
Fatih, gemileri, karadan yürütme fikrini işte bundan sonra geliştirdi.
Osmanlı bu, işte!
İSTANBUL FETHEDİLMESEYDİ, İSLÂM TARİHTEN “ÇEKİLEBİLİRDİ”!
Osmanlı, anlaşılamamış ve aşılamamıştır; anlaşılamadığı için de aşılamadığı da anlaşılamamıştır, diyorum; tam da “şekil bir”de görüldüğü üzere. Ama bu ülkenin, körkütük Batı hayranı, celladı'na âşık sözümona “aydın”larına anlatamıyorum bir türlü.
İstanbul'un fethi meselesinde dikkat çekilmesi gereken bir başka önemli ve atlanmaması gereken nokta da şu:
İstanbul'un fethi bizim için hayat-memat meselesiydi. İslâm medeniyetinin 13. ve 14. yüzyıllarda yaşadığı birinci büyük medeniyet krizi, nihâî olarak İstanbul'un fethiyle aşılabilmişti. Eğer İstanbul, fethedilememiş olsaydı, İslâm tarihten çekilebilirdi.
GELECEĞİNE SAHİP ÇIK ÖYLEYSE!
Böylesine ölüm-kalım meselesinin sözkonusu olduğu kritik bir zaman diliminde bile, Osmanlı, masumları aslâ vurmama konusunda insanın tüylerini diken diken eden muazzam bir insanlık, merhamet ve adalet dersi vermişti bütün Haçlılara ve Avrupalılara.
Batılılarla aramızdaki fark burada gizli işte! Uygarlık'la medeniyet arasındaki fark da! Uygarlık şiddet ve işgale, acımasızlık ve köleleştirmeye; medeniyet ise hikmet ve fethe, merhamet ve adalete dayanır.
O yüzden, büyük tarihçilerin -örneğin Toynbee'nin- de altını çizerek vurguladıkları gibi, “Osmanlı, insanlığın geleceğidir”.
O yüzden, “geleceğine” iyi sahip çık öyleyse, diyorum.
twitter.com/yenisafakwriter