Filistin ve benzerleri niçin unutuluyor?

“Ukrayna Auschwitz’te 1940–1945 yılları arasında 1,1 milyon kişi katledildi. Kurbanların büyük kısmı Yahudi’ydi. Kampta esir tutulanlar, 27 Ocak 1945 tarihinde Sovyet askerleri tarafından kurtarıldı. Auschwitz toplama kampının kurtarılmasının 70’inci yıldönümü törenlerle anılıyor.”

Bir yabancı tv kanalından Fransa’da yapılan ve Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın da katıldığı  törende bir konuşmacı, son zamanlarda Avrupa’da Yahudi karşıtlığının yeniden canlandığından şikayet etti. “Bize bir şey öğrettiler; bir yalan üç defa tekrarlanırsa doğru olduğuna  inanılır” dedikten sonra “İsrail’i kötülüyorlar, halbuki bu bir yalan, İsrail yalnızca verimli ve kutsal topraklara sahip olmuştur...” ifadesini kullandı.

Bu kişi ve benzerleri herkesi kör, sağır ve alemi sersem mi sanıyorlar? Yahudiler Filistin topraklarına yerleştirildiklerinde onların ne kadar toprakları vardı, şimdi ne kadar var? Peki bu toprakları onlara kim (hangi hukuk ve uluslar arası meşru karar) verdi. Defalarca işgal ettikleri topraklardan çekilmeleri için BM. Karar aldı, çekildiler mi? Defalarca yalnız ve zayıf Filistin halkına saldırdılar, sayısız masumu, çoluk, çocuk, yaşlı insanı öldürdüler, taş üstünde taş bırakmadılar, bütün bunlara rağmen hala  siyonist “İsrail’in kötü olduğu yalandır” sözünü söyleyen insanlara ne demeli!

Medyaya yansıyan haberlere göre yaklaşık 500 bin Yahudi nüfusu ile Avrupa’nın en büyük Yahudi nüfusuna sahip olan Fransa’da 2014 yılı içinde Yahudilere karşı saldırı olaylarında artış olmuş. Fransa’da Yahudilere karşı 2013 yılı içerisinde 423 saldırı olayı gerçekleştirilirken bu sayı 2014 yılı içinde 851’e yükselmiş.

Peki Siyonist İsral’i savunanlar şapkalarını önlerine koyup “niçin Yahudi aleytarlığı hortluyor, bu gelişmede siyonizmi destekleyen Yahudilerin kusuru yok mu” diye düşünmüyorlar?

Biz Müslümanlara Kutsal Kitabımız şu talimatı veriyor: “Dininize ve yurdunuza karşı savaş açmayan gayr-i Müslimlerle adalet ve iyilik çerçevesinde işlikler kurabilirisiniz”.  Yine bize dinimiz, “bütün insanların hayat hakkının dokunulmaz olduğunu, birey olarak malımıza ve canımıza saldırmayanların, topluluk olarak da bize savaş açmayanların malına ve canına zarar verilmesinin caiz olmadığını” bildiriyor. Dinimiz savaş halinde bile savaş dışı kalan düşman ülkesi insanlarının mal ve canına zarar verilememesi gerektiğini söylüyor. Bu ilkeleri ve talimatı ihtiva eden bir dinin mensuplarını “İslamcı teröristler” diye anmak insafa ve vicdana  sığar mı?

Bir başka toplantıda  Merkel, Paris’teki terör saldırılarına da değinerek, şunları söylemiş: “Bu saldırılar bize çağımızın iki baş belasını gösterdi. Bir yandan İslamcı terörizm, öte yandan antisemitizm. Ancak olaylardan birkaç gün sonra milyonlarca insan şu mesajı verdiler: Biz özgür ve barış içinde yaşamak istiyoruz. İnsanlık dışı barbarlığa karşı çıkıyoruz. Müslüman, Yahudi, Hristiyan, hangi dine ait olursak olalım biz birbirimize aidiz, bizi bölemezsiniz.”

Merkel bir yandan yaparken diğer yandan yıkıyor; çünkü 1) terörizmi “İslamcılık'la” yan yana getiriyor, 2) yalnızca antisemitizmi bela olarak zikrediyor. Peki anti İslamizm (İslamofobi) niçin bela olmuyor? Siyonizm niçin bela olmuyor? Önce din adamları ve askerleriyle şimdilerde ise daha sinsi ve örtük yöntemlerle güçlü Batı’nın (ABD dahil) zayıf Doğu’yu sömürmesi ve bundan asla vazgeçmemesi niçin dünyanın başına bela olmuyor. Müslüman oldukları ve insanca yaşama hakkı istedikleri için dünyanın şurasında ve burasında baskı altında yaşayan, canlarından ve mallarından edilen milyonlarca insanın ahu figanı niçin   toplantılara ve konuşmalara konu olmuyor? Vicdanları sızlatan çarpık servet dağılımı, bir yanda az sayıda insanlar için ballı kaymaklı bir hayat, bir yanda büyük insanlık kitlesi için açlık ve sefalet... niçin dünyanın başına bela olmuyor  ve olmayacak?

Bu adı sanı büyük olan adamlar söylediklerine inanıyorlarsa biyolojik ve psikolojik körlük var, inanmadıkları halde söylüyorlarsa iki yüzlülük ve ahlaksızlık var demektir ve bana göre asıl dünyanın başındaki büyük bela budur.