Pensilvanya"daydım

Malumunuz hayli zamandır yoktum, "pat" diye lafa girmek olmaz, mutat olduğu üzre evvela selamımızı çakalım:

Sağa sola selam; ortaya selam; beylere, ağalara, muhtara, kapıdaki anahtara, kara göze, kara kaşa selam; sırdaşa, arkadaşa, yoldaşa, demirbaşa selam; velhasıl-ı kelam, soran sormayan bütün okuyuculara selam...

İmdi, haklı olarak soracaksınız:

Nerelerdeydin?

Sağ olsun birçok okur (mail yoluyla ve sosyal medya marifetiyle) bu soruyu sordu.

Hatta bir okur, "Nerelere kayboldun, gözümüz yollarda kaldı" dedi, "Cemaat tartışmalarından mı kaçtın? Tamam, sen tartışma, yeter ki geri dön. Tahtakurularını yazsan bile okuruz, özledik, geri dön..."

Acayip duygulandım, ve işte geri döndüm. (Ayrıca tahtakurularını da yazmayı düşünmüyor değilim.)

Lakin hiçbir şeyden kaçmadım.

Tam aksine...

Pensilvanya"daydım.

Alaattin Kaya"yla herhangi bir hukukum yoktu, mecburen tek başıma gittim.

Hayır, kimseciklerin adına değil, kendi adıma gittim. Nasıl derler, durumdan vazife çıkardım.

Soracağım bazı sorularım vardı.

"Haddini bil; sen kimsin de Hocaefendimiz"e soru soracaksın" diyen mübarekler çıkacaktır.

Bu tiplerin kavline göre, BBC veya Wall Street Journal sorunca oluyor, Müslüman sorunca olmuyor.

Dahası, edepsizlik, haddini bilmezlik oluyor.

Bi yol şöyle bakın bakayım mübarekler!

Biz doğmayan doğurmayan, hiçbir şeye muhtaç olmayan, kullarına şah damarından daha yakın olan alemlerin rabbi olan Allah"ın kuluyuz.

Ve, yeryüzünde hiçbir makam, hiçbir mevki Allah"a kulluktan daha yüce değildir.

Başımıza ne geldiyse, "Kitâb-ı Mübin" sürekli "akletmeyi" önerdiği halde "kritik aklı" bir türlü devreye sokmadığımızdan, sormadığımızdan, sorgulamadığımızdandır.

Neyse, ilk günden uzun etmeyelim.

Evet, Pensilvanya"ya gittim, bekleme odasına alındım ve beklemeye koyuldum.

Bekleme odasındaki onca bekleyenin arasında nedense benim gözüm Obama"yı aradı.

Bilmiyorum, belki de, Atasoy (Müftüoğlu) abinin bir konferansının etkisinde kalmıştım.

Obama"nın başkan seçilmeden önceki "ziyaretini" şöyle anlatmıştı: "Bir gün bu zatın oturduğu mekanın kapısında boynunu bükmüş vaziyette bir gariban bekliyormuş. Bir gün, iki gün, üç gün beklemiş, beklemiş, beklemiş... Demişler ki, Hocam dışarda bir zat var, adının Obama olduğunu söylüyor, sizinle görüşmek istiyor! "Alın bakalım" diyor. İçeri alıyorlar. Obama diyor ki, "Hocam, sizin duanız olmazsa ben seçim falan kazanamam." Hoca da, "Seni duamıza dahil ediyoruz, hadi sen işine bak" diyor. Ve seçimi kazanıyor..."

Atasoy abi bu "öykü"nün ardından şöyle devam etmişti: "Böyle binlerce öykü anlatılıyor, bir tane değil. Bir toplumun zihni hayatı, zihinsel hayatı bu tür öykülere aç ise eğer, o toplumun geleceği yok. Eğer bir toplum bu tarz duygusallıklarla manipüle ediliyorsa böylesi bir toplumun İslami ve tevhidi geleceği yok. Evvela müteşerri bir dile, tarza ihtiyacımız var..."

Gelgelelim...

Bu tarz bütün "öyküleri" toplasanız, Latif Erdoğan"ın geçen gün "A Haber"de anlattıklarının yanında çok sönük kalır: "Hocaefendi bana Allah ile konuştuğunu söyledi. "Kainatı Hz. Muhammed için yarattım, senin için de devam ettiriyorum" dedi..."

E haliyle, soracağım bütün sorular anlamını yitirdi.

Zaten Pensilvanya"ya da gitmedim, şaka yaptım.

Bilenler bilir, uçağa binemiyorum zaten. Rahmetli Mustafa Öcalan kardeşimle en son Umre"ye giderken binmiştim. O da, kutsal yolculukta ölsem de ne gam düşüncesiyle.

Doğrusunu isterseniz, sağlık sorunlarımdan ötürü uzun süre yazamadım...

Dünya çapındaki kardiyoloğumuz, Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Ömer Göktekin"e sonsuz teşekkür ederim. Elbette, Yrd. Doç. Dr. Murat Turfan"dan Dr. Muharrem Bey"e kadar tüm ekibine de.

Teşekkür listesi uzun; şöyle hülasa etmeye çalışayım:

Hastanede ziyaretime gelen mezkur üniversitenin değerli rektörü Prof. Saffet Tüzgen"den yazar çizer, genel yayın yönetmeni, medya grup başkanı arkadaşlara, velhasıl, eş dost tüm dostlara teşekkür ederim.

Ne diyeyim, iyi ki varsınız.

Şimdilik hamdolsun fena sayılmam. Gördüğünüz gibi düz koşulara başladım.

Hadi hayırlısı.