Irak'a savaşa hazırlandığı sırada Washington'un Ankara üzerinde nasıl büyük bir baskı uyguladığını çabuk unuttuk: Yüksek maddî katkı vaadediyordu ABD Türkiye'ye; evet 89 milyar dolar talebini hayli yüksek buluyordu bulmasına, ama 28 milyar dolar ödemeyi kendisi teklif ediyordu. Daha ne vaadler, ne vaadler...
Türkiye, ABD gibi 'tek süpergüç' konumundaki bir ülkenin öfkesini üzerine çekme pahasına, Irak bataklığına bulaşmaya yanaşmadı. Dün de yazdım, bunu, büyük çapta, CHP'nin 1 Mart tezkeresi oylamasında Meclis'teki son milletvekiline kadar direnmesine borçluyuz.
Sonra ne gördük: Kuzeyden (Türkiye'den) cephe açamazsa istediği sonucu alamayacağı izlenimini veren ABD ve müttefikleri kısa sürede Bağdat'a dayandılar; üç haftada Saddam rejimini devirmeyi başardılar. Hep beraber bir gerçeği fark ettik: Aslında ABD'nin kuzeyden cephe açmaya (yani Türkiye'ye) askerî açıdan ihtiyacı yokmuş...
Peki de, Türkiye üzerindeki o binbir türlü baskının sebebi neydi? Daha da önemlisi şu soru: Üç hafta gibi kısa bir sürede rejim değişikliği sağlayan Amerika, neden Irak Savaşı'nda kendisinin yanında yer almadığı için, -askerlerimizin başına çuval geçirecek kadar- Türkiye'ye ters bakmayı sürdürdü, hâlâ da sürdürüyor?
Bu soru şimdilerde karşımıza çıkan "Irak'a askerî müdahale kararı alalım" tartışması için de önemli.
Sorunun cevabı şu olabilir mi: ABD'nin tek bir hedefi yoktu savaş için cephe oluşturmaya çalışırken; 'teröre karşı savaş' dediği çok-cepheli bir mücadeleydi çünkü ve mücadelenin her safhasında Türkiye'nin varlığını yanında hissetmeye ihtiyacı vardı. Halkının neredeyse bütünü müslüman olan bir ülkeyi yanına almanın morali bile yeterliydi ABD için; ama topraklarını ABD askerlerine açmış bir ülkenin ordusundan da -istediği zaman- yararlanabileceğini de biliyordu ABD...
1 Mart tezkeresiyle, TBMM, ABD'den bunu esirgedi işte.
Acaba ABD 'teröre karşı savaş' adını verdiği çok-cepheli mücadelesinde Türkiye'den vazgeçmiş olabilir mi?
1 Mart tezkeresi sonrasında yaşananlar, hatta askerlerimizin başına çuval geçirilmesi bile, Washington'da ipleri elinde tutanların içinin Türkiye'yi yanlarında görme aşkıyla yanıp tutuştuğuna işaret ediyor. ABD Türkiye'yi hiç bu kadar yanında istememişti.
Bunu nasıl sağlayabilir ABD?
Vaadlerle sonuç alamadığını yaşayarak öğrendi Washington; şimdi hayli dolambaçlı bir yol izliyor. Hassas iki konu var: PKK ve Kerkük... İstese, PKK terörüne yataklık eden Kuzey Irak'taki kampları bir çırpıda kapatabilir ABD; istese, kuzeydeki işbirlikçilerini Kerkük'te emrivâkilerle sonuç almaktan uzak tutmasını da bilir... Ancak, iki konuda da iyi niyetli mesajlar verip sonuç alacak bir çaba göstermiyor ABD... Bu da bizi 1 Mart tezkeresini büyük çapta borçlu olduğumuz CHP'nin 'askerî müdahale' senaryosuna götürüyor.
CHP bu teklifi muhtemelen hassas bir dönemde iktidarı köşeye sıkıştırmak amacıyla seslendiriyor. Seçim yılında ABD'yle ters düşmesinin de uyumlu görünmesinin de Ak Parti'ye itibar kaybettireceğini hesap ediyor olabilir. "Yoksa o dönemde yaptığı da ilkesel bir tavır değil de siyasî bir manevra mıydı?" sorusunu bizim gibi 1 Mart konusunda CHP'nin hakkını her zaman teslim edenlere bile düşündürttüğüne göre, ne kadar yanlış bir hesap bu.
Bu konu üzerinde bir daha düşünmeli Deniz Baykal...