Dün, burada, imam hatip tartışmasının aldığı biçime tepkimi 'İnsaf yahu!' başlığı altında dile getirdim; ancak konunun mutlaka ele alınmayı bekleyen bize dönük rahatsız edici bir yönü de var.
İmam hatip liselerine üniversiteye girişte katsayı eşitliği sağlama amaçlı girişimlerde tarafların aldığı tavırlar hayret verici. İmam hatiplerde okuyan gençleri, onların anne-babalarını, ya da bir kurum olarak imam hatiplere bağlılık hissedenleri anlamak kolay; katsayı adaletsizliğinin ortadan kaldırılmasını ısrarla istemek onların hakkı. Anlayamadığım, iktidar partisi ile 'imam hatip' adını duyunca tüyleri diken diken olanların tavrı...
Tarihsel açıdan bakıldığında, imam hatipler, sanıldığının aksine, 'dinci' hükümetlerin eseri değildi. İmam hatip okulları, ilk kez altı ilde, CHP'nin tek parti iktidarının son yıllarında eğitime açıldı; yıllar boyunca sayılarını artıran hükümetler de belli. İsterseniz hangi başbakan döneminde kaç imam hatip okulu açıldığına dair tabloya bir göz atabiliriz:
Adnan Menderes 1951-1959 (19), İsmet İnönü 1962-1963 (7), Süleyman Demirel 1965-1971 (46), Bülent Ecevit 1974-1975 (29), Süleyman Demirel 1975-1978 (233), Bülent Ecevit 1978-1979 (4), Süleyman Demirel 1979-1980 (36), Turgut Özal 1984-1989 (90), Mesut Yılmaz 1990-1992 (23), Süleyman Demirel 1992-1994 (12), Tansu Çiller 1994-1995 (13). Sonraki hükümetler 1995-1997 (97).
Yukarıda gördüğünüz unutturulmak istenen tablodur. Unutturulmak istenmesinin sebebi, aynı ismin tam dört kez geçmesi yüzünden... Dört ayrı başbakanlığı döneminde, Süleyman Demirel, tam 327 imam hatip okulu açmış bulunuyor; neredeyse mevcut okulların üçte ikisi Demirel'in başında bulunduğu hükümetler dönemlerinde açıldı. Başkanlık ettiği Milli Güvenlik Kurulu toplantısında (28 Şubat 1997) imam hatip okullarının orta kısımlarının kapatılması, mezunlarının katsayı uygulamasıyla üniversiteye girmesinin engellenmesi kararını zorlayan Süleyman Demirel'in...
Bu gerçekten çıkarılması gereken sonuç şudur: İmam hatip okulları, dindarlığı çocuklarına din eğitimi aldıracak kadar güçlü bir toplum kesitine sistemin verdiği bir tavizdir ve bu tâviz politikayla ilgilenmemeleri karşılığında kendilerine verilmiştir. Aileler bu okulların çoğunu açan Süleyman Demirel'in partilerine oy vermeye devam ettikleri müddetçe bir sorun yaşamadı imam hatipler; durum, tek bir okulun açılış belgesi altında imzası bulunmayan 'farklı' partiler ortaya çıkıp dindar ailelerden oy topladığında değişti.
"İmam hatipler kapatılsın" veya "Mezunları üniversitelere giremesin" diyenlerin sarıldıkları gerekçeler bu yüzden beni hayrete düşürüyor.
Ak Parti hükümetinin imam hatip ısrarı da daha az hayret verici değil.
Ak Parti bugün ülkede her alandaki politikalarından sorumlu; sorumluluk taşıdığı alanlardan biri de eğitim. Haydi üniversiteler anayasal bir kurum olan YÖK'ün gözetimine verilmiş, yüksek öğretimde hükümetin yapabilecekleri sınırlı; peki üniversite öncesi her kademe eğitimde söz hakkı hükümetin değil mi? Seçim kampanyası sırasında açıkladığı eğitim polikalarını hayata geçirmekle uğraşsa Ak Parti hükümeti, bütün ilk ve orta dereceli okullarda gerçek anlamda 'millî' bir eğitim düzeni uygulasa, çocuklarını imam hatip liselerine gönderen anne-babaların tercihleri de etkilenmez mi?
Bugünkü tartışmalarda Ak Parti hükümetini "Neden imam hatipleri ihmal ediyorsun?" diye eleştirmek yerine, eleştirilerin "Neden bütün eğitim sistemini söz verdiğin türden köklü bir değişime tâbi tutmuyorsun?" sorusu üzerinde yoğunlaştırılması gerekmez mi?
Katsayı konusu bizi bu esas sorudan uzaklaştırmamalı.