Sevgili öğretmenim bi dakka

Geçen yaz ilkokul arkadaşlarımı (Ayhan, Mustafa, Yaşar, Tamer...) buldum Trabzon’da, Erdoğdu Mahallesi'nde.

Hepimizin gözlerinin içi parlıyordu sevinçten. Nasıl bir mutluluk, nasıl bir coşku anlatamam.

Sonra hep birlikte ilkokul öğretmenimizin evine, ziyarete gittik.

Albümlere baktık; çocukluğumuza!

Sonra öğretmenimizin yamacına oturup fotoğraf çektirdik. Oracıkta zırıl zırıl ağlayacaktık; ağlamamak için güldük, çocukluk anılarına sığınarak.

Dün Öğretmenler Günü'ydü.

Böyle günleri hep ıskalarım. Lakin nasıl olduysa, 2006’da Öğretmenler Günü'yle ilgili bir yazı dercetmişim:

Sevgili öğretmenim size emanet ettiğimiz çocuklarımıza gerçekleri de anlatın ara sıra.

Vakit tamam olduğunda “şaşkın karayolu balinası” gibi toslamasınlar hayata.

Siz de biliyorsunuz ya “okul sevinciyle çocukların içinin dolup taştığı” falan külliyen yalan.

Okulların açılısı ertelense veya şöyle uzun bir tatil verilse bütün çocuklar bayram yapar.

John Boorman’ın “Umut ve Zafer” filminde unutulmaz bir sahne vardır. İkinci Dünya Harbi’nde Alman uçaklarının bombardımanıyla yıkılan bir ilkokulda okuyan Bill sevinç içinde gökyüzüne bakıp haykırır: “Teşekkürler Adolf.”

Bizim çocuklarımız böylesi bir zorunlulukla okullarının tatil edilmesine sevinmez elbette. Ama şöyle ekstradan bir tatil verilse havalara uçmazlar mı yani?

Demem o ki, hayatta hiç işlerine yaramayan yalanlar öğretmeyin çocuklarımıza.

Araziye uyum katsayısının yükselmesine yarayan yalanlar öğretin. Daha kullanışlı, esaslı, ne bileyim, “efektif yalanlar” mesela.

En azından her söylenene hemen inanmasınlar.

İyice bir hazırlansınlar hayata.

İşte size fırsat, hadi durmayın sizin de devletiniz olsun; işte size fırsat, yeter artık hep sizin mezhebinize mensup olanlar mı ezilsin; işte size fırsat, ne kadar yüce bir “millet” olduğunuzu gösterin diyen korkunç tuğyancıların küresel yalanlarına kanmasınlar.

Ortadoğu’da bütün halkları birbirine düşüren, etnisite ve mezhep fitnesinin cenderesinde fokur fokur kaynatan, göçe, kıyıma, katliama maruz bırakan, yoksul halkların bütün doğal zenginliklerini yağmalayan müstekbirlerin, “demokrasi götürüyoruz” yalanlarına hiçbir zaman inanmasınlar.

Hayata hazırlayın çocuklarımızı sevgili öğretmenim.

Brecht’in Kalle’si, bir sırası eksik olan sınıfta herkes oturmuşken yer bulamadığı için sıraların arasında ayakta kalan bir öğrenciye bir tokat aşkeden öğretmeninden sitayişle söz ederek şöyle der: “Bu talihsizliğe uğramamak gerektiğini gösteren çok iyi bir dersti hepimiz için...”

Sevgili öğretmenimiz işte böyle okkalı derslerle hayata hazırlayın çocuklarımızı.

Öyle ki, Süleyman Nazif’’in, “Ey ehli vatan dediler, ayağa kalkın kalktık / Onlar oturdu, biz ayakta kaldık” dizesinde dile getirdiği hali hiçbir zaman yaşamasınlar.

Bir de zengin çocuklarıyla yoksul ailelerin çocukları arasında ayrım yapın ki, şimdiden hayatın kıyıcı ayrımcılığına bağışıklık kazansınlar.

Gerçi özel kolejlerin açılması bu ayrımı yapmanızı zorlaştırdı ama siz yine de elinizden geleni yapın.

Zavallı yavrucakların kanatlarını daha küçükken kırın ki, hayata atıldıklarında ham hayal peşinde boşuna havalanmasınlar. Sonra maalesef çok felaket bir şekilde yere çakılıyorlar!

Ne pahasına olursa olsun ayakta kalmayı, bilgiye sahip olmak yerine daha kestirmeden gidip bilgili olanı satın alabilecek kadar güçlü olmayı, sorgulamak yerine yalakalığı, riyayı, “denizden balık çıksa da yerim” iştahını hayatın her alanında uygulamayı öğretin onlara.

Öğretin ki, feleğin çemberinde fırıldak çeviren yavşaklarla mücadeleye hazırlıklı olsunlar.

Hakkın değil gücün hakim olduğu bu dünyada güçlü olmayanın her daim ezileceğini öğrensinler.

Yeryüzünde iyilerin galip geleceğine inandırıldıkları için kötüleri iyi gösterenlerin iğvasına kanmasınlar.