AK Parti’yi neden eleştirmiyorsunuz?

Bazen olur böyle, bir konuya değinmeyi kafanıza koyarsınız, ama, gündemin yoğunluğundan bir türlü sıra getiremezsiniz.
Kafaya koyduğunuz o konunun gündeme dayanıklı olacağına duyduğunuz güvenin de etkisi vardır bunda.
Kaçmıyor nasılsa dursun biraz daha, dersiniz.

Böyle oldu.
Çok değer verdiğim bir bilim adamının geçenlerde yayımlanan bir söyleşisinden altını çizdiğim satırları iktibas etmeyi hep erteledim.

Neyse artık, nasip bugüneymiş.
Gündem fırsat vermedi dedim diye sanmayın ki hepten gündemin uzağına düşeceğiz.
Cumhuriyet projesi neyi başaramadı, AK Parti neye tekabül ediyor, 2002'de gerçekte ne oldu?..

Kim mi bu bilim adamı?
Türkiye'nin dünyaca tanınmış bilim adamı. Birçok ülkede makaleleri kitapları yayımlanmış dünyanın sayılı tarihçilerinden…
Yale Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Kemal Karpat.
Yazdığı ne varsa büyük bir dikkat ve rikkatle okumaya çalıştım.

Nehir söyleşileri dâhil…
Hatta bu köşecikte, “Dağı Delen Irmak”la ilgili naçizane bir yazı da dercetmiştim.
Prof. Karpat Romanya'da doğdu. Ne ki Romanya'da Türk, Türkiye'de de Rumen muamelesi görmüştür.
Kendisine bir hedef seçmiştir.

Burası önemli.
Zira onun hedefi aynı zamanda yeri ve yurdudur. Hedefi de şudur: Türkiye'ye hizmet etmek…
Bu hedeften ilerlemiş yaşına (1924 doğumlu) rağmen hayatının hiçbir döneminde milim sapmamış, hülasa, yerine / yurduna hep sadık kalmıştır.

Söz konusu yazımda (yer / yurt edinme tarzı bakımından) Eric Hobsbawm ve Edward Said'le arasında benzerlik kurmuştum.
İskenderiye doğumlu Yahudi bir göçmen olan büyük tarihçi Eric Hobsbawm nihayetinde bir “yersiz yurtsuzdu.” Gençliğinde girdiği Komünist Parti'den zihinsel olarak kopsa da fiilen kopmamasının en önemli nedeni Komünist Parti'yi “yer / yurt” edinmesiydi.
Edward Said malumunuz Hıristiyan bir Arap'tı. “Filistin Davası”na ömrünün sonuna kadar verdiği desteği adeta “yer / yurt” edinmişti.

Prof. Karpat'ın geçenlerde Star gazetesinde bir röportajı yayımlandı. (Selim Efe Erdem'in gerçekleştirdiği bu röportajın tamamını arşivden bulup okumanızı isterim.)
Tarihçimiz yönetici elitle halk arasındaki kültürel yabancılaşmaya vurgu yaptıktan sonra Cumhuriyetin asıl eksikliğinin ekonomik alanda olduğunu şöyle dile getiriyor: “Bizde devlet fabrikaları kuruldu ve zararları vatandaşın vergileriyle tamamlandı. Eskiye nazaran halk daha fakirleşti. Aynı zamanda laiklik adına bir çeşit Türk pozitivizmi getirildi…”
Peki Cumhuriyetin kurduğu modernist yapı nasıl bir ekonomik temele dayanıyordu?
Prof. Karpat'a göre köylünün verdiği vergilere.

Nasıl oluyordu peki?
Nasıl olacak, “Bürokratik yapı genişledikçe, ekonomik ihtiyaçları arttıkça, onun kendi halkını sömürüsü de o nispette artmaktaydı…”

Bürokratik yapının vesayetine karşı AK Parti ile 2002'de bir “halk ihtilali” yaşandığını gayet net bir şekilde dillendiren Prof. Karpat, Türkiye'de demokrasinin ana davalarından bir tanesinin de halka maddi refah getirmek olduğunu belirtiyor.
Peki Ak Parti'yle kurulan Yeni Türkiye'de her şey tıkırında mı?

Değil.
Prof. Karpat'a kulak verelim: “Türkiye artık, kendini buldu (…) Türkiye'yi bu yoldan alıkoymak veyahut başka bir yöne itmek, Türkiye'yi mahvedecektir. Türkiye'nin başına sonsuz dertler çıkarabilecektir. Demokrasiyi getirenler, nasıl bir toplum yarattıklarını anlamalı ve ona göre hareket etmeli. Bir yerde, ütopyalardan vazgeçelim. Cumhuriyetin ilk yıllarında Avrupalı olma ütopyasıyla modernleşme değil gerileme, fakirleşme oldu. Halbuki o cumhuriyetin ilk yıllarındaki demokratik ruh muhafaza edilseydi Türkiye bugün çok farklı yerlerde olabilirdi...”
İşte eleştiriyle husumet arasındaki fark budur.

Keşke kendilerine “muhalif” diyen ama özde vesayet yandaşlığından kurtulamayanlar da dedikodudan, düşmanlıktan bir nebzecik kurtulabilseler de şöyle kallavi bir eleştiri getirebilseler. Nerdeee!
Hadi çapları müsait değil bari bu eleştiriyi fehmedebilseler.
Matine-suare küfretmek, nefret suçu işlemekten öteye geçip de neden Ak Parti'yi adam gibi eleştirmiyorlar?

İşleri güçleri kin, nefret, lagaluga. Neyse…
Fakire soracak olursanız, AK Parti ütopya peşinde değil. Kimi sıkışmaların yaşandığı her dönemde de AK Parti iç dinamiklerini devreye sokup (hem de muarızlarının hiç tahmin edemediği şekilde) “inşirah” sağlamıştır.
Saygın eleştiri yapmanın yolu her şeyden evvel hakkaniyetli olmaktan geçer.
Kendilerine “muhalif” diyen muhteremler birazcık hakkaniyetli olabilselerdi Prof. Karpat gibi şu gerçeği de teslim ederlerdi: “AK Parti döneminde ekonomik ve kültürel bakımından Türkiye değişti, dünyaya açıldı. Yeni bir toplum yeni bir ülke ortaya çıktı. Ve Türkiye, bu sayede dünyaca hürmet gördü…”

Prof. Kemal Karpat'la bitirelim: “Ben yurtdışında gittiğim her yerde 'Türkiye ne kadar gelişti', 'Türkiye'de demokrasi ne kadar ilerledi?', 'Türkler gerçek manada medeni bir ülke oldu' sözlerini işiterek gurur duyar oldum. Ondan önce 'Türkiye geri bir memleket', 'Ekonomik gelişmeye kabiliyeti yok', şu yok bu yok tenkitleri işitirdim. 60'lardan itibaren 'Gene askeri darbe oldu. Sonraki darbeniz ne zaman?' denirdi. 2005 sonrası ise 'Ne kadar ilerlediniz' dendi. 10 sene içinde Türkiye'nin kişi başına düşen milli geliri 3 katına çıktı. Bunlar, demokrasi sayesinde oldu. Bunu ısrarla söylemek istiyorum…”