Türkiye’nin Suriye politikası

Her şeye kara diyen ve bu yüzden inanırlığını kaybetmiş bulunan muhalefet ile destekçileri baştan beri AK Parti iktidarının Suriye politikasının yanlış olduğunu söyleyegeldiler.

Takip edebildiğim ve anlayabildiğim kadarıyla bu politikayı özetleyeyim:

Arap Baharı meşru olmayan, zalim, diktatör yönetimleri devirip yerine halkın istediği ve razı olduğu yönetimi (olabildiğince İslam’a uygun bir demokrasiyi) ve yöneticileri ikame etmek üzere başlatılmış bir hareket idi. Eğer zalim sömürgeciler tarafından engellenmese ve yörüngesinden saptırılmasaydı şüphesiz ümmet için hayırlı olacaktı. Mısır’da, Suriye’de, Yemen'de, Libya’da hukuk ve ahlak dışı yollardan engellendi. Tunus direniyor, onu da başarısız kılmak için şeytan aklını kullanmaya devam ediyorlar.

Türkiye Arap Baharı'nı meşru gördü, halkların iradelerine saygı gösterdi, zalim diktatörlerden yana değil, mazlum ve haklı olan halktan yana tavır koydu.

Türkiye ile Suriye’nin arası çok iyi idi, bu ülkede de Bahar’ın rüzgârı esmeye başlayınca Türkiye, aylarca Esed’e nasihatte bulundu, bazı demokratik reformlar yaparak gerilimi yumuşatmasını ve halka kulak vermesini tavsiye etti. Esed Türk yetkililere “olur, bulur” diyor, ama yine bildiğini okuyor, o vakitler asla şiddete başvurmamış olan halka karşı silah kullanıyordu. Sonra iş çığırından çıktı, ateşin düşüp de yaktığı yerden de ateş edilmeye başlandı...

Bu defa ilgili devletlerle görüşerek Esed’in zulmüne dur demelerini, halkın meşru taleplerine kulak vermesini sağlamalarını, bunu yapmazlarsa gelişmelerin bölgeyi karıştıracağını ve herkesi rahatsız edebileceğini söylediler. Menfaatleri çatışan iri devletler bu nasihatlere de kulak vermediler, eğer ABD isteseydi her şeye rağmen iş bu noktaya gelmeyecek, Dayiş vb. hareketler de boşluğu doldurmak üzere harekete geçemeyeceklerdi.

Buraya kadar yazdıklarımın doğruluğuna delil olarak birkaç tespiti aktarıyorum:

27 Mart 2014

“ABD Kongresi’nde yapılan Suriye oturumunda, senatörler, Obama yönetimini “başarısız” Suriye politikası izlemekle suçlarken, ABD’li yetkililer, yönetim olarak Suriye politikasını gözden geçirmeye devam ettiklerini söyledi. Ilımlı muhaliflere yeterli yardımın ulaşamadığını kabul eden yetkililere göre, kimyasal silahların Suriye dışına çıkarılması hala haziran sonuna kadar tamamlanabilir.”

Dün

“ABD’li senatör John McCain, “Davutoğlu’nun söylediklerine yüzde 90 katılıyorum” diyerek, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Suriye konusunda önerilerini dinlemedikleri için pişmanlık duyduklarını ifade etti. John McCain, IŞİD gibi bir problemin ortaya çıkmasında Davutoğlu’nun bu konudaki önerilerinin göz ardı edilmesinin bir sonucu olduğunu ifade etti.”

Bugün

Halep Askeri Meclisi eski Başkanı olan Abdulcebbar Ageydi Suriye iç savaşının ilk döneminde ordudan ayrılarak muhalif saflara geçen komutanlardan. Özgür Suriye Ordusu olarak, IŞİD’e karşı Kürt birliklere destek olmalarının çok eleştirildiğini ancak “Bir ve büyük Suriye” için bu desteği vermelerinin gerektiğini söyledi. Ageydi sözlerine şöyle devam etti:

“Aynel Arap Halep’in bir ilçesi ve parçasıdır. PYD’ye destek vermemin bazı sıkıntılar doğuracağını biliyordum. Halep’in kuşatılma tehlikesi yaşadığı günlerde benim buraya gelmem çok eleştirildi. Bizim Kürt, Türkmen ve Araplar olarak bir bütün olduğumuz mesajını güçlü bir biçimde vermemiz gerekiyordu. Vicdanen rahatım. Kendi ülkemin toprakları ve Suriye halkı için savaştım. Burada savaş çok çetin geçti. Ben bu dönemde Halep’e gidemedim ancak Halep’i çok özlüyorum. Burada görevimiz bitti. Bundan sonra Esed başta olmak üzere IŞİD, Hizbullah ve benzeri gruplardan ülkemi kurtarmak için yine cephede olacağım.”