Ehl-i kitabın ahiret durumu

Dünkü yazımda verdiğim  cevap yarım kalmıştı:

Ehl-i kitabın; yani İslam’dan önce kendilerine peygamber ve kitap gönderilmiş ama zaman içinde hem kitaplarının aslını kısmen kaybetmiş hem de vahye dayalı dinlerini bozmuş ve değiştirmiş olanların, Peygamberimiz'in tebliğine muhatap olduktan sonraki sorumluluklarını şu maddeler içinde özetleyebiliriz:

a) Peygamberimiz'in bu hitabını duyan ehl-i kitap ona inanmaz, ama onun “Lâ İlahe İllallah diyen cennete girer” sözünü  kabul eder ve buna bağlı olarak cennete gireceklerine iman ederlerse ortada bir çelişki olur; çünkü Peygamber'in (s.a.) çağırdığı iman doğru ise kendisi de hak peygamberdir, kendisi hak peygamber değilse çağırdığı tevhîd de bağlayıcı, kurtarıcı bir iman esası olmaz. Şu halde Peygamberimiz'e muhatap olan, onun davetini sahih olarak duyan ehl-i kitabın kurtuluşu, onu peygamber olarak tanıyıp inanmalarına bağlıdır. Gördüğü, bildiği halde Kur’an’ı ve Muhammed Mustafa’nın (s.a.) peygamberliğini inkar eden bir kimse cennete giremez. Son Peygamber'in rehberliği olmadan ehl-i kitabın, batıl olan inançlarını tashih etmeleri de mümkün değildir; tecrübe, olup bitenler, kiliselerin resmi amentüleri bunu  açıkça ortaya koymaktadır.

b) Peygamberimiz hakkında sahih bilgi edinememiş ehl-i kitap ve başkaları ise  tevhîd kelimesinin ifade ettiği “tek Allah’a inanma” esasını “düşünce, inanç ve hayatlarında” gerçekleştirdikleri zaman cennete girerler.

İkinci soru şöyle idi:

Kur’an-ı Kerim’in ehl-i kitapla ilgili ayetleri bütün olarak göz önüne alındığında tarihsellikten bahsedilebilir mi?

Cevap:

Kur’an’ın ehl-i kitap ile ilgili âyetlerini ikiye ayırmak gerekir:

a) İnanç ile ilgili âyetler. Bunların tarihsel olmaları mümkün ve makul değildir, imanda hak her zaman haktır, batıl ve yanlış olan da her zaman batıldır, yanlıştır.

b) Ehli kitap ile ilişkileri düzenleyen âyetler. Bunlara da toptan tarihsel denemez. Savaş, barış, bunların şartları gibi konularda tarihi durum belirleyici olabilir.

Üçüncü soru:

Ehl-i kitapla “amentü”de ittifakımız var demek doğru mudur?  Dini açıdan bunun bir sakıncası var mıdır?

Cevap:

 “Ehl-i kitapla “amentü”de ittifakımız var demek” doğru değildir. Âmentüde ittifakımız olsaydı İslam onları “bizim âmentümüze” davet etmezdi. Evet ehl-i kitap da "Allah’a, peygamberlere, kitaplara, meleklere...” iman ediyor, bu söz de bu maksatla söylenmiş olabilir ama onların “Allah, kitaplar, peygamberler, melekler, ahiret” konularındaki inançları ile İslam inancı arasında çok önemli farklar vardır. Ehl-i kitab ile ortak inancımız (ortak söylem, ortak kelime ve imanımız) “Bir Allah’tan başka hiçbir varlığa tapmamak ve birbirimizi Rab yerine koymamak” olabilirdi; bu da genellikle olmamış ki, Allah Teâlâ Kur’an’da Ehl-ikitabı bu ortak inanca davet etmektedir (Âl-i İmran: 3/64).

Son iki yazımdaki ifadelerim benim düşünce, inanç ve yorumlarımdır. Kalemimden çıkmadığı halde, başkaları tarafından konuşmalarımın nakline dayanarak bana farklı inanç ve düşünce yükleyenler iftira ediyorlar ve onları günahlarıyla başbaşa bırakıyorum.