Başarı versus birinci gelmek

Hedef birinci gelmekse, bu, bir biçimde gerçekleştirilebilir.

Birinci gelen her zaman kendi yeteneğinin ön almasıyla bu sonuca ulaşmış olmayabilir. Rakiplerinin beceriksizliği de birini birinci getirebilir.

Lise sıralarındayken, koşuya meraklı bir arkadaşımız vardı. Her hafta katıldığı yarışmalarda üçüncü, ikinci ya da kimi zaman birinci geldiğini söylerdi.

Sorardık:

- Kaçıncı geldin?

- Bu hafta üçüncü oldum, derdi.

- Peki, yarışa kaç kişi katıldı?

- Üç...

Bir defasında arkadaşımız birinci geldiğini söyledi.

- Yarışa kaç kişi katıldı?

- Bir kişi...

Bir kişinin katıldığı bir koşu yarışında ipi sürüne sürüne de göğüslesen birinci olursun!

Demek ki, sorun birinci gelmekte değil, başarı elde etmektedir.

Tabii ki, burada başarı kelimesine özel bir anlam yüklediğimi belirtmeliyim.

Bir işin bir biçimde bitirilmesi, bir biçimde sonuçlandırılması durumunun her birinde bir başarı elde edilmiş olur. Bir programı şöyle veya böyle bir sonuçla tamamlamış olan biri de o işi başarmış, üstesinden gelmiş sayılır. Nitekim bazı programlarda katılanlara verilen “başarı sertifikası”, o programa salt katılmış olmasından dolayı verilir. Kişi, salt o programa katılmıştır, o kadar... Yoksa o programa katılmış olmakla belli bir başarıya katkı sağlamış olması söz konusu edilmiyor.

Başarı, belki de, o alanda daha önce olmayan, bulunmayan bir özelliğin oraya katılması, kazandırılması bağlamında bir anlam taşıyor, taşımalı...

Örneğin şimdi bahsettiğim sınıf arkadaşımızın o koşuda birinci gelmesi bir başarı mı? Elbette değil. Ama koşuya bir kişi katılmış olsa bile, o âna değin, diyelim ki o mesafeyi 40 saniyeden daha az sürede kimse kat etmemişse; fakat sonuncu koşucu o mesafeyi 35 saniyede bitirmişse, bu bir başarıdır. Yarışa tek kişi katılmış olsa bile...

Bizim siyasal yaşantımızda başarıdan ziyade birincilik ön alıyor. Birinci olmak için rakibin zaafı çoğu kez yeterli olabilir. Ve bu bağlamda bir başarı da elde edilmiş olabilir. Örneğin Sultan Abdülhamit Hanı deviren İttihatçılar, bir iş başardı mı, başardı. Sonraki seçimde birinci geldi mi, geldi... Fakat siyasal yaşantımıza sağladığı katkı?.. Eğer yönetmek üzere üstlendiği Osmanlı Devleti’nin yıkılmasını gerçekleştirmek başarı(!) sayılacaksa, en büyük başarısı da bu sonuç olmalı...

Tek parti döneminde 1950’ye kadar olan bütün seçimlerde CHP hep birinci geldi. Hem de “rakipsiz” olarak...

Şunu söylüyorum: rakibin zaafından yararlanarak veya rakipsiz olarak bir işte, bir yarışta birinci gelmek marifet değil. Oradaki birinciliği başarı saymak da doğru değil. O işte o işe sağlanan katkı ne? Ona bakmalı...