Yeni düzenlemeye göre memurların ek göstergeleri emekli aylığını belirler mi?

Memurlar açısından hem çalışırken hem de emeklilik de ek göstergenin çok önemli bir yeri vardır. Dolayısıyla her memurun yüksek ek göstergeli bir görev hayali olduğunu söylemek abartı olmayacaktır. Acaba 5510 sayılı Kanun bu ek gösterge hayalini ne kadar etkilemiştir? Bu konunun memurlar tarafından çok fazla bilindiğini düşünmüyoruz. Bu nedenle aşağıda bu konu detaylarıyla açıklanmaya çalışılacaktır.

1- Ek göstergenin 5510 sayılı Kanun öncesi emekli aylığına etkisi5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununa göre, memurların ek göstergeleri emekli aylığını belirleyen çok önemli bir unsurdu. İstisnalar dışında ek göstergeli bir kadroda en az 6 ay görev yapan bir personelin emekli aylığının hesabında bu ek gösterge önemli bir unsurdu. Örnekle somutlaştırmak gerekirse; Genel Müdür olarak bir görevde 6 ay görev yapan bir personel emeklilikte 6400 ek göstergeyi hak etmekte ve emekli aylığı bu ek göstergeye göre belirlenmekteydi. Bu ek göstergenin emekli aylığına yansıması ise; (6400 x 0,071589 = 458,1696 + (9500 x 0,071589) x % 180 = 1224,1719) =1682,34 tutarının en az 75/100 oranında idi.

Görüleceği üzere, 15.10.2008 öncesinde yüksek ek göstergeli bir görevde en az 6 ay bulunmak yüksek emekli aylığı almak için yeterliydi.

2- Ek göstergenin 5510 sayılı Kanun sonrası emekli aylığına etkisiMemurlar açısından 15.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 6 ay çalışarak yüksek ek göstergeden emekli aylığı alma dönemini sona erdirdiğini söyleyebiliriz. Bu Kanunla beraber ödenen sigorta primine esas kazanç önem kazanmıştır. Yani emekli aylığı, 5510 sayılı Kanun hükümlerine göre belirlenecek ortalama aylık kazanç ile aylık bağlama oranının çarpımı sonucunda bulunan tutar kadar olacaktır. Bu durumu eski tabirlerle açıklamak gerekirse hem SSK"lı hem Bağ-Kur"lu hem de Emekli Sandığı mensuplarının emekli maaşı aynı yöntemle hesaplanmaktadır. Dolayısıyla en az 6 ay çalışarak yüksek ek göstergeden faydalanma dönemi kapanmıştır.

Ancak, bu durum 15.10.2008 tarihinden önce göreve başlayan memurlar için geçerli değildir. Bu memurlar hala en az 6 ay yüksek ek göstergeli görevlerde bulunarak düşük ek göstergeli diğer memurlara göre daha yüksek emekli aylığı alabilirler.

3- 5510 sayılı Kanun öncesi ve sonrasında ek gösterge ve makam tazminatı ilişkisi ve emekli aylığına etkisi Emekli aylığının önemli unsurlardan birisi de makam tazminatıdır. Makam tazminatı bazı hallerde ek göstergeyle orantılı gitmektedir. Detay bilgi için 657 sayılı Kanunun IV sayılı Makam Tazminatı cetveline bakılabilir. Makam tazminatının bir uzantısı olan temsil ve görev tazminatları da emekli aylığını ciddi olarak etkilemektedir. 5510 sayılı Kanun öncesinde emekli aylığına doğrudan ilave edilen makam, temsil ve görev tazminatları ek göstergede olduğu gibi artık doğrudan ilave edilmemektedir. İster iki yıl makam tazminatlı görevlerin en yükseğinde çalışılsın isterse daha fazla süreyle çalışılsın hiç fark etmemektedir. Önemli olan aldığınız makam, temsil ve görev tazminatları üzerinden ne kadar sigorta primi kesildiği ve dolayısıyla da Kanuna göre belirlenen ortalama aylık kazancınızdır.

Yeni düzenlemeye göre makam, görev ve temsil tazminatları hem doğrudan emekli aylığına ilave edilmemekte hem de görev yaptığınız sürece bu ödemelerden sigorta kesintisi yapılmaktadır. Yan yana görev yapan iki memurdan birisi 14.10.2008 tarihinde göreve başlamış diğeri de 16.10.2008 tarihinde göreve başlamışsa bunların hem çalışırken aldıkları maaşları hem de emekli aylıkları ciddi oranda farklı olacaktır. İşte reformun ortaya çıkardığı olumsuzluklardan birisi de budur. Gün farkı ile bu kadar ciddi avantaj ve dezavantajların oluşması doğru değildir. Diğer sigortalılar için geçerli olan ikili emekli maaş sistemi memurlarda olmadığı için bu tür olumsuzluklar ortaya çıkmıştır. Reform öncesi ve sonrası memur maaş hesabı için http://yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=24.07.2011&y=Ahmet_Unlu adresindeki yazıya bakıldığında bu durum daha açık görülecektir.

Görüleceği üzere, yeni düzenlemenin zamanla birçok olumsuzluğu gün yüzüne çıkmaya başlamış ve yeni sisteme göre memurların emekli aylığı bağlanmadığı için de kimse olayın vahametini kavrayamamıştır.

Her ne kadar 5510 sayılı Kanun sonrasında vazife malullüğü aylığı bağlanmış ise de, 5510 sayılı Kanunun 47 nci maddesi ile bu aylıkların 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre emsali iştirakçiye bağlanacak harp veya vazife malûllüğü aylığından az olamayacağı yönünde düzenleme yapıldığından eski sisteme göre bir sıkıntı oluşmamıştır.

4- 5510 sayılı Kanunun Milletvekili maaşına etkisi5510 sayılı Kanundan hiç etkilenmeyen tek grup ise Milletvekilleridir. Bunların emekli aylığının hesabında da en yüksek devlet memuru maaşının, dolayısıyla da ek gösterge, makam ve temsil tazminatının etkisi vardı. Ancak, 5510 sayılı Kanunda 6270 sayılı Kanunun 5 inci maddesi ile yapılan değişiklikle Milletvekillerine önemli avantajlar sağlanmış ve emekli aylığı ile ek gösterge ilişkisi koparılmıştır.

Bu düzenlemeye göre; Milletvekillerine Cumhurbaşkanına ödenmekte olan aylık ödeneğinin % 40"ı esas alınarak Cumhurbaşkanına bağlanacak yaşlılık aylığının % 42"si oranında malullük, emeklilik veya yaşlılık aylığı ödemesi getirilmiştir. Bu düzenlemeyle Milletvekillerinin 5510 sayılı Kanundan hiç etkilenmemesi hatta eskiye göre daha avantajlı duruma getirilmeleri sağlanmıştır.

5- Sonuç ve önerilerYeni sitemle kısa süreliğine yüksek ek göstergeli görevlerde çalışarak yüksek emekli aylığı alma dönemi sona erdirilmiştir. Ancak, reform sonrası yapılan bazı müdahaleler sistemde avantajlı gruplar oluşmasına sebep olmuş ve geniş kesimleri rahatsız etmiştir. Uygulanan sistemlerin adil olması sistemlerin olmazsa olmazıdır. Yapılan reformlar kendi içerisinde çelişkiye düşmediği ölçüde uzun ömürlü olurlar aksi durumda ise sürekli tadilat geçirirler. Her çalışanın ödediği prim oranında emekli aylığı alması hiç kimseyi rahatsız etmez ve etmemelidir de. Ancak, nimet külfet dengesi bozulursa işte sıkıntılar ve rahatsızlıklar o zaman başlar. Nihayetinde sosyal sigorta ile sosyal yardım arasındaki ince farkı iyi anlamak zorundayız ve bunları birbirine karıştırmamalıyız. Sosyal güvenlik karşılıklılık esasına ve aktüeryal dengeye dayanırken, sosyal yardım ise tamamen karşılıksız yapılan bir ödemeye dayanır. Yani ne kadar ekmek o kadar köfte ya da ne kadar prim o kadar emekli aylığı demek zorundayız vesselam.