Türkiye"nin gidişatı nereye?

Ortalık kriz unsurlarından, kriz yaratmaya çabalayan aktörlerden geçilmiyor. Gerginik ve belirsizlik Türk siyasi arenasını kuşatmış durumda. İç siyasette keskin virajlar cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte başlayacak. Kürt meselesinin izleyeceği ivme belli değil. Vesayet tehlikesi hep kapıda... Milliyetçilik belirleyici bir unsur olma yolunda...

Tüm bunlara rağmen ülkenin ana istikametinin kolayca değişeceği kanaatinde değiliz...

Değişim sürecine, değişim talebine yönelik dirençler ve onun etrafındaki kara çatışmalar ne denli hız kazanırsa kazansın; önümüzdeki yılların anahtar sözcüğü "açık toplum" talebi olacak.

Bugün Türkiye''nin durduğu yer 28 Şubat depreminin süzgecinden geçmiş, devlet-birey ilişkisini somuta indirmiş, demokrasinin yaşamsal önemini farketmiş, sosyal, ekonomik, kültürel beklentilerin temel hak ve özgürlüklerle yakın ilişkisini görmüş, talepkar ve "tersinmez" bir noktadır.

Evrensel gözlükle bakıldığı zaman ise ortaya şu görüntü çıkar:

Bireyin kendisini yeniden tanımlamasında, toplumsal tasavvurlarda, kültürel talep ve hareketlerde "gelecek zaman merkezli 20. Yüzyıl"dan "şimdiki zaman merkezli 21. Yüzyıl"a geçiş ile Türkiye''nin Batı''yla ikinci sıcak tarihi karşılaşması ilginç bir şekilde, biraz da zorunlu olarak kesişmiştir.

Bu durum, zihinsel ve kültürel nitelikli köklü değişim gerçeğinin toplumsal kaynağını oluşturur; buna şüphe yok.

Nitekim bugünü feda ederek, bugünü ihmal ederek yarına yatırım yapmak, yarını inşa etmek, yarını kurmak hedefi her geçen gün bir değer olmaktan çıkıyor. Gelecek hedefli kalkınma adına toplumsalın, adaletin gözden ırak tutulmasının ölümcül faturası da ortada.

Bugün ruhumuza egemen olan, "siyaseti dışlayan değişim şiarı, yani sizofrenik depolitizasyon" hali, "travmatik kimlik yırtılmaları", buradan yükselen "mandacı ruh ve milliyetçilik çelişkisi" bu durumun sadece geçiçi alt ayrıntılarını oluşturuyor.

Nitekim bu ülkedeki açık toplum talebi, gelişkin temel hak ve özgürlükler arayışı gücünü "şimdiki zamanın siyasallaşması"ndan, bu siyasallaşmanın karşı koyulmaz rüzgarından alıyor.

Şimdiki zaman üzerine kurulu olan, ekonomik ile kültüreli içiçe sokan, mikro sorunları makro sorunlar kadar tayin edici hale getiren, toplumsalın yeniden ve bugüne yönelik keşfini hayati kılan bu değişim gerçeği; her şeyden önce "toplumsal siyaset"in kazanması gereken ve kazanacağı önemi ifade eder. Etik, katılım, adalet kavramlarının yenilenen gücüne ve önemine gönderme yapar.

Şüphe yok; bu koşullarda Türkiye''nin sorunu; değişime, değişmeden uyum sağlamaya çalışan, yarın adına bugünü feda etme çabasını elden bırakmayan, bu çerçevede bir yandan siyaseti, diğer yandan toplumu ve onların ayrılmaz parçaları temel hak ve özgürlükleri gasp eden yönetim zihniyeti ve ataerkil siyaset gerçeğidir.

Kimileri bu yapı üzerinden hâlâ değişimi tekeli altına almaya, hâlâ devlet eksenli değişim gerçeğini ülkeye kabul ettirmeye çalışıyor. Üstelik bunu hem içeride üreyen hem dışarıdan yansıyan değişim girdilerini değiştirmek için değil, "bireyi ve hukuku dışlayan Türk modernleşmesi"nin ürettiği rant ve tekel yapılarını pekiştirmek için deniyorlar.

Türkiye bir süre daha bu direnç ile tersinmez değişme talebinin çatışmasını yaşayacak…

Bilin ki, etikten estetiğe, devletten topluma, insandan özgürlüğe her yeri ve her şeyi içinden kuşatan köklü değişim dalgası, gün gelecek "kağıttan kuleleri" yerle bir edecektir.