Demokratik açılım

Sayın İçişleri Bakanımız “demokratik açılımın devam edeceğini, ilgili kanunlardan birinin Meclis''e sevk edildiğini, diğerlerinin de onun arkasından geleceğini” haber veriyor.

Demokratik açılım elbette yalnızca Kürt meselesinin çözümünü hedeflemiyor, ama bu meselenin de açılım içinde önemli bir yer tuttuğu açıktır.

“Kürt meselesi diye bir mesele vardı, yoktu” tartışmasını abes buluyorum; kendilerine Kürt diyen, kendilerini Kürt bilen, Kürtçe diye bir dilleri olan, Türklerle ortak inanç ve kültürleri yanında kendilerine mahsus örf ve adetleri de bulunan kardeşlerimizin eğer bazı şikayetleri ve talepleri varsa bunlara eğilmek toplumun ve devletin görevidir.

Bin yıldan fazladır bu topraklarda aynı dini ve davayı benimseyerek birlikte yaşadığımız Müslüman etnik gruplar ve bunların içinde Müslüman Kürtler, ülkenin bölünmesini asla istemezler ve istemiyorlar. Kürtlerin taleplerini ve onlara karşı yapılan bazı yanlışları bahane ederek silaha sarılan ve dağa çıkan Kürtlerin Müslümanlıkla alakaları ise hemen hiç konuşulmuyor. Dağlarda yapılan çekimlerde tek veya cemaat olarak namaz kılan bir tane PKK''li görmedim. Liderlerinin de Marksist-materyalist olduğunu biliyoruz. İste bu vakıa da şu tezi güçlendiriyor:

PKK terörü ile Kürt meselesini ayrı ayrı ele almak, terörü -başka çare yoksa şiddet de kullanarak- engellemek, Kürtlerin haklı taleplerini ise insan hak ve özgürlükleri çerçevesinde karşılamak gereklidir.

Kürt açılımı da denilen demokratik açılıma milliyetçilik adına karşı çıkanların aşağıdaki yazıyı okumalarında fayda var:

Sayın Ayşe Hür''ün, “Din Yok Milliyet Var” başlıklı bir yazısında (Taraf, 27.09.2009) şu satırları okuyoruz:

“…Peki, toplumun iliklerine işlemiş dinin böyle aniden sökülüp atılmasıyla ortaya çıkacak boşluğun neyle doldurulması planlanıyordu? Ekim 1926''da yazılmış olan ve Samsun Milletvekili Ruşeni (Barkın) imzasını taşıyan ve Mustafa Kemal tarafından okunarak yanına çeşitli işaretler ve notlar konmuş olan “Din Yok, Milliyet Var” başlıklı makale ilk ipucunu veriyor. Dinin yerini ulusçuluk fikri alacaktı. Nitekim Türkiye hakkında yazılmış ilk İngilizce eserlerden bir olan Turkey Today''in (1928) yazarı Grace Ellison''a göre o yıllarda ''ulusçuluk Türkiye''nin yeni dini, Misak-ı Millî Kur''an-ı Kerim''i, İsmet İnönü ise Hz. İsa''sı'' olmuştu. Yazar, Mustafa Kemal''in kendisine ''Benim dinim yok ve bazen bütün dinler denize batsın istiyorum'' dediğini yazdığına göre, neyse ki Mustafa Kemal''in tanrı olmaya niyeti yoktu!”.

Herkesin tarihine ve kültürüne sahip çıkması, onu korumak istemesi başkadır, “ulusçuluk davası gütmek ve onu din yerine koymak” başkadır. Ulusçuluk davası ayrışma ve bölünme tehlikesini tahrik ediyor, İslam ortak payında birlikte yaşamak ise bin yıldır bizi bir arada tuttu.