İslam Barış Gücü

BM barış gücü, BM"in kusurları ve taksirlerini taşıyor; tartışılmaz ahlak kurallarını ve hukuku çiğneyen, zayıflara zulmeden, kendi haksız çıkarı için başkalarına zarar veren ülkelere ve topluluklara müdahale ederek dur demek yerine, dünyayı yöneten ve sömüren ülkelerin iradelerine tabi oluyor, akan kana, çiğnenen haklara aldırmadan bekliyor, ne zaman patronların gönlü olur, durum onların irade ve çıkarlarını gerçekleştirmeye müsait hale gelirse o zaman müdahale ediyor. Müdahaleyi de pazarlıkla yapıyor, talepleri karşılanmadıkça zulme seyirci kalıyorlar. Bunun pek çok örneğini yakın tarihimizde gördük, görmeye de devam ediyoruz. Son örnek Suriye ve Gazze; sözde büyük devletler kuzuyu paylaşamadıkları, her biri kendine mahsus çıkarı tam olarak garanti edemediği için kan akıyor, ülkeler harabeye dönüyor.

İslam ahlak ve hukukuna, ümmetin sorumluluğuna baktığımızda şunu görüyoruz:

"Eğer müminlerden iki grup birbiriyle kavgaya tutuşursa hemen aralarını düzeltin; ikisinden biri diğerinin hakkına tecavüz etmiş olursa –Allah"ın emrine geri dönünceye kadar– haksızlığa sapanlara karşı savaşın; dönerlerse aralarındaki anlaşmazlığı adaletle çözüme bağlayın ve herkese hakkını verin. Allah hakkı yerine getirenleri sever" (Hucurat: 49/9).

Ayet haksız yere devlete baş kaldıran gruplar ile devlet arasındaki savaştan değil, halk arasında meydana gelen anlaşmazlık ve kavgalardan bahsediyor. Bunlara karşı güçlü çoğunluk, halkın geri kalanları, adalet ve hakkaniyet ölçüleri içinde tarafları anlaştırmak, aralarını bulmak ve gerekirse güce başvurarak haksızlığı önlemekle yükümlü oluyorlar. Devlete baş kaldıran, hukuka boyun eğmeyen âsi gruplar (bâğîler), halkın geri kalanına karşı da haksız yere savaş ilân etmiş oldukları ve zarar verdikleri için müctehidlerce bu âyetin kapsamına alınmışlar; –bazı istisnalar dışında– aynı hükme ve muameleye tâbi tutulmuşlardır. Eğer başkaldırma, devleti yönetenlerin dinden ve adaletten sapmaları sebebiyle olursa bu defa müminler sapanlara karşı cihad edenlerin yanında yer alacaklardır. Fıkıh kitaplarının "bağiy, cihad, kadâ" bölümleri ile kelam kitaplarının imamet/hilafet bölümlerinde ve ahkâm-i sultaniyye kitaplarında bu konu detaylarıyla işlenmiştir. Özet olarak İslâm toplumu, hem dışarıda hem içeride –gerek halktan iki grup ve gerekse halk ile devlet gücü arasında- meydana gelen haksız çatışmalar karşısında ilgisiz ve duyarsız kalamaz, barış ve adaletin gerçekleşmesi için elinden geleni yapmakla yükümlüdür.

İslam ülkeleri bir araya gelip aralarında bir antlaşma imazlasalar ve gerek bir ülke içinde ve gerekse ülkeler arasında bir anlaşmazlık, bir çatışma çıktığında önce hakem heyetleriyle çözüm arasalar, haksız taraf çözüme yanaşmadığında, teşkil edecekleri bir ortak güç ile duruma müdahale etseler yaşanan birçok facia, zulüm, tahribat önlenir, hak ve adalet yerini bulur.

Bir de İslam Nato"su olabilir; onu da gelecek yazıda açalım.