Sivilleşmenin kilidi Jandarma İçişleri"ne bağlanmasında

YAŞ öncesi Genelkurmay Başkanı ve 3 kuvvet komutanının istifa etmesi siyasal bir kriz yaratmaması son yıllarda adım adım devam eden normalleşmenin bir sonucudur. İstifa edenlerin sonuç olarak memur olduğunu düşündüğümüzde, istifalarının da kaosa ya da krize yol açmaması normal.

Ancak devlet-toplum ilişkisinin otoriter zihniyette şekillendiği toplumlarda; Türkiye örneğindeki gibi kurucu irade olarak askeri ve sivil bürokrasinin gücünün bu kadar belirleyici olması normal. Kabul edelim ki askeri ve sivil bürokrasi, son yıllara kadar toplumun nasıl olacağına, kimlerin siyaset yapacağına, siyasetin sınırlarının ne olacağına kadar birçok alanda tek ve esas belirleyici olmuştur. Normalleşme olarak tanımladığımız süreç bu sınıfların imtiyazlarının ellerinden alınmasıdır.

YAŞ sonuçlarına bu gözle yani asker-sivil ilişkilerinin normalleşmesi çerçevesinde bakmakta fayda var. Birçok yorumcu YAŞ sonuçlarına bakarak, sonuçta son sözü askerlerin söylediğini ifade ediyor. Bunu da JGK''na 2. Ergenekon Davası''nda tutuklu bulunan İbrahim Şahin''in açıklamalarında adı geçen geçen Orgeneral Bekir Kalyoncu''nun, Harp Akademileri Komutanlığı''na Orgeneral Aslan Güner''in atanmasına yine çeşitli davalarda tutuklu bulunan 49 amiral ve generalin görev sürelerinin 1 yıl uzatılması bakarak söylüyorlar. Tek başına gerek atamalara gerekse temditlere bakıldığında bu tespit haklı olabilir. Ama yaşananlara büyük resim içinde bakıldığında bütün bunların anlamı kalmıyor.

Ki asker-sivil ilişkilerinin normalleşmesi yolunda iki tartışma hemen YAŞ sonrasında gündeme geldi.

Bunlardan ilki 27 Mayıs 1960 Darbesi''nin sonucu olan ve 1961''de mevzuata giren TSK İç Hizmetler Kanunu''nun 35. Maddesi''nın kaldırılması tartışmasıdır. TSK İç Hizmetler Kanunu''nun ''C - Umumi Vazifeler'' başlığının ilk maddesi olan 35. Madde şöyle; “Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır.”

Bu madde 12 Mart muhtırası ve 12 Eylül darbesinin yasal dayanağı olarak yıllarca savunuldu. Hatta yıllar sonra Kenan Evren 12 Eylül Darbesi ile ilgili başlatılan soruşturma çerçevesinde verdiği ifadesinde; “O günkü ülke şartları, anayasal kurumların işlememiş olması nedeniyle İç Hizmet Kanunu''nun 35. maddesindeki yetkiye dayanarak ülke yönetimine el koyduk” dedi.

Bu maddenin kaldırılacak olması sadece bir yasanın değişmesi değil uzun vadede bir zihniyetin dönüşmesi açısından önemlidir.

İkinci tartışma ise TSK''nın demokratik ülkelerde olduğu gibi Milli Savunma Bakanlığı''na (MSB) bağlanacak olmasıdır. Genelkurmay şu anda konum olarak ne Başbakan''a ne de Cumhurbaşkanı''na bağlı değil. Sadece Başbakan''a karşı sorumludur. TSK''nın MSB''na bağlanması askeri bürokrasinin sistem içindeki rolünü normalleştirmek açısından önemlidir.

Demokratikleşme ve normalleşmenin sürmesi TSK''yı sistem içinde sıradan ama önemli bir kuruma dönüştürecek ve isimler ve onlara atfedilen anlam ikincilleşecektir. YAŞ kararlarına, atamalara ve temdit kararlarına bu gözle bakmakta da yarar var.

***

Bu süreçte yapılması gereken bir değişiklik daha vardır. O da, jandarmanın sistem içindeki konumunun normalleşmesi ve sivilleştirilmesidir.

2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu''dan almaktadır. Bu kanuna göre, JGK''nın görevleri mülki, adli, askerî ve diğer görevler olmak üzere dört ana başlık altında toplanmaktadır. İlgili kanunun 10. Maddesine göre jandarmanın görev ve sorumluluk alanı; “polis görev sahası dışında kalan alanlar olup, bunlar il ve ilçe belediye sınırları dışında kalan alanlar ile polis teşkilatları bulunmayan yerler” olarak tanımlanmaktadır. Bu bölgelerde jandarma, emniyet ve asayişin sağlanmasından sorumludur. Türkiye''nin coğrafi yapısı dikkate alındığında Jandarmanın görev alanı çok geniş olduğu açıktır. Türkiye yüzölçümünün yüzde 90 civarında jandarma görev sahasıdır.

JGK''lığı yasal düzeyde TSK''nın parçası olup, Silahlı Kuvvetlerle ilgili görevleri eğitim ve öğrenim bakımından Genelkurmay Başkanlığı''na –burada da Kara Kuvvetleri Komutanlığına (KKK) bağlı-, emniyet ve asayiş işleriyle diğer görev ve hizmetlerin yerine getirilmesi yönünden ise İçişleri Bakanlığı''na bağlı ve sorumludur. Ancak fiili olarak JGK, TSK''nın bir parçası olup silahlı kuvvetlerle ilgili görevleri, örgütlenme biçimi, bütçesi, terfi sistemi, personel eğitim ve öğrenim açısından Genelkurmay Başkanlığı''na bağlıdır.

Resmi olarak İçişleri Bakanlığı''nın sorumluluğunda olan iç tehditin önlenmesi konusunda sorumluluk polis teşkilatında olmasına rağmen; TSK açık biçimde jandarma üzerinden polis teşkilatına paralel bir görev alanı oluşturmuştur. Bunun en doğal sonucu da Ali Bayramoğlu''nun deyimiyle asayişle mücadelenin askerileşmesidir. Türkiye bunun faturasını yıllardır ödemektedir.

Bunu Güneydoğu''da 1990''lerın ortasından itibaren Kürt sorunu bağlamında yaşanan savaşın gölgesinde jandarma içinde yaratılan özerk kurumsal yapılardan görebiliyoruz. JİTEM bu özerk alanda kurulmuş bir yapıdır ve faili meçhuller, köy boşaltmalar gibi geniş bir insan hakları ihlalinin merkezinde olduğu kurumsal olarak JGK vardır. Yine 28 Şubat''tan Ergenekon Davalarına, Batı Çalışma Grubu''ndan Cumhuriyet Çalışma Grubu''na bunu izleyebiliyoruz.

1. ve 2. Ergenekon İddianamelerinde 2003-2004 yılında atlattığımız dört darbe girişimden başrolü JGK ve bu dönemde JGK olan Orgeneral Şener Eruygur var. JGK''nın bu kadar önde olması, sadece dönemin komutanı Orgeneral Şener Eruygur ile açıklamak mümkün mü?

Değil. Çünkü JGK''lığı gerek yasal gerekse operasyonel yapısı ile askeri ve sivil denetim arasında arafta durmakta, bu konumun yarattığı avantajları sonuna kadar kullanmaktadır.

Son iki yıl içinde iç güvenlik hizmetinin sivilleştirilmesi konusunda önemli adımlar atıldı. 28 Şubat''ın karanlık günlerinde hayatımıza giren EMASYA Protokolü''nün kaldırılması bu yöndeki adımlardan birisi oldu.

Şimdi yapılması gereken iç güvenlik hizmetlerinin sivilleştirilmesi ve jandarmanın iç güvenlik alanındaki bütün tasarrufları açısından İçişleri Bakanlığı''na bağlanmasıdır. Onun dışında personel ve eğitiminin de sivilleştirilmesi zorunludur.

Türkiye''de asker-sivil ilişkisi normalleşiyor. Normalleşme sürdükçe siyaseten askerin arkasına sığınan siyasi partilerden medya mensuplarına kadar herkes daha fazla afişe olacak. O zaman ya normali seçecekler ya da anormalin kurbanı olacaklar.