Orman yağmasından, enjektör operasyonuna

Cumhurbaşkanı''nın, çürümüşlüğün üzerine gitmek için Devlet Denetleme Kurulu''nu devreye sokması sevindirici.

Dosyalar açıldıkça, müfettiş raporları elimize ulaştıkça, pisliğin boyutları daha iyi ortaya çıkıyor.

Etibank''ın durumu

Bugünlerde, Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu bünyesinde faaliyet gösteren yeminli murakıplar, Etibank''a ilişkin raporlarını tamamlayacaklar. Zaten, eldeki mevcut çalışmalar (eski raporlar) kaynakların, çeşitli yollarla, Dinç Bilgin''in şirketlerine aktarıldığını gösteriyordu. Bu hileli aktarmada, back to back yöntemi, off-shore uygulaması, bir bankada depo yapıp aynı miktar paranın kredi olarak alınması, gibi usuller ön plana çıkmıştı.

Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu da, Etibank''ın içinin sahipleri tarafından boşaltıldığını gösteren 9 Ekim 2000 tarihli murakıp raporu üzerine, Bankalar Kanunu''nun 14''üncü maddesinin 3 ve 4''üncü fıkraları gereği, Etibank''ın Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu''na devredilmesi kararını vermişti. (27 Ekim 2000)

3''üncü fıkraya göre, Yükümlülüklerini yerine getirmemesi, faaliyetlerinin devamının mevduat sahiplerinin hakları ve malî sistemin istikrarı bakımından tehlike arz etmesi durumunda, banka, Kurul tarafından Fon''a devrediliyor.

4''üncü fıkra ise, "Bir bankanın yönetimi ve denetimini elinde bulunduranlar, banka kaynaklarını kendi lehlerine kullandıkları veya bankayı bu surette zarara soktukları takdirde, Kurul, bankanın Fon''a devredilmesine karar verir" diyor.

Kimileri, murakıpların önü kesiliyor endişesine kapılmış. Oysa Bankacılık Kurulu''nun Başkanı Zekeriya Temizel ile konuştuk, gereken teminatı aldık. Temizel, murakıpların vazifelerini yaptıklarını, kimseden etkilenmediklerini söyledi. Cezayı gerektiren bir değerlendirme ortaya çıkarsa, Kurul, vakit kaybetmeden dosyayı İstanbul DGM''ye gönderecek.

Orman yağması

Dün, Yeni Şafak''ta Orman Bakanı Nami Çağan ile ilgili bir haber yayınlandı.

Acaba Nami Çağan, Başmüfettiş İbrahim Erken''in 4.1.2000 tarihli ek raporunu hasıraltı etti mi? İbrahim Erken''i, bu ek raporu yazmasını takiben, Başmüfettişlik görevinden alarak, 17.1.2000 tarihinde Ankara Bölge Müdürlüğü''ne mühendis olarak atadı mı?

Orman Bakanı ağaç kesenleri niçin himaye ediyor? Mavramoloz Ormanı''nda gerçekten 15.11.1995 ile 15.1.1996 arasında 10 bin ağaç kesildi mi? İbrahim Erken, konuyu örtbas eden bürokratlar ve bakan hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı''na suç duyurusunda bulundu mu? Nami Çağan Cumhuriyet Başsavcılığı''na "soruşturma açmaya gerek yok" cevabını verdi mi? Konu şu anda Danıştay 2''nci Daire Başkanlığı''nda mı inceleniyor?

Orman Arazisi Tahsisi''ne ilişkin yönetmeliğin 49''uncu maddesi, sadece kamu kurum ve kuruluşlarına orman arazisi tahsis edilebileceğini, 50''nci maddesi ise, gerçek kişilere veyahut özel hukuk tüzel kişilerine yol, isale hattı ve benzeri tesisler için bedeli karşılığında kullanım izni verilebileceğini öngörüyor.

Bu durumda, orman arazisinde, özel hukuk tüzel kişileri nasıl üniversite kurabildi?

Diyelim ki ön izinler, Orman Arazisi Tahsisi''ne ilişkin yönetmelik yürürlüğe girmeden (1995''in 6''ncı ayından önce) verilmişti. Ama Koç ve Sabancı Üniversiteleri''ne orman arazisinin kesin tahsisi bu tarihten sonra gerçekleşti.

Anayasa Mahkemesi''nin iptâl kararları bile hasıraltı ediliyor. Anayasa Mahkemesi önce 1992 yılında Yüksek Öğretim Kanunu''nun 18''inci maddesini iptâl etmiş; orman arazileri de dahil Hazine arazilerinin vakıf üniversitelerine tahsisinin önünü kesmişti. 30.12.1999''da Ecevit hükûmeti iptâl edilen yasanın yerine bir benzerini Parlamento''dan geçirdi. 13.9.2000 tarihinde Anayasa Mahkemesi bu düzenlemeleri de iptâl etti.

"Anayasa Mahkemesi kararı geriye işlemez" iddiası yanlış. Çünkü Anayasa Mahkemesi, YÖK 18''inci maddenin iptâl kararını ilk defa 1992''de verdi. Mavramoloz Ormanı''nın tahsisi 1995 yılında, Tuzla Bıyıklı Devlet Ormanı''nın tahsisi ise 1997 yılında kesinleşti.

Acaba, orman arazisine kurulan vakıf üniversitelerinin akıbeti ne olacak?

Enjektör operasyonu

Bugün Yeni Şafak sütunlarında, sağlık sektöründeki bir başka vurgunun haberini okuyacaksınız. Tam 300 milyon dolarlık vurgun. İnsan doğrusu, hangi birine yetişeceğine şaşırıyor.

Met firması, bir çok itibarlı yabancı firmanın temsilcisi görünümünde, Milli Savunma Bakanlığı, SSK ve Sağlık Bakanlığı''ndaki ihalelere katılıyor. Aslında, yabancı firmaların Met firmasının kendilerini temsil ettiğini gösteren belgeleri sahte. Bu sahte belgeler, notere tercüme ettiriliyor; resmi evrak olarak yetkililere sunuluyor. Yabancı firmanın malı diye, Ankara Ostim''de çok ucuza üretilen ürünler, SSK ve Sağlık Bakanlığı''na ait hastanelerle, askerî hastanelere satılıyor.

Her kurumda bağlantılar var. Sağlık Bakanı Osman Durmuş''un harekete geçmemesinin sebebi olarak, Özel Kalem Müdürü Sedat Kulaksız ve Müsteşar Yardımcısı Semih Yalçın gösteriliyor. Osman Durmuş, gene Yeni Şafak''ta gördüğünüz gibi, kağıtların üzerine not düşmüş: "İmza sahte", "Böyle şirket yok; marka yok", "Düzmece" diye.

Sonra da halâ gerekeni yapmıyor.

Üzerinde bir şırınga resmi olan, enjektör operasyonu dosyası, Emniyet''te bekletiliyor. Patron Abdullah Turgut Yılmaz''ın kayınpederinin Ankara Merkez Komutanı Tuğgeneral Uğur Büyükçulha olmasının, polisi tereddüte sevk ettiği ileri sürülüyor.

Oysa her koyun kendi bacağından asılır. İlgililere, Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu''nun temiz toplum özlemini ve yolsuzluklar konusundaki hassasiyetini hatırlatarak, tereddüte mahal olmadığını söylemek isteriz.

Abdullah Turgut Yılmaz''ın, aralarında Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Batman, Edirne, Trabzon askeri hastanelerinin de bulunduğu çok sayıda hastaneden ihale alması, Emniyet Genel Müdürlüğü''nün enjektör operasyonundan vazgeçmesi için sebeb teşkil eder mi?

Ne de ince düşünmüşlerdi. "Şırınga" kaba oluyor, "Enjektör diyelim alafranga hava verelim" diye aralarında konuşmuşlardı.

Bence Tantan, yakında harekete geçecektir. Enjektör can yakacak, haberiniz olsun. Ucu nereye varırsa varsın.

Yolsuzluk pazarlığı

Ankara''da biri (önemli bir istihbaratçı), kulağıma fısıldadı: "Hani öyle dürüst geçinip de, ona buna sataşan, dalaşan gazeteci-televizyoncu takımı var ya... Bunların çoğu yolsuzluk dosyalarını alır, sonra da ilgililerle pazarlığa oturur." Ve ilâve etti, "Sor bakalım Şeker dosyasının akıbetini"

4 yıl önce Yasin Altınbaş''ın, Suriye, İran, Irak''a satıyoruz diye Gimat''a verdiği şekerlerin raporu bir ünlü gazetecinin eline ulaşmış. Altınbaş, Güneydoğu''da Paraşüt Operasyonu ile yakalanan kişi. Meğer 4 yıldan beri izleniyormuş. Ona buna sataşan, dalaşan gazeteci, dosyayı para karşılığı ortadan yok etmese, belki operasyonun önü çok önceden açılacaktı. Hayali ihracat balonu daha o zaman sönecekti.

Evet aramızda böyleleri var maalesef. Yolsuzluk raporlarını pazarlık konusu yapıp, ceplerini dolduranlar.

DİP NOT: Minik Kuş''a:

Ben senin yazında ana konu olabilirim ama sen benim yazımda sadece dipnotsun.

Cevabımı, sana, Basın Konseyi aracılığı ile yollayacağım. Yayınlarsan, 1984''ten beri, üniversitelerdeki başörtüsü yasağını eleştirdiğimi okurların da öğrenecek. Sütununa alıp beni suçlamağa çalıştığın diğer yazıya gelince:

Elbette ben Türkiye''nin Kur''an hükümlerine göre yönetilmesini savunmuyorum. Başörtüsüyle üniversitede okumak isteyen kızların da amacı bu değil. Onlar, kimseye bir dayatma yapmadan, din ve vicdan hürriyetinin gereğini yerine getirme çabasında. Kur''an''daki başörtüsü emrini, o günün şartlarına bağlamak ile "Türkiye''de başörtüsü yasak olsun" demek farklı şeyler.

Nitekim, Ağustos 1984 tarihli Yeni Gündem''de Şirin Tekeli''ye verdiğim mülâkattan bazı satırlar almışsın. Oysa o yazının bir bölümünde aynen şöyle diyorum: "Laikliğin yanlış bir yorumu olabiliyor. Meselâ eşarp meselesi. Zorluyorlar, illâ başından eşarbını çıkaracaksın. Bence bu laikliğe aykırı bir davranış. İnancı doğrultusunda başını örtecekse, örtebilmeli."

Görüldüğü gibi, 1984''de de başörtüsü yasağına karşı çıkıyorum; aynı zamanda bugünkü gibi laik cumhuriyeti savunuyorum.

Minik Kuş olunca insan, demek idrak ve muhakeme gücünü kaybediyor. Sadece Show TV stüdyosundan uçup kaçmasını biliyor...