Hilye-i şerif

Mehmet Çebi"nin "Aşkı-Nebi ve Zikir Taneleri" adlı sergisini gezdim.

Çebi"yi Hilye-i Şerif"in zengin çeşidiyle, nezih ortamlarda seyre açılmasına, tanınmasına çaba gösterdiği için öncelikle tebrik etmeliyim.

Hafız Osman ve sonrasındaki Hilye"lerin bir arada seyre sunulması, kalem ve istif farklarının, terkip ve tertipleriyle birlikte ritmlerinin, klasik hattın aksine doluluk düzeylerinin ve tezhibin bundaki etkisinin bilinmesi açısından elzemdir.

Çebi"nin sergisine giderken doğrusu biraz da bu umutla gitmiştim ama bu umudum boşa çıktığı gibi, örneğin bir Kamil Akdik"in, Hamit Aytaç"ın Hilye"lerini görmek yerine neticede bunların intihali sayılabilecek yeni zaman levhalarını görmenin kekreliğini yaşadım.

Bu durumda "sergiden geriye ne kaldı" diye sorarsanız, tek cümleyle "sanat bizim neyimize" dedirtecek derecede sanat yapma telaşını bangır bangır bağıran bir malzeme yığını ve şu tespitlerim kaldı:

Kozmoloji karın doyurmaz

1-Hafız Osman"ın ve onun izini sürenlerin Hilye"leri kozmolojik bir telakki ile şekillendirilmiştir. Bir Hilye"yi bu yanıyla gören ve okuyan insan, Hz. Peygamber"in sıfatlarıyla ülfeti sayesinde hem arzla maddi boyutunu hem de gökle aşkınlığını eş-zamanlı olarak birlikte idrak eder.

Sergideki kimi levhalarda ise söz konusu şeklin ve o şekli anlamlı kılan içeriklerin tam gözetilmeme sorunu da bir yana açıkça tahrip edildiğini gördüm.

2-Hilye, bir hat çalışmasıdır. Hattın en temel özelliği ise perspektifsiz, boyutsuz olmasıdır. Hat resimsel anlamda bir ufuk sunmaz, bilakis ufku fena"ya katarak gözü ayete, idraki (kalbi) ise lafza bağlar. Diğer bir söyleyişle hattın hareket noktası "işitme" esaslı bir inancın, gözün hakkını da korumasıdır.

Sevgideki kim levhalarda ise perspektif gölge, fon, derinlik ve katmanlar oluşturularak üretilmekle kalınmamış, bunların üzerinden hat resimsel olana peşkeş çekilmiş.

Kalem hünerin eşiğidir

3-Gelibolulu Mustafa Âlî"nin Menakıb-ı Hünerveran"ından da (Haz.: Müjgan Cunbur, Büyüyen ay Yay., İst. 2012) okunabileceği gibi, hattın estetiği yazıldığı kalemin niteliğinden beslenir. Örneğin bir Rahmet Ayeti"yle bir Gazap Ayeti aynı kalemle yazılmadığı gibi, rahmetteki letafet ince, gazaptaki haşyet kalın kalemle verilir. Yine Âlî"nin de yer yer vurguladığı gibi bir harfin düzeltmeyi gerektirme- yecek şekilde bir defada çekilmesi hattatın hünerinin derecesini gösterir.

Sergideki levhaların neredeyse tamamında bu kalem hassasiyetinin taşınmadığını gördüm. Aynı levhada ikili, üçlü yazı tarzlarında bir iç uyum gözetilmediği ve lafızların içeriklerine uygun kalemler kullanılmadığı gibi, harflerin de neredeyse tamamının üzerinde ayrıca ve çokça çalışıldığı izlenimini edindim.

4-Geçmişten bugüne her iyi hattın kendine layık olan en iyi tezhible buluştuğu malumdur. Bu yanıyla tezhip hattın zemininde doluluk, genişlik ve devam duygusu oluşturmakla kalmaz, kendini geriye çekerek hattı öne çıkartır.

Sergideki levhaların büyük çoğunluğunda ise tezhibi ge- rektirmeyecek bir harf doluluğuna tanık oldum. Diğer bir söyleyişle, kaligraflar adeta tezhip nedeniyle ortaya çıkabilecek artı bir maliyetten kaçınmış ya da kaçındırılmış gibiydiler. Bu yüzden bir harf karmaşası almış başını gitmiş; nerede bir boşluk var oraya çokça itilip kakılan bir vav, bir he ya da rastgele bir harf sanki konuduruluvermiş.

Uyarmalıyım çünkü umutsuz değilim

5-Evet "kaligraf" dedim. Yukarıda belirttiğim nedenlerle hattat ya da ressam diyemeyeceğime göre Çebi"nin sergisindeki işlerin çoğunlukla kaligraflara ait olduğunu belirtmeliyim.

Niyetim bir kavram kargaşası çıkarmak değil, şunu söylemek:

Hat sanatının çıta seviyesi çok yüksektir ve bu seviye görmeyi bilenler için göz önündedir.

Çebi"yi malum gayretinden dolayı tebrik ettim ancak bu onun aracılığıyla seyre sunulan her malzemenin sanat olacağı anlamına gelmiyor.

Korkum şu ki, Hilye"nin en güzel örnekleri orta yerdeyken, intihal olanına, sanat yapma rolünden türeyenine kimse itibar etmez ve bu yüzden yakında bir Hilye kirliliği yaşanabilir.

Uyarması benden.