Herkes Türk müdür, Türk mü olmalıdır?

Anayasadaki vatandaşlık tanımından Türk ifadesinin çıkarılması, yeni anayasa tartışmaları başladığından bu yana gündemdeydi, biliyorsunuz. Buna itiraz edenler ise, Türk kelimesinin bir ırkı ifade etmekten çok milletin tanımlayıcısı olarak kullanıldığı savıyla itirazlarını temellendiriyordu.

Şimdi bir de imza kampanyaları olmuş; Hasan Celal Güzel'den Osman Pamukoğlu'na, Hüsamettin Cindoruk'tan Nuh Mete Yüksel'e, İlber Ortaylı'dan Alev Alatlı'ya, Vural Savaş'a dek aynı metin altında birleşmeleri zor gözüken onlarca isim bir araya gelmiş ve 'Anayasadan Türk milleti ifadesi kaldırılamaz', 'Türk milletinin egemenliğini esas alan büyük Atatürk'ün kurduğu milli devlet yapısı ortadan kaldırılamaz' demiş. Özetle.

Elbette imzacılar içinde, bu ülkenin ötekileri olagelmiş kesimlere haksızlık etmeden Türkiye'yi sevenler, sevme ihtimalini savunanlar, samimi olanlar var. Hem de çok var.

Ama 'Türk Milletine Çağrı' başlıklı o bildiri ekseninde iki de kusurlu hareket var.

Birincisi; Türk ifadesinin anayasadan çıkarılması neredeyse yıllardır tartışılıyor, bu konuda bir bildiri hazırlayıp kamuoyunun dikkatine ve milli hislerine talip olmak, neden tam da Kürt meselesinin halliyle aynı zamana denk düşürülüyor, sorusu cevaplanmayı hak ediyor. Zira, 'Zamanlama manidar' klişesine bağlanmak istemem, ama bildirinin tam da Öcalan'ın sınır ötesine çekilme talimatının hemen ardından; Türklerin de, Kürtlerin de kendilerini sigaya çekme aşamasında olduğu böylesi bir dönemde gelmesi zamanlamayı hakikaten manidar kılmıyor mu? 'Daha önceleri neredeydiniz' dedirtmiyor mu? Sonuç, beklenen kampanya gelmiş olsa da, aranan sağduyuya ulaşılamıyor.

İkincisi; Bugün bu bildiriyle 'aziz vatandaşlarımız ırklara ve mezheplere ayrıştırılamaz' diyenler arasında, çeşitli ırklara ve mezheplere mensup insanlara yıllarca cadı avı uygulamış olanlar var. Onlar tamamen konu dışı. Bir de Türk ifadesinin farklı etnik ve dinsel grupların bin yıllık birlikteliğinin adı olduğunu ve ırk milliyetçiliği yapılmaksızın Türk adının anayasada kalması gerektiğini savunanlar var.

Makul tabi bu, güzel. Güzel de, vatanın en çok sevicileri olduklarını iddia edenler, bu ülkedeki her türlü farklı üslubun ve ifade biçiminin peşine düşerken, Türk kimliği potasında erimek istemeyenlerin tepesine boza boca ederken, bu milliyetçi aydınlar neredeydi, merak edilir.

Sözgelimi, birileri bu toplumun 'makbul' olmayan hemen her kesimine yıllarca zulüm ederken, çıkıp 'Anayasaya vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk'tür' ifadesini siz yanlış anlamışsınız, biz kimseyi zorla Türk yapamayız kardeşler' diyen oldu da, ben mi kaçırdım acaba? İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle olacağı varsayılan Türkiye, son sürat imtiyazlı, sınıflı, kaynaşamamamış, hatta birbirini boğazlama noktasına gelmiş bir kitleye dönüşürken, bu tür bir milliyetçiliğin kimseye hayır getirmeyeceği uyarı yaptı birileri de ben mi atladım?

Etnik milliyetçiliğin tek sonucunun, yeni mikro etnik milliyetçilikler olacağını; üstünlük vehminin, ancak öfkeyle, nefretle, misliyle karşılık bulacağını söyleyerek görevlerini yerine getirdi mi makul milliyetçiler?

Hayır, yapmadılar.

Türkiye'nin 30 yıldır başını ağrıtan meselesenin mimarı, tam da sözünü ettiğimiz Cumuhuriyet rejiminin tepeden inmeci yanlış milliyetçilik algısıydı. Onlara göre milliyetçilik, 'Türk' kelimesinin azınlıkta olanların tepesine indirilmek üzere tasarlanmış bir sopa olmasıyla mümkündü. Sonuç ortada…

Bu ifadenin anayasadan çıkarılıp çıkarılması ayrı bir tartışma konusu ama keşke aydınlar, zamansız ve gereksiz imzadan daha fazlasını yapabilseydi.