Sarıgül duvara niye yumruk attı?

Zannediyorlar ki Sarıgül"ün CHP"nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olmasını istemiyorum.

Nerden çıkarıyorlar bunu, anlamıyorum; adımız çıkmış 9"a inmez 8"e, ondan galiba.

Hayır kardeşim, tam aksine herkesten çok istiyorum bunu. Hatta bizzat Sarıgül"den bile çok.

Niye mi?

Niye olmasın; her şeyden evvel çok zengin, çok renkli bir kişilik. Bu da bizim gibi köşe yazarlarının arayıp da bulmayacağı bir özelliktir.

Bakmayın siz son günlerde gündemin ağzına kadar tıka basa dolu olduğuna, öyle anlar olur ki adeta yaprak kıpırdamaz.

İşte böylesi netameli dönemlerde Sarıgül gibi renkli kişilikler ilaç gibidir.

Düz kişiler öyle mi ya, ele avuca gelecek bir şekil vermek için canın çıkar, yine de iki günlük malzeme çıkaramazsın.

Sarıgül Allah vergisi hazır malzeme adeta, çok şükür.

Hayır, abarttığım falan yok.

Emin Çölaşan"ın şu satırlarını okuyun bakalım abartıyor muyum: "Sevgili okuyucularım, CHP"nin İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı adayı hemen hemen kesinleşti. / Önümüzdeki günlerde beklenmeyen bir olay olmazsa, Mustafa Sarıgül ismi açıklanacak. / Sarıgül kim? / Onu hayatımda bir kez gördüm. Birkaç ay önce bizim gazetenin Ankara Bürosu"na geldi ve yaklaşık 15 dakika konuştuk. Hiperaktif biriydi, duvara yumruk attı. Onun dışında bir görmüşlüğüm yok... " ( 2 Kasım 2013, Sözcü)

Nasıl?

Dediğim kadar var değil mi?

E tabii Çölaşan"ın niyeti Sarıgül"ü taltif etmek, desteklemek. AK Parti"ye karşı düşmanı olsa destekleyeceği muhakkak.

Lakin...

Eskiler tevekkeli, "ahmak dostum olacağına akıllı düşmanım olsun daha iyi" dememişler.

Şu hale bakın:

"CHP bensiz tarih yazamaz" diyen Sarıgül, ziyaret ettiği Sözcü gazetesinde, hayatında ilk kez gördüğü Emin Çölaşan"la 15 dakika sohbet ederken duvara yumruk atıyor.

Zengin veya renkli kişilik dediğim de bu işte.

"Niye duvara yumruk attı acaba?" diye elbette merak ettim ben de. Bu yüzden bir kez daha mezkur yazıyı okudum.

Herhangi bir nedeni yok!

Evet, yok!

Ayşe Arman"a verdiği röportajda, "Fırlamaya hazır tay gibiyim" demişti; fırlayamayınca duvarları mı yumrukluyor, bilemiyorum.

Benim bildiğim; Emin Çölaşan bu tuhaf hale "hiperaktif" diyor.

İsterseniz tekrar okuyalım: "Hiperaktif biriydi, duvara yumruk attı..."

Bu hangi çeşit hiperaktifliktir doğrusu bilmiyorum.

"Çeşit" dediğim, son dönemlerde olur olmaz her yerde bu lakırdıyı duyuyorum

Malumunuz eskiden "salak" denilen çocuklara bile günümüzde "hiperaktif" deniliyor.

Geçen gün bir komşumuzun çocuğu (Allah düşmanıma vermesin) bizim evde vazo falan ne kadar kırılacak eşya varsa hepsini kırdı.

Ebeveynlerine şöyle bir, "bu ne ya" dercesine baktım; babası gayet doğallıkla, "Bizim çocuk biraz hiperaktif" demez mi?!

Birazı buysa artık, varın gerisini siz hesap edin.

Hey yumurtaya can, Etekli Yakup"a akıl veren Allah"ım; dünya yansa umurlarında olmayacak rahatlıktaki bu anne babadan, böyle hiperatktif çocuk nasıl çıkar?!

Efendim?

Yok canım, nerden çıkardınız, çocuk duvara yumruk atmadı.

Haa anladım, siz işin eğlencesindesiniz.

Halbuki ben Çölaşan"ın söz konusu yazısını okuyunca Sarıgül adına çok endişe ettim.

Çünkü...

Durduk yere duvara yumruk atmak şeklinde tezahür eden mahut hiperaktif durum bana, birkaç ay evvel CHP"li biz gazeteci dostumun, "Sarıgül"de grandiose (büyüklük) hezeyanı hastalığı var" iddiasını hatırlattı.

CHP"li dostuma o vakit inanmamıştım ama, bu duvar yumruklama durumu, ne yalan söyleyeyim kafamı karıştırdı.

Grandiyöz hezeyanı tedavisi imkansız denilecek kadar zor bir hastalıktır.

Bu hastalığa duçar olanların başarısızlığa hiç ama hiç tahammülleri yoktur.

Kesin inançlıdırlar, kendilerini çok büyük görürler, doğruyu bir tek onlar bilirler ilâ-âhir.

Bu da bana ister istemez CHP"nin 2005"teki kurultay görüntülerini çağrıştırdı. Sarıgül nerdeyse kazanacağı kongreyi öfkesini kontrol edemeyerek kaybetmişti hani. (Tuhaf tuhaf hareketler; masaların üzerine çıkarak parmak sallamamalar, tehditler falan, hatırladınız değil mi?)

Grandiyöz yetenek hezeyanı aşırı coşku ve üzüntüyü hiç kaldıramaz. Mesela, durduk yere gece yarısı kalkıp ağlarlar.

Hastalığın ileriki aşaması kendini büyük kurtarıcı, mesih, mehdi falan zannetme; her şeye muktedir, her şeyin çaresi görme şeklinde tebarüz eder.

Bu bakımından, "Çare Sarıgül" sloganından da artık işkillenmeye başladım!

Hele hele, Sayın Sarıgül"ün kendisi için bestelediği "Sarıgül"üm geç kalma" nevzuhur türküsüne eşlik etmesi beni korkuttu.

CHP"li gazeteci (adı bende saklı) dostumun iddiası umarım iftiradan ibarettir.

En azından temennim budur.

Zaten ben inanmamıştım, dahası inanmak istememiştim.

Gelgelelim...

Durduk yere duvara yumruk atma durumunu kesinlikle vuzuha kavuşturması gerekiyor.