Türbanlı travesti

Bazı okurlar, onunla ilgili yazı yazmamı istemiyorlar. Nasılsa cümle alem biliyor onu, boşu boşuna klavyeni yorma, demeye getiriyorlar.

Ne diyeyim, yerden göğe kadar haklılar…

Lakin, her yazarın bir zaafı var; benim de o. (''Türbanlı travesti''den değil, Ertuğrul Özkök''ten bahsediyorum elbette.)

Çünkü onu okurken müthiş keyif alıyor, acayip eğleniyorum. İstiyorum ki, siz de eğlenin. Yoksa ona kızdığımı falan mı sanıyorsunuz?

Onu eleştirmekten sorumlu yazar ilan edelim seni, diyen bir okura da yeri gelmişken cevap vereyim:

Keşke…

Hatta, mümkün olsa da onu eleştirmek ''özelleştirilse'' veya bu konuda ihale açılsa da, elde avuçta ne varsa yatırıp ihaleyi kapabilsem. Neyse, uzatmayayım.

İstiklal Caddesi''nde “Kızıl Bayrak” gazetesi satan ''türbanlı'' bir genç kızı kalemine doladığı dünkü yazısı yine beni benden almıştır.

O derece ki, tasarladığım yazıdan vazgeçtim.

Halbuki, Cemil Meriç''in L. Çataloğlu ile birlikte çevirdiği Thornton Wilder''in “Köprüden Düşenler” romanından hareketle, aynı zamanda, aynı şekilde ölenlerin işaret ettiği ''kader çizgisini'' dillendirecek; Isparta''da düşen uçağın merhum yolcularının (Allah''tan hepsine rahmet, yakınlarına sabır dilerim) hayat hikayelerinin kesiştiği ''an''a ilişkin bir şeycikler söyleyecektim.

Lakin, kısmet değilmiş. Onu da başka zaman anlatırım artık. Sağlık olsun.

Özkök''ün mezkur yazısına gelmeden evvel, (Ertuğrul Özkök dahil) ''türban'' hakkında “siyasal simge” derleştirisinde bulunanların tutarsızlığını çok güzel şekilde dile getiren Nuray Mert''e kulak verelim:

“Kimsenin, nasıl, başı açık veya içki içen birine, ''Sen muhtemelen CHP''ye oy veriyorsun, bu nedenle içki içmek siyasi simgedir'' deme hakkı yoksa, tersinin de müdahale konusu olmadığını düşünüyorum…”

Ertuğrul bey, söz konusu gazeteyi satan başörtülü “kızın yüzünden belirgin bir nefret ifadesi açıkça okunuyor” diyor.

Hangi yanıyla bu ''okumayı'' yaptığı meçhul. İnşallah ''sosyolojik yanı''nı devreye sokmamıştır. Çünkü hazretin ''sosyolojik yanı'' gerçekten de çok tuhaf işliyor.

Doğrusunu isterseniz, başörtüsü hakkında, “Nişantaşı''ndan intikam alma duygusunun üniforması mı oluyor?” garabet sorusuna destek atmak için bu ''okumayı'' ürettiği besbelli.

Sayesinde, bundan sonra işin içine semtleri de katacağız anlaşılan:

“Balat''ın intikamı…”

“Karagümrük, Teşvikiye''den hesap soracak…”

Bakın başka neler söylüyor:

“Kızıl Bayrak gazetesini satan kızın başında türban var. Yani, ''komünizmin sembolü'' ile ''siyasallaşmış dinin'' sembolü, aynı kızın üzerinde birleşmiş. Yani iki radikal inanış bir araya gelmiş… Bu ifadedeki türbanın ''basit bir inanç gereği'' olduğuna kim beni ikna edebilir?..”

Daha sonra da, komünistlerin çanına ot tıkayan 12 Eylül''lere her fırsatta methiyeler düzen kendisi değilmiş gibi, İran''ı örnek vererek, türban konusunda komünistleri bi güzel uyarmış.

Neyse ki mevzu bu değil.

İyi de kardeşim, bütün bunların yazının başlığıyla alakası ne, sorusunun tansiyonunu daha fazla attırmayalım da, şu ''travesti türbanlı'' mevzuuna değinelim.

Hatırlar mısınız bilmem, ''türban'' tartışmalarının hemen her gece televizyon ekranlarını şenlendirdiği bir dönemde, ''türbanlı'' bir travesti de arz-ı endam etmiş; “erkeklerin baskısı ve polis kovalamacasına” isyan ettikten sonra, “Biz insan değil miyiz?..” yollu bir çıkış yapmıştı.

Şimdi Ertuğrul Özkök''e soralım:

''Türbanlı travesti'' hangi semtten intikam alma duygusunun ifadesi oluyor?

''Türbanlı travesti'' örneğinde de, senin kavlince, ''cinsel'' ve ''dini'' iki radikal ''inanış'' biraraya geldiğine göre, buradaki ''türbanın'' da “basit bir inanç gereği” olmadığını mı savunacaksın? Değilse, travestiler ne zaman ''irticai bir devrime'' imza atacaklar?

''Türbanlı travesti'' konusunda kimi uyaracaksın? ''Türbanlıları'' mı, travestileri mi? Pardon yani…