Adsız mezar taşları...

Ölüm kol geziyor etrafımızda. Ölüm sayıları havsalamızın üzerinde gerçekleşiyor ama biz kanıksadık. Son 15 gündür Uludere''den Gaziantep''e Beytüşşebap''tan Afyon''a onlarca vatan evladını kaybettik. Onlarca eve ateş düştü, üzüntümüz büyük. Suriye, Irak, Pakistan ve Afganistan''daki sayılar onlarla değil yüzlerle değil binlerle ifade edilmektedir.

Ölümü anlayışla karşılayan bir inanışın insanlarıyız. "Biz O''ndan geldik ve O''na döneceğiz." Doğduğumuz andan itibaren öleceğimizi biliriz.

Acı olansa yaşadığımız ölümlerin artık normal olanın dışında gerçekleşmesidir. Dünya hızla tarif edilemeyecek bir bunalıma doğru ilerliyor. Gelişmiş bir toplum olmanın bir kıymeti yok. Bunalım bütün toplumları sarmış durumda.

Hiç kimse içinde yaşadığı şartlardan memnun değil. Herkes her şeyin en iyi ve en fazlasını ister konuma geldi. Herkes elde edilen statülerin ve zenginliklerin hak edilerek elde edilmediğini düşünüyor. Bu düşünce bireyden toplumlara ve devletlere kadar her alanı etkiliyor. Bu durum insanlar ve toplumlar arasında kin ve nefreti körüklüyor.

Geçmiş yıllarda batı ülkeleri ve bireyleri rol model olarak gösterilmekteydi. Siyasiler vatandaşlarına batının ulaştığı refah düzeyini örnek gösteriyorlardı. Hiç kimse batı refahında en büyük payın doğu ve güney halklarının zenginliklerinin yağmalanması sonucu oluştuğunu tartışmıyordu. Tartışmanın da anlamı yoktu. Bu zenginliklerin yağmalanması sonucu oluşmuş teknolojiyi kullanmanın getirdiği kolaylık tüm kusurları örtüyordu. Bu bağlamda bu konuyu masum gösterecek felsefi akımlar doğmuştu bile.

19. ve 20. yüzyıl savaşlar yüzyılı olmasına rağmen göçler yüzyılıdır aynı zamanda. 21. yüzyıl da aynı şekilde başladı.

Batı''nın ve Kuzey''in konumuna Doğu''nun ve Güney''in insanları öykünmektedirler.

Batı''nın ve Kuzey''in zenginliğine öykünen zayıf ve fakir Doğu ve Güneyli insanlar öykündükleri yaşamın içinde yer alabilmek için ülkelerini terk etmeye başladılar.

İçinde bulunduğu halden memnun olmayan ve yoksullaştırılırmış toplumların bireyleri sonucunu düşünmeden yollara dökülüyorlar. Bu insanlardan yok denecek kadar azı hayal ettikleri bir hayat tarzına ulaşabiliyor.

Yollarda yaşanan insanlık dramlarını anlatmak mümkün değil. Zaman zaman yardım için gittiğimiz coğrafyalarda buna tanıklık etmekteyiz. Uzun yıllar ülkemizden batıya kaçak yollarla girmeye çalışan vatandaşımız oldu. Halen bu duyguya sahip insanımız var.

Dün Afyonkarahisar''da yaşanan ve bizi acılara gark eden 25 askerimizin ölümüyle sonuçlanan mühimmat patlamasıyla ilgili haberleri dinlerken yeni bir son dakika haberi gündeme düştü. İzmir Menderes ilçesinin açıklarında Ege Denizi''nde mülteci yani göçmen kaçıran bir tekne battı. Teknedeki 103 mülteciden 57 kişi öldü. Ölenlerin 24 tanesi çocuk ve diğerlerinin çoğunluğu kadınlardı. Öykündükleri ve uğrunda candan bile vazgeçebilecekleri bir hayata ulaşmak için yola çıkmışlardı. Hayalleri Ege''nin sularına gömüldü. Ölen insanlar genelde Filistinlilerdi ve benim insanlarımdı.

Nasıl bir andır ki o an canları pahasına, insanlar doğdukları, sevdalandıkları, evlendikleri, çocuklarının doğduğu ve hatıra oluşturdukları topraklardan kopmalarına neden olmaktadır?

Bunun sorumluları kimler?

Yeryüzünde hangi nedenden olursa olsun doğduğu toprakları terk etmek mecburiyetinde kalmış her insan benim insanımdır, onların acıları benim acılarımdır.

Ölenlerin adları yok ki mezar taşlarına yazalım.