Hangi Mevlâna?

İnsanlar, metinlerden kurulu dünyâlara doğar. Dünyâlara dâir bilinçler, metinlerden elde ettiğimiz anlam çerçevelerinde işlenir. Bu, insan zihninin bir boş plâka -tabula rasa- olduğunu iddia etmek değildir. İnsan zihni, içine doğduğu metinlerden hareketle anlam duygusunu geliştirmekle sınırlı değildir. İnsan metinlerden aldıklarını, kendisini kuşatan hayât çevrelerinin icâplarına göre yorumlamaktan da geri kalmaz. Buna "metin-bağlam" ilişkisi deniliyor. Kültürel yapılar bir anlamda, bu bağın karşılıklı olarak işlendiği bir tezgâhda neşv-ü nemâ buluyor.

Metinlerin çok çeşitli olduğunu ve insanın metinler arası ilişkiler geliştirdiğini de biliyoruz. Hattâ yorumların çoğu kez, bu tarz etkileşimli ve karmaşık okumaların eseri olduğunu da unutmamak gerekir.

Buradaki bir paradoksun dikkat çekici olduğunu düşünüyorum. Metinlerin birer sâbite olduğunu biliyoruz. Ama hayât, bu sâbitelere bire bir uygunluk göstermiyor. Çünkü, hayât bağlamlarıyla dönüşüyor. Her farklı bağlamda çok farklı okumalar, ilişkilendirmeler ve yorumlamalar tezâhür ediyor. Yâni, dünyâyı çoğullaştırmakta metinlerin çeşitliliğinden çok, onun farklı bağlamlardaki farklı okumaları daha fazla rol oynuyor. Bu çoğulluk, metin içi bakıştan beslenen ve metne özgü sâbitelerle düşünen metin otoritelerinin elbette ki canını sıkacaktır.

Yeni bir şeb-i arus öncesindeyiz. Konya, her sene bu tarihlerde olduğu üzere aşağı yukarı bir haftalık bir coşkuya sahne oluyor. Bu vesileyle bakıldığında Mevlâna"nın metinleri ve yorumları çok ilginç bir manzara çıkarıyor. (Aslında bu okumaların ve yorumlamaların iyi bir doktora tez konusu olabileceğini düşünüyorum). Önce, başta Mesnevî olmak üzere Mevlâna metinlerinin nasıl bir okumanın konusu edildiğini sorabiliriz. Mevlâna"dan bugünlere kalan metinlerin kahir ekseriyetinin Farsça olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla Mevlâna"nın Mesnevî"sine bir metin olarak ulaşmakta İranlılar, Afganlar ya da Tâcikler kendiliğinden daha avantajlıdır. Türkiye"de ise bu metinleri, Farsça semantik ve sembolik derinlikleriyle okuyup anlayabilecek çok az sayıda uzman olabileceğini kestirebiliriz. Bu her devirde böyledir. Mesnevîhanlık denilen, mevlevîhânelerde özel bir eğitimi de kapsayan bir uzmanlığın da buradan neşet etmiş olduğunu biliyoruz. Öte yandan, zaman içinde Türkçe de değişmiş ve Mesnevî"yi düz bir okumayla şöyle böyle anlayabilecek nesiller çoktan göçüp gitmiştir. Nihâyet Mesnevî kültürünü yaşatacak Mevlevîhânelerin faaliyetten men edilmiş olması, bu yolda başka bir kırılmayı doğurmuştur. Ama bunları geçelim. Hiçbiri mâzeret olamaz. Çünkü, gerçekten de merâk eden, Mesnevî"nin Türkçe tercümesi ve hayli ayrıntılı açıklamalarına ulaşabilir. Sıkıntı, Mesnevî"nin okunmaması; daha açık ifâde edelim, okunmak istenmemesidir. Bu durumu özel olarak Mesnevî için geçerli görmüyorum. Mesnevî de bu ülkenin insanlarının, okuma isteksizliğinden ve tembelliğinden nasibini almış gözüküyor. Mevlevî metinleri bu yüzdendir ki bizlere dolaylı ve çok sınırlı bir şekilde ulaşıyor. Bu ülkedeki ortalama Mevlâna bilgisi, bir kaç özlü sözden ibârettir.

Dikkat çekici olan husus, bu yaygın bilgisizliğe rağmen Mevlâna"nın, özellikle de son on yıllarda mazhâr olduğu ilgidir. Modernlik her şeyi olduğu gibi Mevlâna"yı da kitleselleştiriyor. Her yıl Şeb-i Arus törenleri,hem ulusal hem de uluslararası bir kalabalığı Konya"da buluşturuyor. Ulusal ilginin bilgisiz bir ilgi olduğu ortada . Devâsa bir talep doğuran bu bilgisiz ilginin, Konya"da artık profesyonel bir ustalıkla oluşturulan dev bir gösteriye dönüşmüş durumda olduğu çok açık görülüyor. Bu, ses ve ışık oyunlarıyla oluşturulmuş, hiçbir şekilde gelenekte karşılığı olmayan mistik atmosferde, bilgisizliğin üstü örtülüyor ve duygusal bir catharsis bunun yerini alıyor . Bu ışık ve ses gösterilerinin cümbüşüne herkesin meşrebine ya da beklentisine göre, çeşit çeşit Mevlâna imgesi zuhûr ediyor. Ya uluslararası ilgi? Mesnevî"nin, okuma kültürünün kurumsallaştığı Batı"da çok satanlar listesinde yer alması, durumun pek de öyle olmadığını düşündürüyor. Mesnevî, dünyâda, Mevlâna"nın yurdunda okunduğundan daha fazla okunduğuna eminim. Bu kez, okumanın mâhiyeti düşünülebilir. Uluslararası okumaların ve anlamlandırmaların ağırlıklı olarak terapi temelli bir New Age dindarlığı ekseninde gerçekleştiğini düşünüyorum. Özellikle Batılı mevlevilerin, Mevlâna ya da Mesnevî ile kurdukları bağı anlattıkları kişisel hikâyeleri bunu çok çarpıcı gösteriyor.

Mevlâna"nın sadece coşkun bir duygu adamı olmadığı, son derecede zekî ve keskin kavrayışlara sahip bir kişi olduğu, yukarıda ifade edilenleri zâten (ön)görmesiyle; söylediklerinin ,onlardan anlaşılanlarla sınırlı kalacağını ifâde etmiş olmasıyla da teyid edilebilir. Herkesin Mevlâna"sı mübârek olsun...