Avrupa taşralılaşırken…

TOULOUSE / FRANSA.

Bir ay içinde üç kıtayı arşınlayacağım. Önce Avrupa"da, Fransa-İspanya sınırının buluştuğu bölgede Pyrene"lerin eteklerinde başlayıp İspanya sınırlarına, Katalan bölgesine kadar bir yolculuğa çıkacağım.

Ekonomik krizin Avrupa Birliği projesini nasıl sekteye uğrattığının göstergelerini, krizin en yoğun yaşandığı bölgede dolaşarak ve hayatın nabzının nasıl attığına bakarak az biraz yakalayabileceğimi sanıyorum.

Ardından Afrika"ya, Tanzanya"ya uzanacağım. Tanzanya"dan Afrika"nın nabzının nasıl attığını gözlemleyebilmek ne kadar mümkün olabilir bilmiyorum ama ilginç keşifler yapacağımı tahmin ediyorum şimdiden.

Tanzanya"nın civarındaki, kuzey doğusunda ve kuzey batısında uzanan ülkelere yeni atanan, idealist ve vizyon sahibi büyükelçilerimizin de eşliğinde, Afrika"nın, 21. yüzyılın ilk çeyreğine damgasını vuracak jeo-stratejik, jeo-ekonomik ve nihayet siyasî bir aktör olarak gelişinin izini ve bizim Afrika"da oynayacağımız rolün ipuçlarını sizlerle paylaşacağım.

Son olarak da Dubai"de yaklaşık iki hafta sürecek El-Cezire Film Festivali"ne -jüri üyesi olarak- katılacağım.

Dubai"den Kuveyt"e, Umman"a kadar uzanmayı düşünüyorum. Arap dünyasının periferisinde yapacağım yolculukla, Arap dünyasının genelinin nasıl göründüğünü daha iyi gözlemleme imkânı bulacağımı umuyorum.

"EMPERYAL RUH"A SAHİP "KIRMIZI KENT"TEN AVRUPA"NIN "HARİTALARI"

Bir ay içinde yapacağım üç kıtadaki mini tura Fransa-İspanya sınırındaki Toulouse kentinden başlıyorum…

Toulouse, Fransa"nın ilk büyük 4 kentinden biri. Kent merkezinin nüfusu, 100 bin civarında sadece. Çevresiyle birlikte 450 bine ulaşıyor.

Küçük bir şehir aslında Toulose. Ama şehir gerçekten. Zira şehrin bir ruhu var: Bir kimliği, bir tarihi, bir hafızası var açıkçası.

Kentin mimarisinde kiremitlerin yoğun olarak kullanılmasından ötürü, halk arasında "kırmızı kent" olarak adlandırıldığını söylüyor mihmandarımız Oğuz Koldaş kardeşim.

Kentin kent planı, modern şehircilik anlayışını yansıtıyor büyük ölçüde. Cetvelle çizilmiş caddeler, kentin ruhsuz bir kent havası vermesine yol açıyor ilk bakışta. Ama kentin içine, ara sokaklarına daldıkça, bu ilk gözlemin aldatıcı olduğunu anlamakta gecikmiyorsunuz.

Küçük ama "emperyal ruha" sahip bir kent Toulouse her şeyden önce.

Romalılardan kalan izler büyük yapılarda özellikle dikkat çekiyor. Ara sokakların kıvrımları, kente şiirsel bir hava kazandırıyor.

"Emperyal ruh" deyip de geçmemek gerekiyor: "Emperyal ruh", hemen emperyalizmi çağrıştırsa da, bu bir yanılsama aslında. "Emperyal ruh", tarihî derinlik, kültürel çeşitlilik, silinmeyen ve canlılığını her yerde, her köşede, her sokakta açıkça hissettiren bir hafıza ve kimlik demek.

Bu çok katmanlı tarihî ve kültürel derinliği ve kendine özgü özgün ruhu, neredeyse bütün Avrupa kentlerinde görmek, duyumsamak ve yaşamak mümkün.

Avrupa kentlerinde dolaşırken, dünyanın en güzel, en estetik, en insanî şehirlerinin ve şehircilik anlayışlarından birinin öncülerinin çocuklarının Türkiye"de şehirleri nasıl katlettiklerini hatırlamadan edemiyor ve kahretmekten kendini alamıyor insan.

Toulouse, tarih ve kültür kenti olmasının yanısıra bir üniversite kenti öte yandan. Arapların, İspanyolların, Orta Avrupalıların yoğun olarak yaşadıkları kentlerden biri ayrıca da.

Kentte dolaşırken, meydanda, Araplar eylem yapıyorlardı. Bu tür eylemlere de Avrupa"nın belli başlı bütün kentlerinden rastlamak mümkün. Ama Toulose"daki eylem, hem bir hayli kalabalıktı, hem de daha bir içtendi.

Bu tür eylemlerin, ekonomik krizin derinleşmesiyle birlikte bütün bir Avrupa kentlerine çığ gibi yayılacağından hiç kuşku duymuyorum.

Avrupalıların Avrupa"daki yabancılara karşı takındıkları itici ve aşağılayıcı, ayırımcı ve yok sayıcı tavırlar, krizin büyümesi hâlinde bütün bir Avrupa çapında öfkeli kalabalıkların sokaklara dökülmesine yol açabilir.

İşte o zaman, Avrupa"da yabancı düşmanlığının nasıl patlama noktasına geleceğini tahmin etmek hiç de zor değil.

KRİZ BÜYÜRSE…

Ekonomik krizin Fransa"yı nasıl derinden vurduğunu kentte yaptığımız turdan rahatlıkla gözlemledim. Sokaklarda, caddelerin ortasında dilenen insanlar var mesela. Kimileri Fransız, kimileri, Orta ve Doğu Avrupa"dan gelen insanlar bunlar.

Avrupa"daki ekonomik krizin hangi boyutlarda seyrettiğini görebilmenin en iyi yollarından biri, Avrupalıların yabancı kökenlilere yaklaşımlarındaki değişime bakmak.

4-5 yıl önce bu kadar günyüzüne çıkmayan ama bugün neredeyse bütün Avrupa"da hızla yaygınlaşan yabancı düşmanlığı, Avrupa"nın geleceği hakkında çok şey söylüyor aslında.

Ekonomik kriz, Fransa"da yabancı düşmanlığının tehlikeli boyutlar kazanmasına yol açıyor. Bunu Toulouse"da dolaşırken, insanlarla konuşurken, insanların yüzlerine bakarken ve birbirlerine nasıl baktıklarını gözlemlerken açıkça görebiliyor insan.

Fransızlar, zaten Avrupa"nın en kibirli ve ırkçı toplumlarından biridir. Ama ekonomik kriz, sosyal, kültürel ve din eksenli husûmetlerde, gerginliklerde ve sosyal gerilimlerde patlama yaşanmasına yol açabilir. Avrupa, tam anlamıyla bir yangın yerine dönebilir.

Mihmandarımız Oğuz Bey, ekonomik krizin Fransa"yı bir anda sarsmasının an meselesi olduğunu söylüyor.

EKONOMİK REFAH, AVRUPALILARIN IRKÇI PSİŞE"LERİNİ ÖRTÜYORDU

Ekonomik refah, Avrupalıların, ırkçı psişelerini örtüyordu. Ekonomik kriz, Avrupalıların psişelerinde köksalan ırkçılığı gün ışığına çıkaracak ve ırkçılığın ne kadar insanlık dışı bir şey olduğunu ürpertici bir şekilde bir kez daha gözler önüne serecek.

İnsanları, derilerinin renklerinin, sosyal ve ekonomik konumlarının ve dînî inançlarının farklılığından ötürü dışlamak, ötekileştirmek, dahası şeytanlaştırmak, taşralılığın, barbarlık anlamında Avrupa"ya özgü taşralılığın bir göstergesidir.

Ekonomik krizin artması, yabancı düşmanlığının kontrolden çıkmasına, bu da, Avrupalıların barbarlaşmak anlamında taşralılık çıkmaz sokağının eşiğine sürüklenmelerine yol açabilir.

Avrupa Birliği"nin kaldırdığı coğrafî sınırlar, ekonomik krizin ivme kazanmasıyla anlamını yitirebilir ve sınırları kaldıran umutlar, suya düşebilir ve yerini büyük karamsarlıklara ve türlü çalkantılara bırakabilir.

AVRUPA"YI "KURTARACAK" BİR AMERİKA YOK ARTIK

Unutmayalım: Purolu ve mağrur adam Churchill, iki dünya savaşında Avrupa"nın harab-u tûrab olması üzerine Amerikalılara aynen şöyle demişti: "Eğer Avrupa"ya yardım elinizi uzatmazsanız, Avrupalılar, birbirlerini çiğ çiğ yerler. Eğer yardım elinizi uzatırsanız, 20. yüzyılı yapacak en büyük güç hâline gelirsiniz."

Amerikalılar, Churchill"in tavsiyesine uydular ve Avrupa"yı içine sürüklendiği yıkımdan kurtaracak bir "hayat öpücüğü" kondurdular Avrupa"ya.

Avrupa"nın toparlanması, Amerika"nın rekabet edeceği kapitalist bir omurganın oluşmasına imkân tanıdı.

Şimdi, eğer ekonomik kriz, kontrol altına alınamayacak olursa, Avrupa"nın taşralılaşmasını / barbarlaşmasını önlemek hiç de kolay olmaz. Bu durum, önce Avrupa"nın içinde büyük çalkantıların patlak vermesine yol açar. Ardından da, dünyayı kana bular.

Üstelik de, krizin Amerika"yı da vurduğunu düşünürseniz, kendi sorunlarından başını kaldırıp da, Avrupa"ya yeniden "hayat öpücüğü" konduracak bir Amerika olmadığı için, dünyayı çok büyük bir çıkmaz sokağın eşiğine fırlatır kriz.

O yüzden Avrupalıların, bu taşralılık ruhlarının hortlamaması için, çok yönlü bir özeleştiri, sorgulama ve hesaplaşma tecrübesi geliştirmeleri şart.

Toulouse"da dolaşırken insanların suratlarında gözlemlediğim gerilim, yabancılara karşı artan öfke ve nefret hâli, ekonomik krizin artmasıyla birlikte, Avrupa"nın taşralı / barbar psişesinin nasıl hortlayabileceği konusunda bunları düşündürttü bana.

Cuma günkü yazıda İspanya sınırında, Katalan bölgesinde, Narbonne şehrinde Çanakkale ruhunu diri tutmak amacıyla Türk şehitliğinde düzenlenen görkemli, coşkulu ve gözyaşartıcı kutlamaları, sizlerle paylaşarak, üç kıtadaki turuma devam edeceğim.