Özür cetveli!

"Balthazar Cetveli nedir" sorusu geçen hafta gündemimize Şafak Pavey sayesinde geldi. Şafak BM diplomatı, UNHCR adına Tahran''da görev yapıyor. Dokuz yıl önce İsviçre''de geçirdiği tren kazası sonucu vücudunun sol yarısını /bir kol ve bir bacak/ kaybetti. Buna rağmen büyük bir başarı ile Birleşmiş Milletler''de çok aktif bir görev sürdürüyor ve çok fazla seyahat etmesi gerekiyor. Sorun burada başlıyor. Daha önceleri THY uçaklarında hiç sorun yaşamazken iki yıl önce gişelerde önüne konan bir yönetmelikle artık tam özürlü sayılmadığını bu nedenle tekerlekli sandalye ve diğer özürlüye özel hizmetlerden faydalanamayacağını öğreniyor. Maliye Bakanlığı yönetmeliğine göre Şafağın özürlü kabul edilebilmesi için aynı uzuvdan ikisini birden kaybetmiş olması gerekiyor/aynı anda iki kol, iki bacak, iki göz gibi/ Şafak''ta sadece bir kol ve bacak kaybı ile maliyenin özürlü standartlarına (!)uymadığı için ne burada nede gittiği havaalanında tekerlekli sandalye alamıyor. Ve THY ile yaptığı her yolculukta tedavi gerektirecek kadar hırpalanıyor. Protezleri ile uzun süre yürüdüğü için bir süre protezlerini takamıyor işi dahil bütün hayatı her yolculuk sonrası allak bulluk oluyor. Konu defalarca yazıldı, yetkililere iletildi. Çokça açıklamalar dinlendi ama hiçbir sonuç ortaya çıkamadı. Hem de Türkiye''de gelişmiş ülkelerdeki standartlara uygun bir özürlüler yasasının çıkmış olmasına rağmen. Balthazar cetveli tam biz THY ''dan umudu kestiğimiz anda gündemimize girdi. Mağdur yine Şafak''tı… Avrupa''nın her yerinde tam özürlü kabul edilirken onu bizde %65 özürlü kabul ediliyordu. Gerekçe ise AB yasalarına uygun Balthazar cetveli ve yönetmeliklerdi.

Avrupa Birliği standartlarına uygun çıkan özürlüler yasasının ruhuna uygun bir şekilde uygulanabilmesi için bütün bakanlıkların işbirliği gerekiyordu. Bu amaçla bine yakın uzmanın katıldığı toplantılar yapıldı. Bunların neticesinde Dünya Sağlık Örgütü''nün özürlülüğün derecesini sadece özrü üzerinden değil fonksiyon kaybı üzerinden değerlendiren yaklaşımı benimsendi. Amerika''da konuya ilişkin çıkan son yönetmelik ve ölçüm değerleri baz alındı yeni bir yönetmelik hazırlandı. Objektif bir ölçüm standardı getirildi. Balthazar cetveli bu çerçevede kas-iskelet hastalıkları için gelen standart ölçümün adıydı, iki ve daha fazla özürlülük durum olan kişinin özürlülük derecesini gösteriyordu. Son modeldi… Yönetmelik de ve felsefede de sorun yoktu ama uygulamaya geçince sorunlar başladı.Çünkü uygulayıcıların ölçütü kullanabilmeleri için kurs görmeleri gerekiyordu. Ancak Sağlık Bakanlığı''ndan uygulayıcı doktorlara böyle bir eğitim verilmemişti. AB''de bir doktor bir günde en fazla 10 hastaya ölçüm yapabiliyorken Türkiye''de ise bu rakam günde 30 hastaya çıkıyordu. Kimi zaman da ölçümü doktorlar değil, sağlık personeli yapıyordu.

Bu standartların uygulandığı Avrupa Ülkelerinde sistem bir bütün olarak çalıştığı için sorun çıkmıyor. Türkiye''de ise durum bunu tam tersi. Yeni ölçümün felsefesine göre iki gözü olmayan birisini çalışabilir diyerek tam özürlü kabul etmiyorsunuz ama onu dışarı çıkıp çalışmasını sağlayacak koşulları da oluşturamamışsınız. Daha dün şahit oldum; Nişantaşı''nda beyaz bastonlu bir görme özürlü tam üç kere arabanın altında kalıyordu, zor kurtarıldı. Yol kenarına park etmiş araçlar arasında yolunu bulması kâbustan beterdi.

Konu ile ilgili birçok sağlık mensubu ile konuştum. Aralarında bu yönetmeliği hazırlayanlarda vardı. Ortak kanaatleri yasa da, yönetmelikte bilimsel olarak sorun yok, ama sosyal endikasyonlar var uygulamayı yapacak olan doktorlar eğitimsiz. Balthazar tek bir ölçüm çizelgesi olsa da bunun pek çok farklı durumu bir arada değerlendiren yan çizelgeleri var. Bu bilinmezse yanlış sonuçlar çıkıyor. Hekimler bilimsel doğrularında ısrarlı ama sosyal gerçekler de özürlüleri zor durumda bırakıyor.

Bir başka örnek de okullardan. Kas hastası olan bir kız çocuğu, pişik şikayeti ile doktora getiriliyor. Çocuk okulda alafranga tuvalet olmadığı için tuvalete gidemiyor, altına bez bağlanıyor. Çektiği pişik acısı bir yana ergenlik çağında ki özürlü kız, bez etrafa kokuyor diyerek okulu bırakıyor. Konu müdüre iletiliyor elbette. Ama açıklama çok; yönetmelik, para, öncelikler... Yapılacak tuvaletin parasını vermeyi teklif etmek de sorunu çözmüyor, yılıp vazgeçiyorsunuz. Özürlülere 2006 yılında ayrılan 1 milyar dolar ödeneğin kıvancın yaşayamadan içiniz buruluyor.

Daha iki gün önce 9 yaşındaki kas hastası Simge aynı gerekçe ile doktora getiriliyor.

O''da okulda alafranga tuvalet olmadığı için altına bez bağlanmak zorunda. Kimi zaman da annesi sadece kızını tuvalet götürebilmek için bütün gün okulda onu bekliyor.

Bu sefer başka bir okul ve özürlü çocuk bir üst sınıfa geçmiş. Ama üst sınıflar üst katta. O''nu her gün o katlara çıkaracak güçte kimse yok. Sınıfı giriş katta olsa çocuk okula devam edebilecek. Okul müdürü bir özürlü için sınıfın yerini düzenini değiştirmeyi doğru bulmuyor. Çocuk okulu bırakmak zorunda kalıyor.

İnsanların hayatını etkileyen meselelerin çözümü konuya bakışımızda saklı. Söz konusu olan insan hele de sağlık olunca bilimsel verilere de mevzuatlara vahiyle gelmiş muamelesi yapmayı bir tarafa bırakıp vicdanlı davrandığımızda sorun çözülmeye başlıyor aslında.