Karadeniz infazları Komünist Suphi ile başladı
Karadeniz infazları Komünist Suphi ile başladı

28-29 ocak 1921'de Trabzon'da Türkiye Komünist Partisi lideri Mustafa Suphi ve 14 arkadaşının öldürülmesi ile 1922'de Trabzon Vilayeti Kayıkçılar Kahyası Yahya'nın, 1923'te Trabzon Mebusu Ali Şükrü'nün, hemen ardından Topal Osman'ın öldürülmeleri arasında ilişki bulunduğu yönünde yorumlar yapılmıştır.

Paris'te siyasal bilimler okumuş bir şahsiyet olan Mustafa Suphi mason idi. Önceleri İttihat-Terakki'ye mensuptu. Daha sonra İttihatçılara muhalif olmuştu. İlk Türkçü parti olan Milli Meşrutiyet Fırkası'nın kurucuları arasında yer alan Suphi bu fırkanın yayın organı 'İfham' gazetesinin de müdürüydü.

1913'te Mahmut Şevket Paşa'nın öldürülmesinin ardından Sinop'a sürgün edilen muhalifler arasında Milli Meşrutiyet Fırkası'nın lideri Ahmet Ferit Tek ve Suphi de vardır.

Suphi'nin de içinde olduğu bir grup mahkum 1914'te kayıkla Sinop'tan Rusya'ya kaçtılar. Suphi'nin Komünistlerle ilişkisi bu dönemde başlar.

1920'de Bakü'de Türkiye Komünist Fırkası'nı kuran Suphi, esir düşmüş Türk asker ve subaylarından pek çok kişiyi yanına çekmişti. Bolşeviklerin desteğini almak isteyen İttihatçılar ise Mustafa Suphi'yi önlerinde ciddi bir engel olarak bulmuşlardı.

RİVAYETLER MUHTELİF

Mustafa Suphi ve 14 arkadaşının Trabzon'da imha edilmesi konusunda birbiriyle zıt birçok yorum sözkonusu. İddialardan birisine göre Ankara ve Moskova Stalin'in rakibi Tatar asıllı Sultan Galiyef'in adamı Mustafa Suphi ile Mustafa Kemal Paşa'nın rakibi Enver Paşa'yı ortadan kaldırmak için anlaşmışlardı.

Prof. Mete Tunçay'a göre ise Suphiler'in öldürülmesi Trabzon'da büyük nüfuzu olan Erzurum Valisi Deli Hamit ve Şark Cephesi Komutanı Kazım Karabekir tarafından Ankara'dan bağımsız şekilde kotarılmıştı. Oysa Mustafa Kemal Paşa, Suphi'lerin Ankara'ya varmadan Türkiye'den çıkarılmalarını istiyordu. (Deli Hamit ve Karabekir Paşa'nın o dönemde birbirleri hakkında Ankara'ya şikayette bulunacak kadar aralarının açık olması bu ihtimali zayıflatıyor.)

Yine bazı tarihçiler Suphi'lerin imhasında Ankara Hükümeti'nin dahli olduğuna dair iddialara yer vermişlerdir. Yaygın olan bir başka görüşe göre ise Suphi'leri Trabzon'da güçlü olan 'Enverci grup' yok etmişti.

“KARDEŞİNİ SUPHİ GRUBUNDAN AYIR”

Suphileri imha ettiren Trabzon Kayıkçılar Kahyası Yahya'nın bu işi Ankara'dan gelen bir talimat üzere gerçekleştirdiğini bazı şahıslara söylediğini tarihçi Mahmut Goloğlu dile getirmiştir.

Suphi'nin arkadaşlarından Veteriner Yüzbaşı Abdülkadir Bey, Yahya Kahya'nın dostlarından Dava Vekili Mehmet Efendi'nin kardeşiydi. Abdülkadir Bey, Trabzon'a geleceklerini kardeşine telgrafla bildirmişti. Mehmet Efendi de sevinç içerisinde Kahya'ya söylemişti. Mehmet Efendi'ye bir gizliliği açıklayan Kahya, Suphi'ler hakkında Ankara'dan emir aldığını, kardeşini kurtarmak istiyorsa Trabzon'a gelmeden evvel kafileden ayırmasını söylemişti. Suphiler, Maçka'ya geldiğinde Mehmet Efendi kardeşini kaçırarak heyetten ayırmıştı. Trabzon'a varmadan önce heyetin sayısı daha da azalmıştı.

Suphi'nin yardımcısı Ethem Nejat'ın akrabası Amasya'daki askeri kuvvetlerin komutanı Yarbay Cemil Cahit Toydemir idi. Nejat'ın ağabeyi Rıza Bey de Toydemir'in emir subayıydı. Eniştesi Osman Bey de Amasya'da subay idi. Aile Ethem Nejat'a hitaben Kars'a bir telgraf çekerek “Ya hiç gelme, ya da doğrudan Amasya'ya gel” demişti. Halit Kakınç'ın 'Toplumal Tarih' dergisinde aktardığı iddiaya göre telgraf ya Nejat'ın eline geçmemişti ya da Nejat bu uyarıyı umursamamıştı. Demek ki Suphilerin başına bir iş getirileceği pek çok mahfilde konuşulan bir şeydi (Mustafa Kemal Paşa'ya bağlılığıyla bilinen Toydemir general rütbesiyle emekli olduktan sonra 1946'da CHP'den Meclis'e girmiş ve bir süre Milli Savunma Bakanlığı da yapmıştı). Anlaşılan, Suphi ve arkadaşları Ankara Hükümeti ile Moskova arasındaki iyi ilişkilere güvenerek başlarına bir iş geleceği ihtimalini ciddiye almamışlardı.

Erzurum'dan itibaren protestolarla karşılaşan Suphi'ler çok zor geçen yolculuğun ardından Trabzon'a yönlendirilmişlerdi. Trabzon'da hakaretlere ve kötü muamelelere uğratılmışlardı. 'İstikbal' gazetesi daha Suphiler gelmeden evvel havayı ziyadesiyle kızıştırmıştı. Halk arasında Suphi'nin Bakü'de esir Türk subaylarını kurşuna dizdirdiği ve pek çok subaya eziyet ettiği rivayetleri dolaştırılıyordu.

Yahya Kahya'nın adamları, eşyalarını ve silahlarını aldıktan sonra heyeti bir motora koydular. Hemen arkalarından silahlı adamlarla birlikte bir başka motor hareket etti. Kafileden bir daha haber alınamadı. Suphi'nin Rusya'dan getirdiği eşi sahildeyken alıkonulmuştu. Suphi'nin eşinin akıbeti hakkındaki iddialar muhtelif. En yaygın iddia, kadının bir süre alıkonulduktan sonra öldürülmüş olduğudur.

'İstikbal' gazetesi ertesi gün “Bakû Seyyahları Geldiler ve Gittiler” başlığıyla çıkıyordu. İstikbal'in sözkonusu haberinde Suphi'lerden hakaretle söz ediliyordu. (İstikbal'in sahibi ve müdürü Faik Ahmet Barutçu, 1939'da CHP'den milletvekili seçilmiş ve bir dönem hariç vefat ettiği 1959 yılına kadar milletvekilliğini sürdürmüş, CHP sözcülüğü, Bakanlık ve Başbakan yardımcılığı yapmıştır.)

“DENİZİN DİBİNİ BOYLADILAR”

Mustafa Suphi ve 14 arkadaşının Karadeniz'de imha edilmesi faaliyetinde rol alanlar, halk arasında Suphiler için 'denizin dibini boyladılar' diyeceklerdir. Resmen söylenemeyen gerçek buydu. Resmen söylenen ise, Suphi ve yoldaşları halkın tepkisi karşısında şehirde kalamayacaklarını anlamışlar ve bir motorla sağ salim Rusya sahillerine yollanmışlardı. İlginçtir, aynı günlerde Çerkes Ethem de tasfiye edilecektir. Ayrıca Ankara'da bir komünist tevkifatı da gerçekleşmişti. Zaten Ankara'da Bolşeviklerin desteğini sağlamak üzere sahte bir Türkiye Komünist Partisi kurulmuş bulunuyordu, gerçeğine ihtiyaç duyulmuyordu.

Muhtemelen Ankara, Çerkes Ethem gibi, Mustafa Suphi'yi de bir çıbanbaşı olarak görmüştü. Biri silahlı (Çerkes Ethem), diğeri Moskova'dan icazetli (TKP) iki gücün işbirliği yapması ihtimali düşünülmüş olabilir. Neticede Mustafa Suphi'nin Anadolu'da teşkilat yapmasına müsaade edilmemişti.

'Üstüme varırlarsa her şeyi ortaya dökerim'

Trabzon'daki güç savaşı Yahya Kahya'nın beraatiyle sona ermemişti. Kahya üzerindeki baskı devam ediyordu. Kahya'nın orada burada, Mustafa Suphi olayı'nı ve üzerine atılı diğer suçlamaları kastederek “Sanki bütün bu işlerde ben tek başıma idim. Daha üstüme varırlarsa her şeyi olduğu dökerim” demeye başlamıştı. 3 Temmuz 1922 günü, Kahya, misafiri Sivas Sanayi Mektebi Mızıka muallimi İzzet Bey, şoförü, hizmetkarı Mustafa ile Soğukkuyu'ya giderken Hacı Kaşif Efendi semtinde pusuya düşürüldüler. Saldırıda Kahya, misafiri İzzet Bey ve şoför hayatını kaybetmişti. Hizmetkarı Mustafa ise sağ olarak kurtulmayı başarmıştı. Saldırganlar kışla tarafına doğru kaçmışlardı. Kaçanlardan ikisi, Giresun yerel kıyafetleri içindeydiler ve bundan ötürü Topal Osman'ın adamları olduğu düşünülüyordu. Diğer bir saldırgan ise asker üniformalıydı.

Kahya'nın çevresine göre şüpheler, tayini çıktığı halde şehirden ayrılmayan Tümen Kumandanı Sami Sabit Bey üzerinde toplanmıştı. Trabzonlular, Sami Sabit Bey aleyhinde nümayişler yapıyorlar, “Hükümetten katili isteriz” diye slogan atıyorlardı. Kahya'nın adamı Mustafa'nın cinayet zanlısı olarak yakalanması da şehirdeki havayı gerginleştirmişti.

Trabzonlu mebuslar Kahya'nın Tümen Kumandanın emriyle öldürüldüğü iddialarını dile getirerek soruşturmayı Meclis'in yapmasını istediler. Meclis, Trabzon'a bir inceleme heyeti gönderdi. Taraflar birbirlerini suçluyorlardı. Askerler Kahya hakkındaki yolsuzluk iddialarını içeren bir rapor verdiler heyete. Raporda Kahya ve adamlarının Suphi'lerin üzerindeki altın ve parayı zimmetlerine geçirdikleri, Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Rus işgali döneminde de göçmenlerin mülklerine el koydukları iddia ediliyordu.

Askerler Kahya'nın Trabzon Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin eski üyeleri tarafından öldürüldüğünü iddia ediyorlardı. Bir başka iddiaya göre Kahya'yı, Suphi'nin intikamını almak için Bolşevikler öldürmüştü. Diğer bir iddiaya göre ise Kahya'yı Topal Osman öldürtmüştü. Zira Suphi'nin babası eski valilerden Giresunlu Ali Rıza Bey ile Giresunlu Topal Osman yakın dost idiler. Bir ara Kazım Karabekir Paşa da Trabzon'a gelerek inceleme heyetine eşlik etti. Kahya çevresi Karabekir Paşa'yı da işin içinde olmakla itham ediyorlardı. Heyet eli boş olarak Ankara'ya döndü ve olayın arkasındaki giz perdesi aralanamadı. Kurulun raporunda “Kahya öldükten sonra askeri kışlaya doğru kaçtıkları görülen katiller hakkında zamanında gereken araştırma yapılmamış olduğundan bulunmaları imkansız hale gelmiştir” deniliyordu.

Kahya'nın öldürülmesinin ardından arkadaşı “Mataracı Mehmet Reis” de ortadan kaybolmuştu. Mataracı da İttihatçı grupla işbirliği yapmakla itham ediliyordu. Dr. İsmail Akbal'ın makalesinden edindiğimiz bilgilere göre Kâhya'nın öldürülmesini Ankara'dan bilen Mataracı Mehmet de dağa çıkmıştı. Trabzon'daki kadroların durumu ve huzursuzluğu Ali Şükrü Bey tarafından Meclis gizli oturumuna şu sözlerle taşınmıştı:

“Trabzon'daki hadiseleri çıkaran zihniyetin tesiriyle vaktiyle Trabzon'da Kuva-yı Milliye'- ye hizmet eden adamlardan birçoğu dağlara çekilmiş neticeyi beklemektedirler, intizar vaziyetindedirler. Sonra Rizeli mebuslara soruyorum, Mataracı Mehmet denilen adam nerededir? Dağdadır. Bugün şehre inmemektedir. Çünkü Yahya Kaptan öldürüldüğü gibi, sonra da Tarsus'ta bulunan Rıza öldürüldüğü gibi kendisinin de öldürüleceğine kani olmuş. Bu bir zihniyet icabâtından sistematik bir hareket olduğuna kanidirler”.

Karabekir Paşa hatıralarında Kahya'nın Ankara'dan gönderilen Osman Ağa'nın adamları tarafından öldürüldüğünün ortaya çıktığını söyler. Bu fail-i meçhul cinayetin hakikati çok uzun yıllar sonra ortaya çıkacaktı.

Yahya Kahya'nın tutuklanması Trabzon'u karıştırdı!

'Komünist Mustafa Suphi ve arkadaşları' çıbanbaşı olarak görüldükleri için Karadeniz'de infaz edilmişlerdi ama Yahya Kahya da bir süre sonra aynı pozisyona düşecekti. Yahya Kahya, Trabzon'dan Samsun'a kadar sahil kesiminde büyük nüfuz sahibiydi, emrinde yüzlerce silahlı adam vardı. Adeta bir 'İskele Hükümeti' kurmuştu. Kahya'nın arkasında Trabzon Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Trabzon ve Lazistan mebusları ile eski İttihatçılardan müteşekkil bir siyasi güç de vardı. Trabzon havalisi Ankara Hükümeti için çok önemliydi. Trabzon'da durumu kontrol altına almak için Kazım Karabekir Paşa, Miralay Sami Sabit (Karaman)'i Tümen Kumandanı olarak göndermişti. Kahya'nın Mustafa Kemal Paşa'ya muhalif olan eski İttihatçılarla işbirliği yaptığı düşünülüyordu. Ankara Hükümetine bağlı resmi güçlerle Trabzon'daki İttihatçı çevreler arasında bir gerilim meydana gelmişti. Cemiyet ve Kahya hakkında 'yolsuzluk' iddialarıyla başlatılan kovuşturmalar sonucu Kahya'nın kardeşi Zekeriya ve 8 adamı gözaltına alınmıştı. Yahya Kahya ise öldürüleceği şüphesiyle kaçmış, saklanmıştı. Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey, kentte

Miralay Sami Sabit'in terör estirdiğini dile getiriyordu. Trabzon mebusları Cemiyet ve Kahya hakkındaki kovuşturmaları durdurmaya çalışıyorlardı. Sonunda Ali Şükrü Bey'in ikna etmesi üzerine Kahya 12 Ocak 1922'de ortaya çıkarak teslim oldu. Önce Samsun'a, ardından da Sivas'a gönderildi. 4 ay süren yargılamalar sonucunda Kahya delil yetersizliği gerekçesiyle beraat ederek serbest bırakıldı. Ancak Yahya için işler daha yeni başlıyordu.

YARIN: 55 yıl sonra gelen itiraf: “YAHYA KAHYA'YI BEN ÖLDÜRDÜM!”