Habeşistan’a Hicret’e de paralel yapılır mı?

CİBUTİ. Etiyopya ve Cibuti’ye gelip de İslamiyet’in doğuş yıllarına, Habeşistan hicretinin yaşandığı dönemlere dalıp gitmemek mümkün değil. Habeşistan’a hicret etmiş olan Müslümanlar burada geçici bir süre kalıp buraları terk etmiş değil. Burada ayrı bir Müslüman varlığını da yerleştirmişler. Müslümanların ikinci “iki kıbleli mescidi” Cibuti’de bulunuyor mesela. Medine’deki Müslümanlar gibi Kudüs’e doğru namaz kılan Habeşistan muhacirleri, kıblenin Mekke’ye döndüğünü öğrendiklerinde hemen buradaki mescidin kıblesini değiştirmişler.

Kara derilerinin altında derin bir asalet taşıyan Hz. Bilal’in soydaşları Necaşi örneğinde sergilediği örneği tarih boyunca değişik vesilelerle hep yaşamış. Etiyopya, zaman zaman farklı etnik ve dinsel gerilimlerden muzdarip olmuşsa da genellikle dinsel çoğulluğu bir kültür olarak benimsemiş bir toplum.
İslam’ın ilk dönemlerinde inançlarını yaşayan Müslümanlar, Mekkeli Müşriklerden görmekte oldukları ağır baskılar yüzünden hicret edecek yer aramak durumunda kalıyorlardı. Peygamber efendimiz özellikle zayıf Müslümanlara “Habeşistan’a gidiniz, orada kimseye zulmetmeyen adil bir kral var” diyerek ilk hicretin adresini göstermişti.

Gerçekten de Habeşistan’da çok iyi karşılanmış ve Necaşi’nin adil yönetimi altında güvenlik bulmuşlardı. Ancak peşlerine düşen Mekkeli müşrikler Necaşi’ye gelerek onu kışkırtmaya çalıştılar. “Bunlar ülkemizde bozgunculuk yapan insanlardır” diyerek onları iade etmeye ikna etmeye çalıştılar. Oysa Necaşi müşriklerin tek taraflı suçlamalarına bakmadı, Müslümanları çağırdı ve onlardan işin aslını öğrendi. Soruları olayın bütün boyutlarını ortaya çıkaracak sorulardı. Hz. Cafer’in veciz bir dille ifade ettiği tevhit davasında bir bozgunculuk değil, aksine Hz. İsa’nın da davasını güttüğü insanlara rahmet bir dinin çağrısını gördü.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Afrika gezilerinin gündemlerinden biri de paralelciler hakkında şimdiye kadar vermiş olduğu referansı geri almak. Bu, gezinin gündemlerinden sadece biri, yoksa Afrika turu başka gündemlerle de son derece dolu geçiyor.  Erdoğan şimdiye kadar “Afrika açılımı” olarak nitelenmiş olan Türkiye’nin Afrika siyasetinin artık “Afrika ile ortaklık” aşamasına gelmiş olduğunu söylüyor ve gerçekten çok çeşitli alanlarda yeni işbirliklerinin adımları atılıyor. Sadece Cibuti ile askeri, güvenlik, enerji, eğitim, ticaret ve sair alanlarda tam 9 anlaşma imzalandı.
Diğer yandan Afrika’da ve bir çok ülkede paralel yapının çokça övündüğü başarılı açılımlarının büyük ölçüde Erdoğan’ın referansı sayesinde mümkün olduğu bu vesileyle hatırlanmış oluyor.

İslam’ın bütün değerlerini, tarihini, sembollerini sömürmekten geri durmuyor paralelciler.  Cumhurbaşkanının bu temaslarına atıfla şimdi de güya uyanıklık yapıp kendi durumlarını Mekke’den göç etmek zorunda kalmış muhacirlerle karşılaştırıyorlar. Cumhurbaşkanının Etiyopya başbakanıyla paralel yapıya dair konuşmaları bu hikaye üzerinden işlerine gelecek şekilde yeniden yazmaya kalkışıyorlar.

Peygambere hakaret eden karikatürleri yayınlayanlara, sırf peygamber düşmanlarını daha güçlü gördükleri için, onlara biraz daha “hoşgörü”nebilmek için sahip çıkmakta beis görmeyenler, şu destansı sahneden kendilerine kahraman payesi çıkarıveriyorlar. Kendilerine Habeşistan muhacirlerinin konumunu alelacele yakıştırıyorlar.

Oysa kendine ne kadar yakıştırırsan yakıştır, hiç bir otoriteye boyun eğmeyen o muvahhit sahabenin davasıyla uzaktan yakından bir ilgin yok. Yola siyonizmin “otoritesini” tanıyarak, ona boyun eğerek, ona hoş görünmeyi önemseyerek çıkmışsın. Üstelik memleketinden kaçarak gelmiş değil, bizzat şimdi senden şikayetçi olan ve o büyük saydığın “otoritelerle” sorunu olan Uzun Adamın referansı, desteği ve tavassutuyla gelmişsin.

BİR AN İÇİN ETİYOPYA BAŞBAKANININ NECAŞİ GİBİ SENİ ÇAĞIRIP SORDUĞUNU VARSAYALIM:

“Ne yaptınız memleketinizde ki, bu şekilde eleştiriliyorsunuz?” diye.

“Eğitim faaliyetinde bulunmaktan, insanlara hizmet etmekten başka bir amacımız yoktu” diyebilecek misin? Yoksa “eğitim faaliyetleriyle yetiştirilen, çokça adamla devlet aygıtını ele geçirmeyi denemiş, yargıya, emniyete, orduya ve bütün bürokratik kademelere sokarak insanların özelini genelini dinlemiş, o yüzden eğitim faaliyetlerinin de anlamını yitirdiği” gerçeğini örtbas etmenin telaşını mı yaşayacaksın?

Zaten Etiyopya Başbakanı aynen şunu dedi: “Şimdiye kadar paralel yapının referansı Türkiye hükümeti idi. Hükümet bize bunlarla çalışabileceğimizi söyledi, biz de çalıştık. Şimdi referansımız yine Türkiye hükümetidir. Bunlar hükümete karşı ve Türkiye hükümetine ve kanunlarına karşı gelmişlerse, tabii ki çalışacak değiliz.”

Demek ki Etiyopya’daki veya başka hiç bir yerdeki varlığın kendi ülkendeki baskılardan kaçanlara özgü bir hicret durumu değil. Oradaki gücün ve kerametin de kendinden menkul değil, Türkiye hükümetinin tavassutu ve desteğiyle sağlanmış bir yatırımdan ibarettir. Türkiye hükümeti de bu referans ve tavassutu, verdiğin “hizmet” taahhüdü ve intibaına güvenerek yapmış. Bugün o güveni boşa çıkarmış birisin sen. “Hizmet” belli ki yine var, ama kime olduğu belli değil, hakka, halka ve hakikate olmadığı ise kesin.

Binaenaleyh, boşa uğraşma, bu sahneden sana muhacir rolü çıkmaz, çıksa çıksa yine din, peygamber, ve tarih istismarcılığı çıkar. O tarih sahnesi içinde daha çok hangi role yakıştığını ise söylemeyelim artık.