Paralel yapının şifresi

Belli bir amaca ulaşmak için yola çıkan, o amaçları gerçekleştirmek için teşekkül etmiş bir yapının, bir yandan o amacı daha da yüceltirken, bir yandan da yaptıklarıyla o amaçtan iyice uzaklaşması, siyasi hareketlerde, tipik sonuçlardan biridir aslında. O yüzden Gülen hareketi söz konusu olduğunda dünyada eşine rastlanmamış bir hareketle karşı karşıya olduğumuz düşünülmemeli. Birçok yönüyle birçok örneği bulunur hareketin bu gidişatının. 
Belki bir fark, Gülen hareketinin aşırı iddialı olduğu veya vurguladığı hususların tam tersi konumlara biraz daha sert bir düşüş yaşamış olmasıdır. 

O konularda da hareketin yola çıkış söylemleriyle yolun belli aşamalarında yüklendiği söylemler arasında gözle görülür gidiş-gelişler vardır. İslami anlayışına bile sirayet eden ve belirleyen şoven milliyetçi söylemlerden kısa sürede hoşgörü ve diyalog kavramlarının abartılı derecede vurgulandığı, bu yönde de aşırı sayılabilecek faaliyetlerin yapıldığı bir noktaya savruluş... Üstelik eş zamanlı olarak görece daha “dışarıdan” sayılanlara karşı sergilenen hoşgörü ve diyalogla hiç de mütenasip olmayacak şekilde daha “içeriden” sayılabileceklere karşı sergilenen tahammülsüzlük ve kapalılık da ortada. 

Gülen hareketi hoşgörüye ve diyaloga en fazla vurgu yaptığı zamanlarda bile birçok İslami cemaatle arasına kalın duvarlar örmekle, onlarla iletişim kurmamakla göze çarpıyor. Bunu sadece Türkiye’de yapmıyor üstelik. Dünyanın her yanında, başka İslami hareketlere veya cemaatlere karşı benzer bir tutum sergiliyor.
Bu açıdan bakıldığında aslında Gülen hareketinin yola çıkarken hedeflediği şeyden ne kadar saptığını ölçmenin de çok kolay olmadığını kaydetmek gerekiyor. Esasen hareketin gerçek hedefinin ne olduğu konusunda henüz hiç kimse kesin bir saptama yapabilmiş değildir. Çünkü hareket hiç bir zaman gerçek niyetlerini, hedeflerini dışarıdan kimseyle paylaşmış değildi. Hareketin en karakteristik özelliği aşırı gizlicilikle her katmanda korunan belli sırlara sahip olduğu izlenimi vermesidir.

Sırrın hiyerarşik düzeye göre açıldığı yapılarda mutat olduğu gibi hareket gerçek hedefini “içerden” saydıklarına bile söylemiş değil. O yüzden kuvvetle muhtemeldir ki gerçek hedefleri bir sır olarak sadece hareketin tepesindekiler biliyor. İşin asıl kötüsü de budur. Sırrı sadece tepedekilerin bildiği bir harekette tesis edilen güven ilişkisinden başka elde hiç bir şey yok. 
Lidere körü körüne itaate dayalı bir harekette iki gün içinde birbirine taban tabana zıt hedefler belirlenirken, müntesipler her ikisini de sorgulamaksızın kabul edebiliyor. Bu ilişki biçiminin Müslüman bir kültüre ait olmadığı, sırcı, batıni hareketlere özgü olduğu çok açık. İslam’ı ve kendini bilen Müslüman hiç kimseye bu kadar güvenemez. 

Müslümanların ilk mükemmel nesli olan Ashab-ı Kiram, Peygamber Efendimiz'e, aldığı vahy dolayısıyla kayıtsız şartsız itaat ederdi, ama onlar bile, Peygamberimiz'in vahye dayalı olmayan kişisel içtihadlarına itiraz edebiliyorlardı. “Bu senden mi, Allah’tan mı, ya Resulallah?” diye sorarlardı. Görüş Peygamber'in kendi görüşü olduğunda alternatif görüşlerini öne sürmekten çekinmez, Peygamber'in de Ashab'ın görüşlerinin önünü bu şekilde açardı. 

Gülen hareketinde, ortada neredeyse Müslümanların büyük çoğunluğuna karşı cephe almayı, hatta savaş açmayı, Müslümanların sevindiğine üzülmeye, üzüldüğüne sevinmeye sevk eden bir liderin ne yaptığını sorgulamaksızın körü körüne itaat örneğini görüyoruz. Bu itaat insanları Müslümanların genel gidişatından uzağa düşürüyor, duygularını mazlumların ve halis müminlerin duygularından koparıyor. Başka hiç bir gösterge olmasa, sadece bu durum bile insanı uyandırmalı değil mi?

Hareketin gerçekten amaçlarından ne kadar sapmış olduğunu bilemiyoruz. Gülen’in altmışlı yıllarda girdiği bir dizi ilişkiden, Komünizmle Mücadele Derneği ve Kasım Gülek’le türlü ilişkiden nasıl etkilenmiş ve önüne nasıl bir vizyon koyup yola çıkmış olduğunu bilmiyoruz. Bugün giderek netleşen tablodan, o ilişkilerin hareketin vizyonunda ve misyonunda belirleyici bir etkisi olduğunu tahmin edebiliyoruz. Fethullah Gülen ve hareketinin ta o yıllara dayanan bir sırrı, bir şifresi var, amacını da, vizyonunu da içeren..

O yüzden bu şifreyi bilmeden amaç-araç dengesi konusunda sosyalizm veya İslamcılık için söylediklerimizin bu hareket için ne ölçüde geçerli olduğuna dair söylediklerimiz havada kalabilir. 

Ancak Gülen’e tabi olanlar için durum yine de bu kadar belirsiz olmamalı, çünkü onlar İslam’ın değerlerini, insani ve tevhidi vizyonunu kendisinden duyarak ona tabi olmuş görünüyorlar. Gördükleri her hareketin, her söylemin, her Müslüman için apaçık ve şeffaf olması gereken misyonuyla ne kadar bağdaşıyor olduğunu sorgulamak zorundadır. Aksi taktirde kime veya neye olduğunu bilmeden ettikleri hizmetler boşa çıkar, yazık günah olur.