Karambolden itiraf(çı) çıkarmak

Vah zavallı paralelcim benim. Nasıl bir zora düşmüş, nasıl bir suçüstü enselenmiş ki, durumdan çıkmak için delil arayışına çıkmış. Çıkmış da, işine yarayabilecek en ufak bir delil kırıntısına dört elle sarılıyor. Hukukun altına tünel kazarak hapishaneden çıkarmaya çalıştıkları arkadaşlarıyla birlikte olay anında yakalandılar ama başka tünellerde gezinmeye devam ediyorlar.
7 Ocak'ta Suriye'de Bayır Bucak Tükmenlerine yardım götüren MİT TIR'larını durdurarak sergilediği ihaneti vataniyenin bütün suç ortakları ve suçun bütün ceremeleri de ortaya bir bir dökülüyor. Ama bizim paralelci durumdan hala pişkin pişkin güçlü çıkma gayretini sürdürüyor.

Bilhassa paralel medyası bir kaç gündür benim tam bir karambol ortamında “o TIR'lar Özgür Suriye Ordusu'na gidiyordu” deyişime kendi vatana, millete açık ihanetini aklayacak bir mal bulmuş gibi sarılıyor.
En az on kişinin bulunduğu ve her kafadan bir sesin çıktığı belli olan bir ortamda kime ne amaçla söylendiği servise konulan kayıttan anlaşılamayacak ifademden, hemen kastedilenin Adana'da MİT'e karşı paralel savcıların yürüttüğü operasyonla durdurulan TIR'ların kastedildiği algısı yaratılmaya çalışılmış.

O TIR'ların içinde ne olduğuna da yine aynı medya servisi karar vermiş. Bir türlü kimseye doğrulatamadıkları ve aslında hiç bir şekilde doğrulatılamayacak o içeriği birilerini punduna getirtip itiraf ettirme arayışı içinde oldukları anlaşılıyor. O yüzden benim o karambol ortamında ağzımdan çıkan yarım yamalak sözlerimi, bütün paralel medyası “Yasin Aktay “silah dolu TIR'ların ÖSO'ya gittiğini itiraf etti” şeklinde vermiş. Bir baktım bütün destek kıtaları aynı şekilde vermiş haberi. Hepsinde ortak olan kelime, itiraf.
Neyi itiraf etmişim diye bakıyorum, hakkında hiç bir malumatımın olmadığı bir şeyi. En montaj haliyle bile hiç bir yerde hangi TIR'lardan bahsedildiği geçmiyor, mevzubahis TIR'ların içinde silah olduğuna dair de hiç bir ifadem yok.
Buna mukabil konuyla ilgili bütün haberlerde altı çizilen bir kelime var:
İtiraf...
İtiraf edeyim ki, oldukça esinleyici bir sözcük. Entrikalarla dolu hayatları, polisiyeye dönmüş zihinleriyle bu olayda bir “itiraf” aramaları aslında çok şaşırtmıyor.
Aradıkları itirafın tam da eski Türkiye'nin karakollarında insana zorla yaptırılan türden bir şey olması onlar için hiç önemli değil. Hakikatle ne işleri olabilir ki? Onlar zaten hakikatin tescilli katilleri.

İster zorla, ister Erkan Yolaç'ın meşhur “Evet-Hayır” yarışmasında olduğu gibi tamamen yanıltmalarla söyletilmesi yoluyla, ister de söylenmese bile iftiralarla isnat edilmesi şeklinde bir itiraf, yerine göre fazlasıyla idare edebilir onları. Nasılsa bir şekilde elde edilmiş bir kelimenin altını istedikleri abra kadabralarla istedikleri muhtevayla doldurabilirler. An itibariyle en becerikli oldukları hususa yoğunlaşmış oluyorlar: uydurdukları delillere demagoji, propaganda yoluyla bir geçerlilik kazandırmak.
Siirt'te esnaf gezisi esnasında güzergahımız üzerinde uğradığımız ve HDP'lilere yakın olanların daha çok takıldığı bir kahvede spontane gelişen ve kısa süre içinde hiç bir anlamı olmayan bir münakaşaya dönüşen bir ortamda atışmalar biçiminde söylenen sözlerimden çıkarsanan itirafın muhbirleri daha da ilginç.

Bunların hocaefendileri daha düne kadar kendilerine “ülkenin dirliği, düzeni için işkence yapılmasını” caiz hatta vacip görüyordu. HDP'li militanların bizi gördükleri her yerde kaydettiklerini gördüğümüzde bunu kendileri için yaptıklarını sanıyorduk, meğer yıllarca kendilerine merkezlerinde işkence yapan paralelci “abileri” adına yapıyorlarmış. Orada alınan kayıtlarda normalde HDP'lilerin işine gelecek bir şey yoktu. Aksine “Türkiye Kobani'de IŞİD'i değil, ÖSO'yu destekledi bu sayede de Kobani düşmekten kurtuldu” diyoruz ki, bu HDP'lilerin ve PKK'lıların duymaktan hiç hazzetmedikleri bir şey. Türkiye'nin iknası ve desteğiyle Kobani'de yardıma koşan ÖSO sayesinde kurtulmuş olmayı kendilerine yetiremedikleri için o sözlerimizi duymak bile istemezlerdi. Ama orada “yardımı alanın ÖSO olduğu” cümlesi, pekala MİT TIR'ları ile ilgili aranan “itiraf” cümleciği olarak kullanılabilirdi. Ancak orada da ufak bir teferruat vardı. O TIR'ların içinde ne olduğuna dair hiç bir ifade yok.
Canım o da dert mi? Paralel muhayyile ne işe yarıyor? Silahları o muhayyileyle o TIR'lara doldurmak çok mu zor?
Bence bu itiraf olayıyla birlikte asıl ortaya çıkan başka bir “itirafçı” ilişkisi var. HDP-PKK'lı gençler daha düne kadar kendilerine işkence yapan, bu yüzden de bir numaralı düşman belleyip nefret ettikleri paralelci abilerine bu ihbar “hizmetini” yaptıklarına göre itirafçı olarak işe alınmış gibiler.

Aralarındaki müzmin düşmanlığın birden bire anlaşılması zor ve hayret verici bir ittifaka dönüşmüş olmasının sebebi böylece açıklık kazanıyor gibi. İtirafçı olarak işe koşulan HDP o yüzden paralelin medyasında son zamanlarda allanıp pullanıyor, demokrasi sever bir parti olarak pazarlanıyor. İtirafçıya bir yerde iyi bakıyorlar çünkü göreceği çok “hizmet” vardır.