Seçim sonuçlarını kestirmek…

Seçimlere 15 gün kadar bir süre kaldı.
Muhtemel sonuçlarla ilgili bir çok kamuoyu araştırması yayınlanıyor. Bu araştırmalar sıkça birbirine zıt, birbirinden farklı bulgular içeriyor. Geniş bir yelpazede, örneğin AK Parti'nin oyu yüzde 40 ile 47, HDP'nin oyu yüzde ise 8 ile 14 arasında değişebiliyor.
Neyi referans almalı, nasıl açıklamalı?

İki husus var…
İlki kimi şirketlerin güvenilir işler yapmadığı ve kamuoyunu yönlendirme gayreti içinde olduğudur. Bu, yeni bir durum değil. Yıllardır karşılaşılan manipülasyon çabalarının bir devamıdır. AK Parti öncesi dönemde, seçimden 1 gün önce, Sabah Gazetesi'nin bir partiyi, Hürriyet Gazetesi'nin diğer partiyi açık ara önde gösterdiği günlerin üzerinden çok geçmedi.
Manipülasyon çabaları sonuçlar üzerinde ne denli etkide bulunuyor, bilinmez. Ama önemli bir belirleme gücü olduğunu sanmıyoruz. Bu tür girişimlerin daha çok kerhen verilecek oylar üzerinde bir etkisi olur. Örneğin HDP barajı geçsin isteyen bir CHP'li bu partinin kendi oyu olmadan geçeceği kanaatine varırsa, oy vermekten kaçınabilir ya da örneğin AK Parti'nin açık ara iktidar olacağını varsayan bir AK Partili sandığa gitmek için yanıp tutuşmayabilir.

İkinci hususa gelince…
Bu husus seçim anketlerinin toplumsal ve siyasal değişimi okuma, hızlı seyyaliyet dönemlerine örneklem açısından ayak uydurma, geçiş dönemi kararsızlıklarını kestirme gücüyle ilgilidir.
Türkiye'nin bu açıdan kritik bir dönemde olduğunu sanıyoruz.
Yüksek siyasal hareketlilik, (seçimlere 15 gün kala hala yüzde 15 civarında seyreden) yüksek bir kararsız kitlesi ölçüm yapmayı zorlaştırmakta, anket sonuçlarıyla gerçekler arasındaki mesafeyi muhtemelen açmaktadır. Diğer ifadeyle kamuoyu araştırmalarının bu seçimleri doğru okuma ihtimali düne oranla daha düşüktür.
Nitekim, bu tür konularda “görecelilikten” hiç hoşlanmayan Tayyip Erdoğan bile durumu sezmiş bulunuyor. İki gün önce bir televizyon programında söylediği şu sözler dikkat çekiciydi: “Rehavet partilerin örgütlerinde de var, vatandaşta da ilgisizlik var. Bu ilgisizlik nasıl bir netice doğuracak onu bilemiyoruz. Ben sadece, ister istemez arkadaşlar kamuoyu araştırmalarını benim de önüme getiriyorlar, oradan işleri takip ediyorum, bakıyorum falan. Herhalde biraz son ana kadar sürprizlerle dolu bir seçim olacak…”

Kamuoyu araştırmalarının seçim sonuçlarını başarıyla okumalarının mazisi Türkiye'de çok eski değil. Bununla birlikte güvenilir kimi şirketler son yıllarda düşük hata paylarıyla keskin tahminlerde bulunuyorlar.
Kültürel kriterlerin önemli rol oynadığı bir toplumda doğru ölçüm ekstra bir başarıdır.
Bu başarı bir ölçüde deneyim ve teknik beceriden, bir ölçüde ise ölçüde özellikle son yıllarda Türk seçmen davranışının yerleşik bir biçim almasından, siyasi yelpaze ve seçmen kaymaları açısından bir tür istikrar oluşmasından ve bu çerçevede rasyonel kimi kriterlerin oynadığı belirleyeci rolden kaynaklanmıştır.

Örneğin, geçtiğimiz son 10-12 yılda 2003-2013 arası HDP türü partilerin coğrafi ve oransal benzer bir kaynağa ve potansiyeline sahip olması, AK Parti'nin reformcu, değişimci söylem ve politikalarının varlığı, eski ve yeni kavgasını temsil etmesi, bu çerçevede kendiliğinden oluşan seçmen ittifakları, muhalefetin söylem ve siyaset krizinin ürettiği bir siyasal doku söz konusuydu. Ölçümler, kaymaları, tepkileri sınırlı bu dokunun, bu “politik sosyoloji”nin üzerine oturuyordu. Tersi bir duruma bakarak karşılaştırma yapmak için 10 yıllık bir istikrarsızlık, yozlaşma ve kriz öyküsünden sonra, 1999'da Ecevit'in iktidar olduğu, çoğu kamuoyu şirketinin yanıldığı seçimler hatırlanmalıdır.

Bugün gözlemler, son 10 yılın istikrarlı dokunun değişmeye başladığına işaret ediyor.
Altını çizdiğimiz siyasi seyyaliyet bu değişimin sonucudur. HDP'nin Kürt sorununu temsil eden bir parti olmanın ötesine, kendi geleneksel sınırlarının dışına taşması bu açıdan açık bir göstergedir. HDP'nin gösterdiği gelişme sadece çözüm süreciyle ilgili değildir. İktidar ve muhalafet dengelerindeki bir değişim arayışıyla ilgilidir, en azından bu dengelere ilişkin bir rahatsızlığın dışa vurmasıdır.

Bu tespit bizi asıl soruya getiriyor: “Politik sosyoloji”deki bu hareketlilik neden?
Bu yüksek kararsız oranı neden?
Salı'ya…

Not: Dünkü yazımın sonunda, “Erdoğan Hürriyet Gazetesi yayın yönetmeni hakkında tutuklanma talebiyle suç duyurusunda bulundu…” şeklinde maddi hata içeren bir cümle vardı. Suç duyurusunda bulunanın Erdoğan değil, kendi başına hareket eden bir AK Parti milletvekili adayı olduğunu belirtiyor, bu hatayı düzeltiyorum.