28 Şubat: 18 yıl sonra

28 Şubat neydi?
Bugün için taşıdığı anlam ne?
28 Şubat, devletin işleyişinin askerileşmesi, toplumun kutuplaşması, bir kutbun diğerine tehlike ve tehdit mantığı içinde bakması, dindarların asker tarafından fişlenmesi, kamu alanından püskürtülmeye çalışılmasıydı.
Bu amaçla anayasal kurumların ve demokrasinin militanlaştırılmasıydı.
Merkez medyanın bu yasal maskeli askeri müdahalede psikolojik harekatlarla “silah” vazifesi görmesiydi...
Tüm bunların ülkedeki hakim askeri vesayet düzenini pekiştirmesiydi.
Daha birkaç yıl öncesine kadar 28 Şubat’’ın kalıcı etkilerinden söz ederdik...
28 Şubat’’ın ürünü ve ana mekanizması EMASYA Protokolü  örneğin, ancak 2010’’da kaldırılabildi.
Değil mi ki, 28 Şubat’ta istedikleri hedeflere ulaşamayan askerler ve çevreler, 2003, 2004’’te üç ayrı darbe hazırlığına giriştiler.
Ne var ki, bugün geldiğimiz nokta, özellikle 2007’den itibaren hızlanan “askeri vesayetten arınma” süreci, ortaya çıkan kimi aksaklıklara, bu sürecin kendi eliyle ürettiği yeni sorunlara rağmen, önemli sonuçlara ulaşmış, 28 Şubat tortularını önemli ölçüde ortadan kaldırmıştır.
MGK’nın elden geçmesi, askerin ayrıcalıklı konumunun törpülenmesi, devlet-siyaset mekanizmaları arasında bütünleşmenin sağlanması, ordu içindeki darbeci grupların tasfiyesi bu açıdan atılmış tarihi adımlardır.
Bugün asker merkezli fişlenme, dışlanma, takip endişeleri bitmiştir.
28 Şubat madalyonunun bir de diğer yüzü var: Sosyolojik yüz…
1980’li yıllarda başlayan 2000’li yıllara kadar uzanan bu sosyolojik öykü, çeşitli girdilerle ekonomik yapıdan toplumsal yapıya, siyasi ittifaklardan kültürel aidiyetlerin siyasileşmesine uzanan bir değişim sürecini kuşatır. Bu değişim sürecinin en önemli ve en doğal sonucu toplumun merkeziyle çevresi arasındaki mesafelerin azalması, bu azalışın görünür ve aktif hale gelmesi olmuştur.
28 Şubat bu mesafe azalmasının yarattığı sarsıntıdır.
Bu sarsıntı ucu bugünlere gelen büyük bir değişim süreciyle, sınıfsal eşitlenme haliyle, bir modelin ters yüz edilmesiyle başka bir eşiğe geçişin ipuçlarını barındırmıştır.
28 Şubat’ta, travma ve örselenme yanında bir de iktidar deneyimi yaşayan İslami kesim, takip eden dönemde Türkiye’de değişimi sırtlanan ana siyasal ve toplumsal dokuyu oluşturmuştur.
Bu sırtlanma hali Türkiye’yi değiştirip, etkilediği gibi İslami kesimi değiştirip, etkilemiştir.
Her etkilemenin şüphe yok sınırları vardır, ancak özler kalıcıdır...
AK Parti’nin reformist politikalarının bu durumun bir sonucu olduğunu söylemek gerekir.
İslami alan ve algı içindeki heterojenleşme de benzer bir sonuçtur.
Gerçekten de 1990 yıllarının ikinci yarısı İslami kesimin farklılaşmasında da önemli bir rol oynamıştır.
Muhafazakârlar açısından 28 Şubat dönemi sadece mağduriyet duygusu ve tepkiyi temsil etmez; aynı zamanda umut bağlanan ve özdeşleşilen bir iktidar deneyimi ile buna oranla ortaya çıkan kayıp hali arasında oluşan çelişkileri kuşatır.
Bu deneyimler birikimi İslami kesim açısından “sosyal değişim süreci”nin ayaklarından birisini oluşturur.
28 Şubat döneminde yaşanan çatışmalar İslami topluluklar açısından, hem İslami hem siyasi bilgi aktarım kanallarını açarak, kendi içlerinde bir farklılaşma, daha doğrusu “farklılaşarak algılama” ve “farklılaşarak varolma” ve bu yönde bir sorgulama sürecini başlatmıştır.
Son dönem tartışmaları, yeni sorunlar, yeni iktidar oluşumları, yeni iktidar kavgaları bu gerçekleri ortadan kaldırmıyor...
Sivilleşme sürecinin bu iktidar gerginliklerinden kaynaklanan ve giderilmesi beklenen hukuki eksiklikleri de keza, bu sürecin önemine, özüne, istikametinin doğruluğuna halel getirmiyor...