T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 9 ARALIK 2005 CUMA
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Hayat
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Fatma Karabıyık BARBAROSOĞLU

Erkek kimliğinin silikliliği olarak The İmam

Bu yazıyı yayınlamak için, filmin vizyondan çıkmasını bekledim. Bir seyircinin gidişini dahi engellememek için. Çünkü biliyorum ki islami kesim "bizim" dediği sanat olaylarında, olumsuz bir eleştiri ile karşılaşınca geri çekilir. Halbuki "onlar" diye kodladığı taraftan çıkmış bir sanat eseri, eleştiri konusu yapılırsa bütün merakıyla o beğenilmeyen, eleştiri konusu yapılan şeye dahil olmak ister."Onlar"ı beğenmekten,"bizi" eleştirmekten korkan tavırdır bu.

Bu yazı yayınlandığında ihtimal The İmam yüz bin seyirci tarafından seyredilmiş olacak. (Resmi rakamın 90 binlerde olduğunu biliyorum) Yapımcılar film için, Ramazan ayının uygun olduğunu düşünüp, bekledikleri hasılatı göremeyince, gündüz oruçlu olmanın, gece teravih namazlarının, filmin seyredilme oranını düşürdüğü fikrine varıp, filmi uzatmaya karar verdiler. Film, ramazandan sonra da vizyonda kaldı,üzerine yazılar yazılmaya, ropörtajlar yapılmaya devam etti. Rakamlarda çok önemli bir değişim yaşanmadı.

Oysa filmin seyredilmemesindeki faktörün Ramazan olmadığının en önemli göstergesi, Ramazan'ın bir şenlik ile geçirme anlayışının son yıllarda giderek artmış olduğu. Kaldı ki, teravih namazının bitiminde de filme gidilebileceği gibi, herkesin otuz ramazan boyunca teravih namazını camide kıldığı bir ülke olmadığımızın göstergesi, camilerimizin kapasitesi.

Filmin kurgusunun savrulduğu,senaryosunun dağınık olduğu gibi gerekçeler de tek başına yeterli değil. Daha önce gişe yapmış dini içerikli filmlerin çok iyi kurgusunun ve senaryosunun olduğunu iddia etmek mümkün olmadığına göre…Çok temelde, derinde başka bir şey var ondan bahsetmek niyetindeyim.

İmam-hatipli kızlar bu filme gitmediler.Tepki koydular. Bu silik erkek imajı, imam-Hatipli olmaktan gocunan "erkek tipi" çok kötü geldi onlara. Eski kuşak imam Hatipliler de gitmedi. İmam -Hatipli olmayı üst kimlik olarak kurmuş olan eski kuşak için, "kendini saklayan" bu tavır bir duruşsuzluk örneği idi.

İmam-hatipli ya da değil, tesettürlü genç kızlar başlarındaki örtü ile her yerde imlenip, başka biri olmaya zorlanırken; "the imam"ın saklanış ve ortaya çıkış biçimiyle yekdil(empati) olmaları için gerekli olan dile sahip değil film.

İslami kesimin sanat dili henüz oluşmadı. Oluşması için gerekli olan teorik tartışmalar yerine, "kervan yolda" düzülür mantığı ile hareket ediliyor. Temel sorun şu:Sanatın dilini, Müslümanlar yaklaştıran değil uzaklaştıran olarak ortaya koyuyor. Sanatın dili ötekileştirmeye odaklandığında başarısızlığa mahkumdur.Sanat "ötekini" de buraya, yani ta yüreğin içine yerleştirdiğinde hedefini bulur. Maya tutar. Halbuki The İmam bir insan olarak yaklaşmıyor, uzaklaşıyor. Silik olan her şey uzaklaşmaya mahkumdur. Ya da uzak olan zamanla silikleşir.

Film yapmak isteyenler azalan erkek kimliğini; mesuliyeti ile birlikte otoritesi de elinden alınmış erkek kimliğini en yakına getirmek zorunda. Bu azalan erkek kimliği, hem aile içi şiddetin, hem cinsler arası saygınlığın tükenişinin, hem ailenin dağılmasının sebeplerinden.

Tanzimat babalar ve oğulların gerginliği idi. Cumhuriyet babalar ve kızlarının dayanışması. Postmodern Türkiye ise, oğulların yitirilişinin hikayesi. Kamusal alana çıkan kızlar, daha daha temposuyla artarken,erkekler azalıyor.Tesettürlü kızlar, kimliklerini çatışma üzerinden kuruyor. Bu çatışma, çektikleri bütün acılara rağmen onların bir taraftan dağılmasını engellerken, bir taraftan da sertleştiriyor. Oysa özelde dindar erkekler ve genelde erkekler kimliklerini kuracak olan mesuliyet duygusundan gittikçe uzaklaşıyor. Erkek kimliğini kurucu, en önemli faktör olan askerlik ve evlilik eğitim nedeniyle gecikirken, erkeğin kendi kimliğini oluşturma safhası da gecikiyor. Bu gecikmişlik, mesuliyet almak istemeyen, ama otoriteye talip, merhametsiz bir "aktör" çıkarıyor ortaya.

Kadın kimliğinin yanı sıra erkek kimliği üzerine düşünmedikçe, şiddet hikayeleri konuşuyor olmaya devam edeceğiz.


Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi