|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
gazetecilik başka... Milliyet yazarı Hasan Cemal, "siyasi beyanat" veren Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Büyükanıt'la ilgili "Komutan" başlıklı eleştirel bir yazı yazdı. Orgeneral Büyükanıt'ın yanıtları Milliyet ve Cumhuriyet'in Ankara temsilcileri Fikret Bila'yla Mustafa Balbay'ın kaleminden ertesi gün geldi. Hasan Cemal, iki meslektaşının "Ankara gazeteciliği"ni "eksikli" bulduğunu yazdı. Tartışmaya biz de "Ankara gazeteciliği"nin "gel de hatırlama" dedirten tipik örneklerinden biriyle katılıyoruz...
"Milliyet'teki haberin başlığı, 'Komutan dikkat çekti!' diye atılmış. Aynı haber ayrıntılı biçimde Cumhuriyet'te de var. "Komutan kim? Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt. Benim de şahsen tanıdığım değerli bir komutan. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yetiştirdiği önde gelen kurmaylar arasında yer alıyor. "Ne demiş? Güneydoğu'da PKK ile ilgili gelişmelere dikkat çekmiş, kaygılarını belirtmiş. Atatürk'ün Kara Harp Okulu'na girişinin 106. yıldönümü dolayısıyla Büyük Tiyatro'da düzenlenen törende gazetecilerle sohbet ederken, Irak konusunda da Türkiye'nin politikasızlığından yakınmış. "PKK'ya ilişkin sözleri şöyle: 'Terörün düşük seviyeye indirgenmesi sonrasında olağanüstü hal uygulamasının kalkmasından bazı yasaların değişmesine kadar bir dizi yeni durum ortaya çıktı. Yani terör örgütü üyelerinin sayısı 1999'daki rakama ulaşırken, biz 1999'daki mücadele gücünün gerisindeyiz. Bu çok tehlikeli bir durum...' "Orgeneral Büyükanıt, Irak'la ilgili olarak da şunları söylemiş: 'Irak yeniden yapılanıyor. Bizim söz hakkımız yok mu? Yok. Bir Irak politikamız var mı? Yok.' Sözlerin hedefi apaçık: Hükümet. Komutan, hükümeti eleştiriyor. Ayrıca, hükümetle 'diyalogsuzluk'tan da şikâyet ediyor. Ne demeli?" Yazının tonundan da anlayabileceğiniz gibi, Hasan Cemal, bir askerin hükümetle ilgili eleştirilerini bu tarzda ifadesini problemli buluyor. Yazısının sonunda, eleştirisini şu satırlarla dile getiriyor: "Komutanların da sıkıntıları olur. Eleştirdikleri konular da vardır. Ama bunları, kapalı kapılar arkasında, anayasal platformlarda dile getirmeleri demokrasinin doğasına daha uygun kaçar. Son söz: Geçmişe göre bir farka gelince, eskiden komutanların böyle açıklamaları basında çok daha büyük verilirdi." 'BÜYÜKANIT'IN ÜZÜNTÜSÜ' Hasan Cemal'in deyişiyle, "Orgeneral Büyükanıt'ın yanıtları iki meslektaşının, Milliyet ve Cumhuriyet'in Ankara temsilcileri Fikret Bila'yla Mustafa Balbay'ın kaleminden" geldi (18 Mart). Fikret Bila, Mustafa Balbay ve bazı başka gazeteciler bir kokteylde Org. Büyükanıt'la söyleşi olanağı bulmuş ve ona "yazısına gelen tepkiler"i sormuşlardı. Büyükanıt ise özetle "terörle mücadelenin de Kıbrıs'ın da Kara Kuvvetleri Komutanı olarak doğrudan görev alanı içinde olduğunu, görev alanına giren konularda soruyla karşılaşınca yanıtladığını, düşüncelerini açıkladığını" söylemişti gazetecilere... Doğrusu, Hasan Cemal'in "tarz"a yönelik eleştirilerine benzeyen tek soru sorulmamıştı org. Büyükanıt'a.... Hasan Cemal, bu kez 19 Mart'ta, iki meslektaşının gazeteciliklerini "eksikli" bulduğunu, mutlaka sorulması gereken soruların sorulmadığını yazdı. Mesela şu soru: "Geçen gün Dışişleri Bakanı Gül de belirtti. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök daha önce açıklamıştı. Türk Silahlı Kuvvetleri adına konuşmaya sadece kendisinin ve Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Başbuğ'un yetkili olduğunu söylemişti. Kara Kuvvetleri Komutanı olarak böylesine hassas, kritik konularda açıklama yetkisini kendinizde nasıl görüyorsunuz?" Cemal'in meslektaşlarıyla ilgili nihai değerlendirmesi de şöyleydi: "Bila'yla Balbay meslekte kıdem sahibidirler. Üstelik yalnız temsilci değil, aynı zamanda ellerinde kalem olan köşe sahibi gazetecilerdir. Demek ki bu sorular akıllarına gelmemiş. Yoksa böylesi sorular artık Ankara gazeteciliği içinde yer almıyor mu? Olabilir. Ama bana göre fazla müeddep gazetecilik olmuş..." GEL DE HATIRLAMA! "Ankara gazeteciliği" tartışmasına, bu gazeteciliğin, işi zaman zaman "zabıt kâtipliği" rolünü gönüllü olarak benimseme noktasına vardırdığını gösteren, mâziden güzel bir örnekle katkıda bulunmak istiyoruz... 2003'ün son günleri... Ülke medyası "şeriatçıların gemi azıya aldığını" gösteren iki haberle çalkalanmaktadır: Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) milletvekili Hüsrev Kutlu'nun "Atatürk'ün, muhalefet kulisinde bulunan mareşal kıyafetli fotoğrafının cumhurbaşkanı fraklı fotoğrafıyla yer değiştirmesini" istemesi ve "Mahmut Hoca"nın kızının cenaze törenindeki görüntüler..." Yılın son günü üç gazetede (Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet) Ankara temsilcilerinin (Sedat Ergin, Fikret Bila, Mustafa Balbay) imzasını taşıyan bir haber yayımlandı. Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, her iki olaya karşı tepkisini dile getiriyordu... Haberin ilginç tarafı şuydu: Org. Yalman'ın sözleri üç gazetede de kelimesi kelimesine aynıydı. Belli ki faks yahut e-mail (ya da özel ulak) marifetiyle üç gazeteciye iletilen bir metnin haber versiyonuyla karşı karşıyaydık... Metin alınmış, aralara bir miktar dolgu malzemesi eklenmiş ve servise verilmişti... Oysa üç "temsilci" de okurlara "Sorularımızı yanıtladı" imasında bulunuyordu... Mesela Balbay: "İki haberle ilgili görüşlerini Cumhuriyet'e açıklayan Orgeneral Yalman..." Mesela Ergin: "Orgeneral Yalman bir soru üzerine Hürriyet'e şunları söyledi..." Mesela Bila: "Org. Yalman, dün telefonla yaptığımız görüşmede..." O günlerde bu tuhaf durumu Kronik Medya'da değerlendirirken şu sonuca varmışız: "Kimse kusura bakmasın, bunun adı gazetecilik değil zabıt kâtipliğidir... Peki, diyeceksiniz, nasıl iletilmişse iletilmiş, bu bir haber, hem de önemli bir haber değil midir? Bu soruya 'evet haberdir, hem de önemli bir haberdir' diyerek cevap vereceğiz ama bir şartla. (...) 'Normal' bir gazetecilikte de gazeteci, kendisine iletilen bir metni aynen yayımlayabilir. Ama o bununla yetinmez, kamuoyu adına muhatabına sorular da sorar... Mesela bu örnekte, milletvekilinin, 'TBMM'nin, böylece dünyada başka örneği bulunmayan bir parlamento görünümüne girdiği' yönündeki hatırlatması hakkında Orgeneral Yalman'ın ne düşündüğünün sorgulanması gayet makul olurdu... 'Sen de amma safsın be kardeşim' diyorsunuz gene değil mi, 'Adamlar almış demeci, yürekler sevinçten pır pır atıyor, ne sorusundan bahsediyorsun sen?' Tamam işte: Biz de biliyoruz 'yazılı metnin' yarattığı ruh halini, ama bu koşullarda bile gazeteci 'yüreğine taş basıp' soru sormayı becerebilmelidir. Aksi takdirde kendisi de gazetesi de basit bir propaganda aracı işlevi görmekten öteye gidemez." Sözü yeni olaya bağlarsak... Hasan Cemal haklı... "İki meslektaşı" da Orgeneral Büyükanıt'a sadece mikrofon tutmuş, sorulması gereken soruları sormamıştır... Böyle bir tarz, gazeteciden çok zabıt kâtiplerinin çalışma tarzını akla getirir... (A.G.)
Gözden kaçmasın faslından: 'Atatürk yaşasaydı CHP'ye oy vermezdi...'
Başlığımızda okuduğunuz söz, eski Gaziantep belediye başkanı, CHP'li ve bugünlerde yeni bir partinin hazırlıkları içinde bulunduğu söylenen Celal Doğan'a ait.. Dikkat ediyor musunuz, CHP'liler CHP'yi eleştirdiğinde garip bir öfkeyle konuşuyorlar. Şu anda aklımıza gelenlerden: Mesela Zülfü Livaneli partinin "Vakfa dönüştürülmesini" istemişti daha geçenlerde... Mesela eski Esenyurt belediye başkanı Gürbüz Çapan "CHP ve Cumhuriyet gazetesi kapanmadan bu ülkeye huzur gelmez" demişti. (Garip ama Çapan bu sözleri bir CHP'li ve bir Cumhuriyet gazetesi ortağı sıfatıyla söylemişti.) İşte şimdi de Celal Doğan'ın CHP'lileri öfkeden çıldırtacak sözleri... Yani sanki (üçü için de söylüyoruz) "ne söylesem de bizimkileri çıldırtsam" diye düşünülüp bulunmuş sözler... Bu fasıldan son örnekle ilgili olarak bir şeyler daha okumak istemez misiniz? Zaman'dan Osman İridağ'ın Celal Doğan'la söyleşisinden (20 Mart) aktarıyoruz... (A.G.)
"Bizde Batılı anlamda sol yok. Birey eksenli; vatandaşın, devletin kulu değil; devletin, vatandaşın hizmetinde bir araç olduğunu söylemedi. Düşüncenin suç olduğu, inançların hapishanelerde çürütüldüğü bir ortamda sol bu değerleri ne kadar ön plana çıkardı? Vatandaşın hizmetinde olması gereken devlet kurumunu, yurttaşın her gün yakasını silktiği bir kurum haline getirirseniz niye size oy versin? Kendinizi bu yanlış devlet çarkının koruyucusu gibi görürseniz halk niye sizi tercih etsin? Sol bu değerlerin şeklen savunuculuğunu yaptı; ama hayata geçiremedi. (...) "Denge hesabı yaparak meselelere yaklaşma anlayışından kurtulmak lazım. Sorunların toplumsal talep doğrultusunda çözülmesi gerekir. Hiçbir sorun şu kadar büyüklüktedir, şu kadar sarsıntı yapar diye ötelenmemeli. Her sorunla yüzleşmeliyiz. Çünkü ötelenen her sorun daha büyük yeni sorunlar getirir. Bu yüzden biz sorun olmuş meseleleri enine boyuna, sebepleri, sonuçları ve kaynaklarıyla birlikte nasıl çözüleceğini söylemeyen bir siyasi parti olmayacağız. (...) "Mustafa Kemal yurtsever, çağdaş, atılımcı bir aksiyon adamıdır. Bu şartlarda (CHP'ye) oy vereceğini sanmıyorum. (...) Mustafa Kemal'i aşmayacak bir ülke dogmatiktir, statiktir. Bizim Mustafa Kemal'i de aşmamız gerekir."
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |