|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Kanal D'de Pearl Harbor filmini bir kez daha izledik. Film öyle çekilmiş ki, Japonlar Amerikalılara adeta soykırım yapıyor. İnanılmaz sahneler var. Holywotod ekniklerini ustaca kullanan yönetmen ve yapımcılar insana savaşı adeta yaşatıyor. Filmi izlerken Amerikalıları zavallı ve güçsüz görüp, acıyorsunuz. Psikolojik olarak "Ulan şu Japonları yerle bir edin" diyecek hale geliyorsunuz. İşte eğer birazcık aklınız varsa bu noktada ayılıyorsunuz. Adamlar atom bombası ile Japonya'da yaptıkları soykırımı, bir film ile işte böyle haklı hale getiriyorlar. 'Biz Ermeni soykırımı yapmadık' diye bas bas bağırıp anlatamazken, Amerikalılar Japonya soykırımını bir filmle örtbas ediyorlar. Reklam ve propagandanın nasıl beyin yıkadığını örnekleyen müthiş bir filmdi. Bir sahnesinde hastane bombalanıyor. Kan dolduracak şişeler bile heba oluyor. Ardından kahraman Amerikan askerlerinin verdiği kanlar Coca-cola şişesine dolduruluyor. İşte hayatın gerçek tadı şişesi ve... Kan... Biz en az yüzyıl böyle filmler çekemeyiz. Şimdilik Turkcell'in Selosu ve onun "Selo pabucu yarım, çık dışarıya oynayalım" reklamıyla idare ederiz. Telegol yayına girer girmez, tüm ekibi ayakta gördük. Kolkola girip birlik mesajı veriyorlardı. Bir hafta önce birbirlerine girmişler, ortalık karışmıştı. Bu sütunlarda "Aldığım duyumlara göre Serhat Ulueren, yorumcuları Ziya Şengül ve Adnan Aybaba ile yollarını ayıracak" diye yazmıştım. Serhat, "Ayrılacağımızı iddia ettiler, asla" diyerek beni yalanladı. Neredeyse Ziya Şengül'ü canlı yayında öpecekti. Ben niye ayrılıyorlar diye yazdım peki?.. Dedikoducu ve de uydurukçu biri miyim?... Bu sorunun cevabını en iyi Serhat bilir. İçimden bir ses yaz şu cevabı diyor ama... Bazı sohbetler bende saklı kalsın. Ne dersin?... Kalsın mı sevgili Serhat? Dünkü yazımızda tv dünyasındaki linçleri gündeme getirmiştik. Bir tv Haber Müdürü dostum, bana ilginç bir olay anlattı... Meğer ben de eski medya patronu Erol Aksoy'un eşi İnci Aksoy'un beyninde linç edilmişim de haberim yokmuş. Erol Aksoy'un villasına el konulurken, İnci hanım da oradaymış. Göz yaşları ile olayı seyrederken bir bakmış ben de oradaymışım. Hunhar ve sinsi gözlerle bu dramatik olayı büyük bir keyifle izliyormuşum. Yani sırf zevk ve tarihe tanıklık olsun diye oraya gitmişim. İnci Aksoy beni orada görünce çok üzülmüş. Yemin ederim, ben orada değildim. O villanın yolunu dahi bilmem. Eğer birisi kafama sopayla vurduysa... Ve de bu bende geçici hafıza kaybına yolaçtıysa... Ardından kafama sopayı vuran provokatör, kolumdan tutup oraya götürdüyse bilemem!... Belki de birileri dublörümü kullandı. Kim bilir? Tatlıses, geçtiğimiz haftalarda programında bir sanatçıyı "Bent deresinden gelen adam" diye anons etmişti. Bent deresi genelevin olduğu semtti. Misafir sanatçı öfkeyle stüdyoyu terketmişti. Tatlıses son programında Bent deresinde yirmi tane plak şirketi, minibüs durakları ve başka esnafların da olduğunu anlattı. Belli ki Bent deresinin Genelev dışında kalan sakinlerinden tepki almış.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |