|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Genelkurmay Başkanlığı tarafından geçen hafta İstanbul'da düzenlenen "Bilgi Çağı ve Teknolojik Gelişmeler Işığında Toplum, Yönetim, Yönetici ve Lider Yaklaşımları Sempozyumu" Genelkurmay II. Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un açış konuşmasıyla başladı ve çalışmalarını tamamladı. Konuşmanın gazetelere yansıyan bölümlerinden Başbuğ'un önemli açıklamalarda bulunduğu anlaşılıyorsa da, bu bilgiler bir değerlendirme yapabilmek için yeterli değildi. Dolayısıyla üşenmedim ve Genelkurmay'ın internet sitesinden konuşmanın tamamına ulaştım. İşte bugün bundan sonra okuyacağınız satırlar, dikkatle okuduğum bu uzun (10 sayfa) konuşma metninin özellikle ikinci yarısına ilişkin değerlendirmelerimdir. Sempozyumun başlığından başlayalım: Başlığın işaret ettiği gelişmeler ("Bilgi Çağı ve Teknolojik Gelişmeler") günümüzde herkesin bilgilenmesi gereken gelişmeler. Dünya bambaşka bir döneme girmiş bulunmuyor mu? "Küreselleşme"nin ekonomiden başlayarak hemen bütün alanları etkisi altına alan yepyeni gelişmelere kayıtsız kalınabilir mi? "Ekonomi"nin giderek "siyaset"i esir aldığı bir dönemden geçmiyor muyuz? Bütün bu ve benzer sorular tabii ki Genelkurmay'ın da yakından takip ettiği (ve etmesi gerektiği) hususlardır. Ancak sempozyum başlığının işaret ettiği ikinci alan "(ışığında) Toplum, Yönetim, Yönetici ve Lider Yaklaşımları") meselesi bana işaret edilen ilk gelişmelerle epeyce ilgisiz göründü. Yanlış anlaşılmasın; "Bilgi Çağı ve Teknolojik Gelişmeler"in "Toplum, Yönetim, Yönetici ve Lider Yaklaşımları" ile tabii ki bir ilgisi var. Ancak -açıkcası- ben bu ilginin Genelkurmay'ın ilgisini niçin çektiğini tam olarak anlamış değilim. Başbuğ'un konuşmasında "ikinci bölüm" diyebileceğimiz son 5 sayfanın özellikle "Atatürkçü Düşünce Sistemi" adı verilen bir sisteme ayrılmasını da yadırgadım doğrusu... Nedeni basit: Benim değerlendirmeme göre "Bilgi Çağı ve Teknolojik Gelişmeler" gibi tam da sınırda (yani bütün dünyanın konuştuğu bir konu olmak bakımından "sınırda") yer alan bir konunun tartışılacağı bir toplantının açış konuşmasında sözü edilen sisteme konuşmanın yarısının ayrılması hiç yerinde bir seçim değildi. Çünkü, Org. Başbuğ'un da konuşmasında belirttiği gibi asıl olarak "rasyonalizmin ve pozitivizmin izleri" ile örülmüş bir "sistem"i esas alarak bugünün "Bilgi Çağı ve Teknolojik Gelişmeler"inin doğurduğu sorunlar altından kalkabilmek mümkün değildir. Bugünün dünyası sözü edilen "izler"den o derece uzağa düşmüştür ki, "Bilgi Çağı"nın kavranabilmesi ve bu yolda bir şeyler yapılabilmesi için artık bambaşka bir donanıma ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç kendisini hem bilim ve teknolojinin üretilmesi açısından, hem de bu işin altından kalkacak olan yeni nesillerin gerekli formasyona kavuşmaları açısından dayatmaktadır. Genelkurmay II. Başkanı'nın da konuşmasında belirttiği gibi, "bilgi çağı", "bilgi toplumu" gibi mazisi çok gerilere gitmeyen kavramlar ülkelerin -ve tabii ki toplumların- önüne artık bambaşka arayışlar ve ödevler çıkarmıştır. Bu durumda eğer biz de bu tür bir arayış içine girmek ve bu yöndeki "ev ödevlerimizi" tamamlamak istiyorsak, "rasyonalizm ve pozitivim" ikilisiyle aramıza belli bir mesafe koymak ve bize "çağın ruhunu" daha iyi kavratabilecek "aletler" bulmak zorundayız. Oysa görüyoruz ki, Org. Başbuğ'un "Atatürkçü Düşünce sistemi"nden beklentileri haddinden fazla aşırıdır. Dolayısıyla Başbuğ'un "Atatürkçü Düşünce Sistemi'nin küresel düzeyde genellenebilir bir ruhu vardır. Bu büyük ve evrensel bir iddiadır ve küçük, gündelik ve yerel çıkarlara sıkıştırılamaz. Bilime dayalı olmadan gelişme olmaz anlayışıyla, 'Atatürkçü Düşünce Sistemi'nin kendi kendini üreten ve geleceğe dönük doğası geri döndürülemeyecek bir güçle yatağında akmaktadır. Bunun tersini akıllardan geçirmek boşuna bir çaba ve kocaman bir hayal kırıklığı olacaktır" şeklindeki tespiti -ne yazık ki- yerinde bir tespit değildir. Değildir, çünkü sempozyuma büyük ölçüde adını veren "Bilgi Çağı"nın bugüne kadar karşılaşılmayan bir "güçle" bambaşka bir "yatak"ta akmakta olduğu bir gerçekliktir. Bu "akış"ın iyi mi yoksa kötü mü olduğu başka bir konudur. Fakat akış o derecede "güçlü"dür kü, ülkelerin-toplumların elinden-hayalgücünden -maalesef- "gelecek umudu"nu bile almaktadır. O zaman siz söyleyin: Sözü edilen "sistem"de ısrar edilerek bu değişim-dönüşüm sürecinde söz sahibi olunabilir mi? Org. Başbuğ'un konuşmasını değerlendirmeye yarın da devam edeceğim.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |