|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Cumhuriyet Halk Partisi'nin ve Deniz Baykal'ın yeniden başkanlığa seçildiği ve muhalefetten arındırılmış yönetim listesinin oluştuğu genel kongresinde yaşananlar (ismen de olsa) Türkiye'nin en eski partisindeki siyasal gelenek üzerine söz söylemeyi gerekli kılıyor. 1980 ihtilali sonrası kapatmayı saymazsak CHP gerçekten Türkiye'nin en eski partisi, en azından siyasal kültür ve zihniyet açısından devlet kuran, iktidarda olsun olmasın kendini sistemin sahibi gören bir kadronun partisi. Kongrede yaşananların ne Deniz Baykal'ın hizipçiliği ile ne de Mustafa Sarıgül'ün acemiliği ile izah edilemeyecek olmasının temel nedeni CHP'lilerin kendilerine biçtikleri " devlet kurucu, sistemin sahibi" misyonundan beslenen 'siyaset üstü dokunulmazlık'larında aranmalıdır. CHP siyasi tarihi boyunca halk oyuyla iktidara gelememiş bir partidir. Buna rağmen bu partiye yön veren kadroların kendilerinde, halk çoğunluğu ile iktidara gelen partilerden daha etkin ve güçlü sa(n)ymasına imkan veren bir ayrıcalık vehmetmeleri siyaset dışı aktörlerle ilişkisi nedeniyledir. Siyaset dışı aktörlere yaslanarak ve/ya onlardan cesaret alarak sistemin ve ülkenin 'gerçek sahibi' misyonu; CHP yöneticilerinden başlayarak örgütsel kadrolarına kadar sirayet eden bir psikoloji bu partinin siyaset etme tarzında hep belirmeyici olagelmiştir. Bu psikolojinin siyasal etkileri sadece CHP'nin Türk siyasetine ilişkin duruşunu değil kendi içindeki iktidar mücadelesinde hatta yönetim biçiminde kendini gösterir. CHP'nin tarihi liderini yıkarak yerine geçen Ecevit'in kendi partisinde oluşturduğu yapılanma ile hizipçi olmak suçlanan Baykal'ın CHP'si arasında bir farkın olmaması tesadüf olmaktan çok benzer bir siyaset kültürünün sonucudur. 28 Şubat sürecinin ayak seslerinin henüz duyulmaya başladığı dönemde Baykal'ın söylediği "Bizim gücümüz aldığımız oyla orantılı değildir" sözlerinin anlamı bir CHP'li olarak Baykal'ın psikolojisini ve elitist bir siyasal tavrın sistem içinde kendini nasıl anlamlandırdığını 'açık etmek'tedir. Askeri darbelerle CHP ilişkisi, bu partinin aldığı oy ve sahip olduğu güç arasındaki ters orantının bir boyutudur sadece. Bu türden siyaset dışı ilişki sadece siyasal parti olarak CHP'nin değil Türkiye'de devlet desteğinde oluşturulan ve devletten beslenerek geliştirilmeye çalışılan batıcı-sol aydın geleneğin ideolojik ve sınıfsal konumlanışı hakkında da yeterince açıklayıcı olmalıdır. Sol-batıcı düşünce ve sanat ortamının bu topraklardaki toplumsal/kültürel/tarihi karşılığı ile oluşturduğu etki arasındaki çelişki Türk modernleşme projesinin siyasal karakteri ile birlikte ele alınarak anlaşılabilir. CHP kongresinde yaşananlar, iki liderin tüm Türkiye'nin gözü önünde birbirini suçlarken ortaya çıkan mesajlardaki siyasal, sosyal, kültürel içeriksizliğe paralel olarak hırçın görünüm sergilerken otoriter rengin hakim olmasını; temelde bu partinin kötü yöneltilmesi ya da iyi liderlikten yoksun olması ile izah etmek mümkün değil. CHP'yi farklı, siyaset üstü, bu nedenle seçkinci ve otoriter kılan yapısal özelliği ve 'siyaset dışı ama sistem içi ilişkiler'ine yoğunlaşmadan kongredeki içeriksizlik anlaşılamaz. Baykal ve Sarıgül'ü projelerinin olmaması ile eleştirenler aslında Türkiye'de siyaset, düşünce üretme adına sisteme yaslanarak varlıklarını sürdürmeye çalışan kadroların içine düştüğü açmazı perdelemiş oluyorlar. Türkiye'de statükoya yaslanarak siyaset yapma lüksünü terk etmek istemeyen ama toplumsal talepleri de görmemeye devam eden seçkinci siyaset erbabının söyleyecek sözlerinin kalmayışının başka bir ifadeyle güçlerinin, aldıkları oyla sınırlı olmadığını düşünmeye alışmış sol için siyaset alanın gittikçe daralmakta oluşunu fark etmenin verdiği çaresizlik psikolojisinin yansımalarıdır. CHP'de yaşanmakta olanlar; siyasetten kültürel hayata, toplumsal yapıdan insanların nasıl düşünmeleri ve inanmaları gerektiği hususunda müdahil olma, biçim verme yetkisini kendinde bulmaya alışmış bir siyasi kadronun ezberinin bozulmasından ibarettir. Türkiye'de genel anlamda sol modern siyaset söylemi içinde bile yerli, bu ülkeye özgü bir düşünce geliştiremedi. Sol aydınlar devlete yaslanarak alternatifsizliklerine inandılar. Sol hiçbir zaman demokratik yolla iktidar olamasa da siyaset dışı merkezlere yaslanarak ayrıcalıklı konumunu sürdürme kolaycılığına kaçtı. Havada uçuşan sandalyelerin, kürsüde yumruklaşan lider adayların damgasını vurduğu CHP kongresi bir gösterge olarak; hem entelektüel anlamda hem siyasi anlamda statükodan beslenen solun duvara çarpması şeklinde okunabilir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |