|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Uğur Mumcu'yu hâin bir suikastta kaybedeli 12 yıl oldu; az bir süre değil. Suikastta görev aldıkları iddiasıyla yakalanıp yargılananlara rağmen, eşi Güldal Mumcu, dün, "Uğur Mumcu cinayeti size göre çözüldü mü?" sorusunu yönelten Milliyet'ten Derya Sazak'a, "Çözülmedi" cevabını vermekten çekinmedi... Bu keskinlikte... Her düzeyde devlet yetkilisinin 'kanını yerde bırakmama' vaadine rağmen, ülkenin önemli bir gazetecisinin uğradığı 'suikast' hâlâ sisler ardında. Yalnız Uğur Mumcu suikastı 'sisler ardında' değil. Yakın dönemlerde başka isimler de suikasta uğradı: Prof. Muammer Aksoy, Prof. Bahriye Üçok, gazeteci Çetin Emeç, Prof. Ahmet Taner Kışlalı, Doç. Necip Hablemitoğlu... Bazı cinayetlerin 'fâilleri' yakalandı ve dosyaları kapandı; ancak, kamu vicdanının ve aile yakınlarının gözünde o dosyalar hâlâ açık... Konu üzerinde düşünmeye başlamadan önce bir noktayı daha hatırlamakta yarar var: Suikasta uğrayan aydınların hemen hepsi benzer eğilimde insanlardı; ölümleri üzerinden geçen zaman içerisinde, Türkiye'de sağ-sol çok hükümet kuruldu, hiçbiri cinayetleri çözmede tatmin edici bir sonuç alamadı. Suikasta uğrayanların ortak özellikleri, cinayetlerin dönemin gerilim konusu olan 'irtica' ile irtibatlandırılmasına yol açtı. Uğur Mumcu'nun cenazesine katılan onbinlerce insan kulaklarda hâlâ tazeliğini koruyan sloganlar attılar. İlk suikast sonrası duyulan kuşku sonraki her cinayetle biraz daha büyüyerek zihinlerde tam bir kanaat oluşturdu. Uğur Mumcu'nun eşi hâlâ kuşku duyuyor olsa da, kendisini seven yüzbinler cinayetin amacı ve kâtillerin kimliği konusunda kesin bir kanaate sahip... Her suikast Türkiye'deki zihnî bölünmüşlüğü biraz daha koyulaştırdı; önyargıları besleyen ve bir kesime yönelik sert tedbirleri gerekli gösteren bir yan etkisi de oldu cinayetlerin... Konuyu bugün ele almamızın sebebi de bu: Yüreği yanık yakınlarının zihinlerinde dolaştığı anlaşılan kuşkulara kendi kuşkularımızı eklemek... Geçtiğimiz hafta sonu toplanan CHP kurultayı vesilesiyle yapılan yorumlardan kulağımda iki kişinin ortak tespiti kaldı: "1992'de kendini yeniliklere açan, daha geniş kitlelerle buluşmaya hazırlanan CHP'nin yeniden bildik söylemine dönüşünde ve dışa kapanmasında en önemli etken Uğur Mumcu suikastı oldu; CHP lideri Deniz Baykal, başlattığı açılım sürecini o olay üzerine durdurdu." Bu tespitin, süreci Baykal'la birlikte planlayan CHP'nin o zamanki genel sekreteri Ertuğrul Günay ile sosyal demokrat mücadeleyi yakından tanıyan yazar Hasan Bülent Kahraman'dan gelmesi önemli. O halde şimdi sorabiliriz: Siyasî suikast dosyalarının herkesi ikna edecek biçimde kapanmaması, işlendikleri dönemlerin önyargılarıyla 'en kolay sebebe' bağlanmalarından olamaz mı? Biraz daha uzak, ama en az ilk akla gelen kadar 'ciddi' bir başka sebepten işlenmesin o cinayetler? Türkiye'nin bugün bile etkisinden kurtulamadığı zihnî travmanın altında o siyasî cinayetlerin yattığını düşünmeye başlamak, çözüme doğru atılacak bir ilk adım yerine geçebilir. Hablemitoğlu cinayeti Ak Parti iktidarının ilk günlerinde işlendi; diğer suikastların hiçbiriyle bu hükümetin bir ilişkisi yok. Hükümetin Türkiye için belirlediği hedeflerin bütünüyle yerine gelememesi ve dahası zihnî karmaşanın Ak Parti'den 'kuşku'ya dönüşmesinde siyasî cinayetlerin payı büyük. Başörtüsü yasağı bile o cinayetler ile 'İslâmî kesim' arasında kurulan doğrudan ilişki zemininde sürdürülebildi, sürdürülüyor... İpin ucu bir kez yakalanırsa süreç neden tersine döndürülmesin? Hükümet, son 15 yıl içerisinde işlenmiş bütün siyasî cinayetleri yeni bir soruşturmanın konusu yapmalıdır. Eski bir bakan, Mumcu'nun eşine, "Duvar yıkılırsa devlet zarar görür" anlamına bir söz söylemişti; bugünkü hükümetin içişleri bakanının o endişeyi duymasına herhalde gerek yok. Hükümet, varlık sebebini ve temel görevini, 'hiçbir gerçeğin gizli kalmamasını sağlamak' olarak anlamalı. "Mumcu'lar ölmez" demek yetmiyor; onları hergün yeniden ölmekten kurtarmalıyız...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |