|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Tam da Ankara merkezli politik tartışmalar renklenmeye başlamıştı ki birden bire "ham hum şaralop"lu, "hınk"lı, "alavere" ve "dalavere"li açıklamalar bitiriliverdi. Açıklamalar bitirilince, dilin renkli tarafı olan argo kelimeler, gündemin gerisine düşerek birer arşiv malzemesi haline geldi. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakanlık Sözcüsü Akif Beki'nin eleştirilerine cevaben bu tür kelimelerin sözlüklerde yer aldığını söyledi; araya hafta sonu da girince tartışmalar geride kaldı. Halbuki iyi gidiyordu. Şimdi bize biraz kurcalamak düşüyor. Muhalefete muhalefet etmek gibi bir niyetimiz yok. Ki böyle bir davranış pek hoş kaçmaz; muhalefetin makbulü, iktidara karşı yapılandır. Ama ortada bir yanlış varsa, onu düzeltmek için gerekli ikazı yapmak da görevimiz sayılır. Baykal, bu konudaki son açıklamasında "dalavere" diyeceği yerde, kelimeyi yanlış telaffuz etti ve "dalevera" deyiverdi. Arzu eden, kayıtlardan bulup tekrar tekrar dinleyebilir. Dilimizde "dalevera" diye bir kelime yok. Onun aslı "dalavere" şeklinde. Peki o halde koskoca Ana Muhalefet Lideri Baykal niye böyle bir yanlış yapmış olabilir? Tahminimiz şudur: Son zamanlarda adına sıkça rastlanan ve "mucize bitki" olarak anılan "aloe vera" yüzünden karışıklık doğmuş olabilir. ÜÇ NOKTA
Bir: 12 Eylül anayasası bu ülkeye dar geliyor. İki: Cumhurbaşkanı sadece devleti değil, milleti de temsil etmeli. Üç: Türban ya da baş örtüsü üniversite sorununun küçük bir parçası. Çoğunluğun kabul edeceği bu tespitler, Anavatan Genel Başkanı Erkan Mumcu'dan. Evet, çoğunluk kabul eder ama, nedense tekrarlamaktan başka bir şey yapılmaz. Ne dar gelen anayasa genişletilir... Ne Cumhurbaşkanı'nın hem devleti hem milleti temsil etmesi sağlanabilir... Ne de üniversite sorununun küçük parçası halledilir... Maalesef bu üç nokta senelerden beri böyle alt alta, üst üste durmaya devam eder.
AVRUPA SEYİRCİ
Srebrenitsa katliamı üzerinden on yıl geçti. Daha suçluları yakalanmadı. Parlamentolarında Ermeni tasarılarını apar topar kabul eden Avrupa ülkeleri, burnu dibindeki katliama on yıl önce seyirci kalmışlardı; bugün de ilgisiz davranmaya devam ediyorlar. Rauf Tamer'in acıyı paylaşmakla ilgili dünkü yazısından şu satırlara dikkatinizi çekmek istiyoruz: "Biz Londra'da ölen ve yaralanan insanların acısını yüreğimizde hissettik. Peki; Şemdinli'de dün teröre kurban giden erlerimizin acısını İngilizler de yüreklerinde hissetti mi? Belçikalılar, Fransızlar, Almanlar da hissetti mi? Hatta içimizdeki 'bazıları' da hissetti mi?" Hayır... Avrupa seyretmeyi sever.
UÇUŞ
- Hindiler uçar mı?
GÜNÜN SÖZÜ
Londra'daki saldırıların en büyük sorumluları, Irak halkını katleden Blair ve ABD önderliğindeki müttefiklerdir.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |