|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Kelimeler kimi zaman ifade ettikleri kavramdan öte anlamlar taşır. Son günlerde Türkiye'nin gündemine iyice sokulmuş olan "sözde Ermeni soykırımı iddiaları" bu tür anlamdan öte manalar taşıyan ve bu yüzden bu kelimeleri kullananların kasıtlarını açığa çıkaran veya aynı sebeple yargılatan kelimelerle dolu. Yukarıda tırnak içine aldığımız dört kelimelik söz dizesinin dört kelimesi de amacını aşan imalar içeriyor. Neticede bunları kullanıp kullanmamanız bir tarafgirlik taşımakla eşdeğer ele alınıyor. Tek başına Ermeni kelimesi ile bir arada dile getireceğiniz her şey sizi yargılamaya yetecektir. "Sözde", "soykırım" ve "iddia" ise zaten daha imalı kelimeler zaten amaçlı ve tarafgirlik kokan kavramlar. Bugün burada Ermeni meselesini ele alacak değiliz. Bu mesele, Türkiye olarak buna bir açıklama getirme yükümlülüğümüz olsa dahi, yıllardır belli siyasi amaçlar için kullanılmış ve kullanılmaktadır. Kaldı ki, bırakınız bu meseleyi Ermenilerle akıllı uslu bir şekilde sonuca bağlamayı, kanaatimiz o ki, Türkiye daha bu meseleyi kendi içinde tartışacak olgunluğa bile erişemedi. Biz bugün burada bir başka dilde geçen bir kavramı alarak bilinçli bir şekilde bunu Türkiye ortamına taşıyacak ve kendi bağlamından öte anlamlar yükleyerek, bugün Türkiye'de yaşanan bir durumun insani boyutlarını yoklamaya çalışacağız. Apartheid, Güney Afrika'nın Hollanda asıllı "yerlileri" olan beyaz Boer'lerin ülkeye dayattıkları Afrikaanca dilinde ayrılık anlamına geliyor. Apartheid, 1900'lerin başında kurulan Güney Afrika'da tesis edilen ırkçı ve ayrımcı siyasi sistemin resmi adı olmuş ve 1994'e kadar seksen küsür yıl ülkenin gerçek yerlilerine kan kusturmuş. Apartheid, bundan böyle dünyanın hemen hemen bütün dillerine resmi ayrımcılığı ifade eden bir kelime olarak geçmiş. Güney Afrika'da ayrımcılık yapan resmi politikalar, daha 1911'de iş hayatına düzen getireceği iddia edilen bir kanunla hayat bulmuş. Bu kanuna göre meslekler salt siyahîleri ve beyazları kapsayacak şekilde tanımlanmış ve iki ırk arasında ücret farklılıklarının tesisi sağlanmış. 1923'te çıkarılan Şehirleşme Kanunu, siyahîlerin oturduğu semtleri gettolaştırarak, beyazların bölgelerinden uzak ve ayrı kurulmasını emretmiş. 1950'ler ise, resmi ayrımcı kanunların zirve yılları olmuş. Önce ırklar arasında evlilikler yasaklanmış, ardından her Güney Afrika vatandaşının şu dört ırk kategorisinden hangisine tabi olduğunu gösterir bir kafa kâğıdı kanunu çıkarılmış: Beyaz, Melez, Asyalı ve Zenci. 1953 yılı Güney Afrika resmi gazetelerinde, her ırkın ayrı okullarda okuması ve otobüs gibi kamu alanlarında ayrılaşması zorunluluğunu getiren kanunların metinlerini görmek mümkün. Ve tabii siyaset de, toplumun iliğine kadar işlemiş olan bu ayrımcılık fikrinden nasibini almış. Başlangıçta tamamen beyazlardan oluşan meclis, artan uluslararası baskılar yüzünden ayrıştırılmış ve zenciler hariç diğer iki ırk için de ayrı bir meclis tesis edilmiş. Güney Afrika Cumhuriyeti bu yüzden, yerel meclisleri de sayarsak, toplam 1190 vekiliyle 11 parlamento, 5 eyalet başkanı, 10 başbakan, 200 bakan ve yaklaşık 1,7 milyon bürokrat ve memuru barındıran 150 bakanlıktan oluşan dev bir bürokrasi canavarı olmuş. Bu bürokratik hengâmenin en cüsseli kısmını, vatandaşlarını ırklara göre tasnif ettiğinden her kamu görevi ve sorumluluğunu dört kere yapmak durumunda kalan ve dahası ırklar arası bir evlilikle dahi olsa sisteme karşı çıkan kişileri takip ederek "asayiş"i sağlamak zorunda kalan İçişleri Bakanlığı ve ona bağlı birimler oluşturmuş. Öyle ki Güney Afrika hükümeti, "apartheid"i temin etmek için her türlü yetkiyle donatılmış. 1960'da zencilerin yaptığı bir yürüyüş, bu "yetkiler" kullanılarak rejimin kolluk kuvvetlerince bir katliama dönüştürülmüş ve 69 kişi öldürülmüş, 187 kişi ise ciddi biçimde yaralanmış. Apartheid, azınlık olan beyazların iktidarlarını ve güçlerini temin için kullanılan resmi bir politikanın zorba aracı olmuş. Resmi bir politika aracı olması, "apartheid"i haklı yapar mı acaba? Sözgelimi, devletin resmi ırkçılık politikaları yüzünden seksen yılı aşkın bir süredir dövülmüş, hırpalanmış, düşük ücretle çalıştırılmış, devlet ihalelerine girememiş, okullara sokulmamış, kamu alanı olarak addedilmiş her yerde kendileri için "girilmez" levhaları ile karşılaşmış olan zencilerin hayatlarını zindan eden bu manzara, size de çok tanıdık geliyor mu? Peki, bu uygulamalar, doğuştan gelen bir özellikleri sebebiyle zenciler yerine belli bir inancı taşıdıkları için mesela Yahudilere yapılmış olsa daha mı kabul edilebilir olurdu? Peki ya Müslümanlara? Peki ya başını örtenlere? Apartheid, "resmi ayrımcılığı" ifade eden Afrikaanca bir kelime belki. Ancak bu kelimeyi olmasa da ihtiva ettiği anlamı Türkiye'de bilmeyen yok, bundan eminim.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |