T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| R Ö P O R T A J | 19 ŞUBAT 2006 PAZAR | ||
|
|
Dile kolay, tam 46 yıl oldu onunla tanışıklığımız. Hayranlıkla, coşkuyla bakakaldığımız bir yüz. Bizi hoşgörüye, dürüstlüğe çağıran o gözler... Hayatımızın tanıdık resmi... Sultan... Türkan Şoray... Adını duyduğunuzda hanginiz heyecanlanmazsınız ya da o puslu bakışları hatırlamazsınız. Bu mümkün mü?... Muhteşem bir oyuncu, iyi bir anne, mükemmel bir kadın... İnsanı sarsan içgüdüsel oyunculuğu dışında Türkan Şoray'ın her ne kadar 'yok' dese de 'dokunulmazlığı' vardır. 'İkinci Bahar', 'Tatlı Hayat' adlı dizilerde yine hayranlıkla izlediğimiz Türkan Şoray, şimdilerde 'tatlı telaş' içinde. 'Cemile' adlı yeni bir diziye başlayan Türkan Sultan'la çekimler esnasında görüşme fırsatı buldum. O kadar nazik ve içten ki... Bunu anlatmak gerçekten zor... Büyük hırsların insanı bitirdiğini söylüyor Türkan Şoray ve ekliyor: "Zaman, sizi daha duygusallaştırıyor..."
İlk gençlik yıllarımda böyle sakin değildim. Zamanla hayata bakışınız, dünya görüşünüz her şey çok değişiyor. İnsan, gençlik yıllarında çok daha büyük heyecanlar ve büyük tutkular yaşıyor. Her şey toz pembe, her şey istediği gibi olacakmış gibi büyük hayaller kuruyor. Ondan sonra giderek hayatın gerçekleriyle karşılaşıyorsunuz. Tüm yaşadığınız yıllar içinde üzücü olaylar, yaşadıklarınız, sizi belli bir noktaya getiriyor, belli bir olgunluğa getiriyor. Ani tepkileriniz, feveranlarınız daha duruluyor. O hırslarınıza daha sakin bakmaya çalışıyorsunuz. Mesela ben yaşamım boyunca şöyle bir noktaya vardım: Her şey geçici, her şeyin bir sonu var. Nedir bu? Büyük hırslar, büyük istekler, her şey bitiyor. En güzel şey, en kötü şey bile bitiyor. Yani olaya böyle baktığınız zaman bir tevekkül geliyor insana. Ben şimdi o ruh hali içindeyim. Zamanla daha mı hoşgörülü oldunuz? Artık çok büyük olaylar beni şaşırtmıyor. Her şey çok olabilecekmiş gibi geliyor. Dünyada her şey olabilir. İster istemez daha yumuşak oluyorsunuz. O zaman bir ruh huzuruna kavuşuyorsunuz. O, size ister istemez bir rahatlık getiriyor. Hoşgörünüz genişliyor. Eskiden hırslandığım zaman, tepkilerim büyük olurdu. Ama zaman, sizin empati duygunuzu geliştiriyor. Karşınızdaki insanı daha iyi anlamaya başlıyorsunuz. Bunda mesleğimin de büyük etkisi var. Çeşitli karakterleri canlandırırken, onların kişiliğini de analiz ediyorsunuz. İnsanı tanırken kendinizi de tanıyorsunuz. Ve bütün bunlar kişiyi belli bir noktaya getiriyor. Ne oluyor o zaman? Daha hoşgörülü oluyorsunuz; ki, dünyada herhalde en önemli şey hoşgörülü olmak ve de karşısındakini anlayabilmek. Büyük hırslar yaşamamak. Büyük hırslar yaşanmadığı zaman daha sevgi dolu oluyorsunuz. Bir de benim yüreğim sevgiye çok açık. İnsanları çok seviyorum. Bu sevgi alışverişi müthiş. Ben inanıyorum ki, sevgi dağıtırsam aynı sevgi çoğalarak, katlanarak bana dönüyor. Ve ben bunu çok yaşıyorum. O zaman bana belli bir huzur geliyor. Güvenilir ve içten olmak çok önemli değil mi sizin için? Hepimiz için öyle değil mi? Yani, o hayal kırıklığını yaşamamak istiyor insan. Yani, her insan doğarken içinde kötülük ve iyilikle doğuyor. Bazıları onu kendi yaşamışlığıyla, beyniyle o kötü tarafını yeniyor ve iyi tarafını öne çıkarıyor. Bir de ben insanları artık çok iyi tanıyorum. Ama ne kadar iyi tanısam da, yanılıyorum bazı zaman. Bu yanılmışlığımı da içimde bir şekilde hallediyorum. Çabuk kırılır mısınız? Çoook... En acilen kendimi tedavi etmem gereken tarafım bu. Çok kırılganım. Ben, insan ilişkilerinde çok hassas olduğum için birini kıracağım diye yüreğim titrer. İstemeden eğer kırmışsam artık günlerce uyuyamam. Karşı tarafı kırdığım için bu beni daha çok etkiler. Hemen incinirim. En küçük bir bakıştan bile günlerce uykum kaçabilir. O kişi neden bana böyle baktı diye düşünüp dururum. Yengeç burcuyum. Kırılganlığım, o tarafım maalesef var. Kendinizde en sevmediğiniz taraf bu mu? Evet. Benim en sevmediğim tarafım bu işte. Çok alınganım. (Gülüyor...) Fatma Girik ve Hülya Koçyiğit, size göre politikaya daha mı sıcak? Bana her seçim arifesinde mutlaka ciddi teklifler gelmiştir. Bir kere politikayla ilgilenmek için çok birikim olması lazım. En önemlisi politika benim karakterime hiç uygun değil. Bir kere serinkanlı olacaksınız, soğukkanlı olacaksınız. Aslında bir teklifte bir ara meclise girip sanatçı haklarını koruma adına, sesimizi duyurma adına böyle bir iki gün düşündüğümü itiraf edeyim. Uzun uzun düşününce vazgeçtim. Orası çok ayrı bir dünya. Ama diğer arkadaşlarımız, söylediğim aktif politikada bayağı başarılıydılar. Ve de benim birçok arkadaşım meclise girse çok da başarılı olur. Çünkü halkın tepkileri çok önemli. Halk, sevilen sanatçıların sözüne değer veriyor, önemsiyor.
Annelik inanılmaz güzel...
Hala kanunlarınız geçerli mi? Hayır değil. Yıllar önce o dönemde o günkü koşullara göre böyle bir şartım vardı. O da aşırıyı önlemek içindi. O aşırılıklar bizim toplumumuzda ters karşılanacak şeylerdi. Bir kere bana ters. Bir ölçü olmalıydı. O yıllar, çok film çekiliyordu. İmzaladığım her projeye böyle bir madde koyduruyordum. Ölçüsünü ben belirliyordum. Aşırılıktan korunmak adına yapıyordum. Kızınızla aranız nasıl? Görüş farklılıkları yaşıyor musunuz? Benim annemle nasılsa, Yağmur'la da aynı şekilde oluyor tabii. Zaman zaman anne-kız oluyoruz, zaman zaman arkadaş oluyoruz. Öyle olması gerekiyor. Ancak bazı şeylerde ters düşüyoruz. Bazı şeylerde çok iyi anlaşıyoruz. İster istemez bu annelik, iç koruma güdüsüyle, birtakım şeylere karşı çıkıyorum. Mesela bu havada ince bir şeyle çıktığı zaman dırdırdır söyleniyorum, 'aman anne' diyor. İşte, 'ben üşümem' diyor. İşte oradan bir takışma oluyor. Birbirimize küsüyoruz. Aynı şey benim annemle de oluyordu. O da ileride kızıyla yaşayacak aynı şeyleri. Bu böyle sürüp gidecek. İşinizden ve kızınızdan arta kalan zamanlarınızı nasıl geçiriyorsunuz? Sosyal yaşamım tabii ki var. Sık sık dostlarımla buluşurum. Yemeğe giderim. Senaryo çalışmalarım ve iş görüşmelerim oluyor. Bu yıl gerçekleştirmeyi düşündüğüm iki film projesi var; onun üzerinde çalışmalar yapıyorum. Anne olmak çok güzel değil mi? Annelik güzel ötesi bir şey. Allah sevgisinden sonra gerçek sevgi. İnanılmaz bir şey... Yağmur'u nasıl anlatırsınız? Ayakları yere basan, sorumluluk sahibi. Ne yaptığını bilen bir genç kız. En takdir ettiğim yanı çok dürüst olması, yalan söylememesi. Hiç sevmiyor yalanı. Bu yüzden ona çok ama çok güveniyorum. Yemek yapar mısınız? Yapmaz mıyım hiç! Hepsini yaparım. Ve de çok güzel yaparım. Hünkar Beğendi'yi çok severek yaparım. Bakımınız için özel şeyler yapıyor musunuz? Hayatı seviyorum. Yaşama tutunmak, bu da benim için çalışmak anlamına geliyor. Hayatımda güzel şeyler yapıyorsam; o benim hem içimi güzelleştiriyor ve yüzüme yansıyor. Sağlığıma daha çok dikkat ediyorum. Kendime iyi bakmam gerektiğini düşünüyorum. Onun için çalışmak çok önemli, çalışırsam sağlığım ve güzelliğim yerinde oluyor. Yıllardır cildim için acıbadem sütü kullanıyorum; ayrıca zaman zaman vitamin alıyorum. Bu kadar sevilen ve baş tacı edilen Türkan Şoray'ın hayat felsefesi nedir? Her şeyden önce 'iç huzuru'... İç huzuru, mutlu olmak için birinci neden. Çok büyük hayallere kapılmadan her şeyi sindirerek, hayata güzel bakarak her şeyin bir sonu olduğunu bilerek huzurlu yaşamak... Sürekli heyecanlısınız? Hiçbir zaman sakin olamıyorum. Çok heyecanlı bir yapım var. Küçüklüğümden beri kalbim küt küt atar. Telaşlıyımdır. Biraz eskiye dönersek, sinema serüveniniz bir tesadüf sonucu oldu değil mi? Hayat tesadüflerle dolu. Fatih'te anneannemin, dedemin yanında oturuyordum. Ve birden bire kendimi sinema dünyasının içinde buldum. Çok küçük yaşta, sinema hayatınız başladı. Ya çocukluğunuz?... Mutsuz bir çocukluğum oldu. Çocukları sevgiyle büyütmek lazım. Ben ve kardeşim maalesef bu ilgiden yoksun büyüdük. Annem, mücadeleci bir kadındı. Baba sevgisinden yoksun yaşamak hep büyük bir eksiklik olarak kalmıştır içimde.... Bu arada Yeni Şafak çalışanlarına ve okurlarına sevgilerimi göndermek istiyorum...
Teşekkürler sinema... Adınıza şarkılar, şiirler, şarkılar, kitaplar yazıldı. Hatta genç kızların el işi örgülerine bile isminiz verildi. Bu nasıl bir duygu sizin için? Çok müthiş bir duygu tabii. Bu mesleğin bize verdiği en büyük mutluluk. O kadar güzel ki... Bütün bunlar kara kaşımızdan, kara gözümüzden çok, bence mesleğimizin büyüsü. Bizler de gerek fiziğimizle, gerek oyunumuzla bu sevgiyi hak etmeye çalışıyoruz. Mesleğimizin verdiği bir lütuf, bir armağan bu. Yani o karakterlerle seyircinin gönlünde bir yer ediniyorsunuz. Ve seyirci sizi sevip bir yerlere getiriyor. 'Teşekkürler sinema' diyorum. Tabii şanslıyım ben. Sinemadaki şanslı oyunculardan biriyim. Güzel ilişkimiz oldu seyircimizle yıllardır. Bu ilişki beni çok mutlu etti. Çok sevdik birbirimizi, ben de seyircilerimi çok sevdim. Seyirciler benim için o kadar önemli ki... Her şeyden önemli. Hayatımı da ona göre yaşamaya çalıştım. Onların değer yargıları benim için birinci planda oldu. Hayatta en büyük korkum, onların sevgisini kaybetmek. Allah korusun. Sokakta, orada burada karşılaştığımız insanlarla sarılıp ağlaşmamız, beni besleyen beni hayata bağlayan çok güzel şeyler. Yeşilçam'a nasıl girdi? Türk sinemasının Sultan'ı, 28 Haziran 1945'de İstanbul'da doğdu. Babası Halit Şoray, devlet demir yollarında memur, annesi ev hanımıydı. Maddi imkanların kısıtlı olduğu bir ailede dünyaya geldi. Öğrenimine Rami Taş Mekteb'inde başladı, fakat sürekli mahalle değiştirdiklerinden, eğitimini 1956'da Feriköy İlkokulu'nda tamamladı. 1954'te Meliha ve Halit Şoray çifti boşanır. Çocuklar annede kalır. Karagümrük Sarmaşık Sokağı'na taşınırlar. Burada ev sahiplerinin kızı Emel Yıldız'la tanışır, Yeşilçam'a a girişi de böylece gerçekleşir. 'Dönüş'le başlayarak yönetmenlik de yaptı. Oyunculuğu halk içinde efsane boyutlarına ulaştı. Aliye'yi beğenerek izliyorum... Yeni başladığınız dizide nasıl bir karakter çiziyorsunuz? Çocuklarıyla mutlu yaşarken hapse düşen, hapisten çıktıktan sonra çocuklarının peşine düşen ezilen bir kadını oynuyorum. Sizin beğendiğiniz dizi var mı? Hepsi emek verilerek yapılmış; ama ben Aliye'yi çok beğeniyorum. Konu çok iyi işlenmiş. Yabancı Damat bir de Avrupa Yakası hoşuma gidiyor.
Biliyor musunuz?
NOT defterimden Sultan'ın yeni dizisi 'Cemile'nin çekim yerine gittiğimde saat 14.30'du ancak Türkan Şoray'ın saat 17.00'de geleceğini öğrenince beklemeye koyuldum. Geldi gelmesine ama bir basın ordusunun yüzlerce sorusu sonrası hala özel röportaj için beklemekteyim. Saat 19.00, set ışıkları kuruluyor, eyvah... Ancak odasından çıkıp ve elimi tutup, "Bravo vallahi, ne kadar sabırlısın. Hadi gel röportajı yapalım" deyince bir oh çektim. Kameraları böylesine seven bir insanı daha önce hiç görmedim. Hani mesleğine aşık derler ya... Sultan, tam da böyle biri... En çok hoşuma giden taraf ise, tatlı sohbetin sonunda beni çok sevdiğini söylemesi oldu...
|
![]()
| |||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |