T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| R Ö P O R T A J | 28 MART 2006 SALI | ||
|
|
Bir yıllık İstanbul Ticaret Odası başkanlığını 'vatan borcunun ifası' olarak gören Murat Yalçıntaş, babası Prof. Nevzat Yalçıntaş'ın 'sınav' nasihatini hiç unutmuyor.
Saint Joseph Fransız Erkek Lisesi'nin ardından 1984'te Boğaziçi Üniversitesi'ne Türkiye 200.'sü olarak girip makine mühendisliğinden mezun olan Murat Yalçıntaş, Boston Üniversitesi'nden uluslararası işletme yüksek lisansı sahibi. AB'de iki yıl uzman araştırmacı olarak çalıştı, uluslararası bir kalkınma bankasında üç yıl proje uzmanı olarak görev yaptı ve Türkiye'ye dönerek döküm ısıtma-havalandırma ve telekomünikasyon sektörlerinde girişimci olarak faaliyetlerini sürdürdü. 10 yıldır üyesi olduğu İTO'ya başkan seçilir seçilmez de 20 trilyon lira gelir elde edilen Formula 1'i gerçekleştirdi. Şimdi E-İTO ve Teknopark projeleri için çalışıyor. Çok iyi düzeyde İngilizce ve Fransızca, orta düzeyde Almanca ve Arapça bilen Murat Yalçıntaş, İTO'daki odasında yaptığımız röportajda İTO'yu hiç İTO olarak telafuz etmedi. Bu kısaltmayı her seferinde İstanbul Ticaret Odası olarak özenle ve aşkla açtı. Ama iş dışındaki hiçbir soruyu da cevaplamadı.
İstanbul Ticaret Odası, dünyanın üçüncü büyük ticaret odası. 350 bin üyesiyle Türk ekonomisinin yaklaşık yüzde 45'ini oluşturuyor. Vergilerin yüzde 44'ü, ihracatın yüzde 46'sı, gayri safi milli hasılanın yüzde 22'i İTO üyeleri tarafından karşılanıyor. Böyle bir kurumun başında olup İstanbullu iş adamlarına hizmet etmek çok büyük bir onur. O yüzden geçtiğimiz yıl çok anlamlı, çok şerefli bir yıldı benim için.
İTO başkanlığının ekonomi bakanlığı kadar önemli olduğunu söyleyenler var. Siz oturduğunuz koltuğa nasıl bir anlam yüklüyorsunuz?
Ben bunu bir hizmet olarak görüyorum. Benim belli bir eğitimim var. Yurt dışında okudum, iş yaptım. Bütün bunları bana bu millet, bu vatan verdi. Her ferdin yaşadığı topluma belli bir borcu vardır.
İTO başkanlığını vatan borcu gibi mi görüyorsunuz?
Aynen. Askerlik gibi. Burada harcadığım bir seneyi şu ana kadar bu borcun bir nispet de olsun, yaşadığım topluma ödenmesi olarak görüyorum. Madem bu ülke bana bu kadar çok şey verdi ben de burada iş adamlarına, Türk ekonomisine hizmet ederek ülkem adına bir katma değer üretmeye çalışıyorum. Bireysel olarak benim bu koltuğa yüklediğim anlam bu.
Bir yıl önceki hedefiniz neydi, şimdi neresindesiniz bu hedefin?
İlk seçildiğimde "benim buradaki misyonum ürettiğim hizmetlerin üye odaklı olmasıdır" dedim. Herhangi bir iş adamı, sanayici, tüccar "İTO şu hizmeti yaptı, ben de bu sayede daha verimli ve daha karlı çalışıyorum, daha ucuza üretiyorum veya oda sayesinde ufkum açıldı, faydalandım" desin istedim. Ürettiğim tüm projelerin arkasında bu hedef var.
Hedefim Türk iş adamlarını dünyaya açabilmek
Bunun arkasında nasıl bir strateji var?
Dünya çok hızlı değişiyor, Türkiye ekonomisi de çok hızlı gelişiyor. Artık her şey global. Pazarlar da, üretim de. İş adamlarının yerel kalarak ayakta kalmalarına imkan yok. Başarılı olmak istiyorlarsa, mutlaka küresel rekabete hazır olmak zorundalar. Benim üyelerimin yüzde 98'ten fazlası küçük ve orta boy işletmelerdir. Çekini yetiştirmeye, primini ödemeye, işçisine maaş ödemeye çalışan, mal alan mal veren küçük ve orta boy işletme sahiplerinin günlük işleyişte kafasını kaldırıp da vizyon çizmesine imkan yok. İTO olarak bu vizyonu üyelerim adına benim çizmem lazım. Ben üyelerimi uluslararası rekabete açık, uluslar arası pazarda söz sahibi kılacağım. Bunu yapabilirsem İstanbul da gerçek bir uluslararası ticaret merkezi haline gelir. Ben vizyonumu ve bakış açımı bu şekilde çizdim.
Peki bunu ne yaparak gerçekleştireceksiniz? İTO'nun yükümlü olduğu başka görevleri de var.
Belli bir büyüklüğün üzerindeki fatura kesen tüm firmalar bizim üyelerimiz. Ve bize zorunlu olarak aidat öderler. Bu aidat karşılığında biz de onlara bazı hizmetler sunarız. Dış ticaret belgesi veririz, ticaret sicil kayıtlarını tutarız, tır karnesi veririz. Bu şekilde verdiğimiz yüzlerce belge vardır. Bir senede verdiğim dış ticaret belgesi adedi 1 milyon 3 yüz bindir, günlük ticaret sicil tasdiki sekiz yüz bin. Günde altı bin kişi buraya iş takibi için gelir. Ama bu hizmetler üyelerimi uluslararası aktör yapmak için yeterli hizmetler değil. Bunlar bize kanunen yüklenilmiş görevler, gündelik hizmetler. Bunun yanında üyelerimin önünü açacak büyük işleri ikiye ayırdım ben. Dedim ki: Her sene bir tane büyük proje yapacağım. Bunun yanında bu işlerin her sene ufak ayakları da olacak.
Büyük projeleriniz ve 'ufak ayaklar' neler?
Geçen sene Formula1'i yaptık. Türkiye'ye damgasını vurdu. 2006'da ise E-İTO projesini yapacağız. Hükümetin çıkarttığı e-imzayla, verdiğimiz hizmetleri birleştirip üye hizmetlerimizi internete aktaracağız. Üyelerimiz buraya gelmeden internete girerek ne işlemleri varsa ofislerinden yapabilecekler. Buraya gelen de çayımı içmeye, sohbet etmeye gelsin. 2007 projemiz ise Teknopark.
Üniversitede üretilen bilgiyi sanayinin hizmetine sunacağız
Orada ne yapacaksınız, diğer teknoparklardan farkı ne olacak sizin teknoparkınızın?
Teknopark özel bir kanunla çalışan bir bölge. Özelliği, bu bölgede ağırlıklı olarak yüksek katma değer üreten ve ar-ge'ye dayanan şirketlerin bulunması. Bu şirketlere de bu bölgede bulunduğundan dolayı bir takım avantajlar sağlayacağız. Türkiye'de 16-17 tane teknopark var. İTO olarak yapacağımız bunlardan çok daha farklı, çok daha vurucu. Bizim teknoparkımızda üç ana özellik olacak. İlk olarak bilim-sanayi veya bilim-iş dünyası işbirliğini sağlayacağız. Türkiye'deki en büyük sıkıntılardan biri -bir iş adamı olarak söylüyorum- üniversitelerde üretilen bilgiden iş aleminin yeterince yararlanamaması.
Sorun nerede; işbirliği imkanının olmamasında mı, işe yarar bilginin üretilmesinde mi?
Bilgi tamamen yetersiz. Bunu sağlayacak ara mekanizmalar da yok. Türkiye'de üretilen bilimsel makaleyle alınan patent sayısının yüzdesi binde 15. Amerika'da bu oran yüzde 30. Fransa'da yüzde 17. Türkiye'de bin makale yazılıyor 15 patent alınıyor. Biz kuracağımız teknopark'ta Türk üniversitelerinde üretilen bilimin ekonomik değere dönüşümünü sağlayacağız.
Bunu nasıl sağlayacaksınız?
Normalde üniversitedeki hocalar bilgisini, teorisini pratik edemez. Bilgi kitapta kalır. Oysa hocalar kuracağımız teknoparkta çalışabilecek, bilgilerini uygulayabilirler. Şirkette çalışabilir, üye olabilir, şirket ona fonlama yapabilir ve vergi muafiyetleri kazanır. Böylece bilgiyi ekonominin faydasına sunmuş olacağız. İkinci ana özelliği bilişim alanında olacak. Amacımız Microsoft, Oracle, Intel gibi Avrupalı, Amerikalı büyük bilişim şirketlerinin bölge merkezlerini buraya taşımak. Böylece, hem belli bir teknoloji transferi olacak hem de bizim şirketlerimiz bunlarla çalışarak belli bir noktaya gelecekler. Üçüncü özelliğimiz ve amacımız da yazılım alanında çalışacak genç girişimcilere imkan sağlamak olacak. Risk sermayesi yöntemiyle teknoparkta geliştirilecek yazılım ve bilişim faaliyetlerini destekleyeceğiz. Tekstil teknolojisi teknik tekstile gidiyor. Nano teknolojiyle üretilen kumaşlar mesela hava alıyor ama leke tutmuyor. Askeri alanda da çok kullanılıyor. Bu yolla termal kameraya yakalanmayan askeri kıyafet yapabiliyorsunuz. Bunları şu anda nerede ve nasıl üreteceksiniz. Teknoparkta düşündüğümüz sistemi gerçekleştirebilirsek, hem bilişim alanında bir gelişme olacak hem de teknik tekstiller alanında araştırma yapacak ve bu tür üretimi yapacak şirketleri bulunduracağız orada.
Teknopark projesinin neresindesiniz?
Ortak çalışacağımız şirketi tespit ettik. Hayır, ismini söylemeyeceğim. Yerini belirledik. Gereken teknik desteği sağlamak için Avrupa'ya ve Amerika'daki iki seyahat yapacağım. Oradaki teknoparkları gezip nasıl bir iş birliği yapabilirizi konuşacağım. Silikon vadisinden şirketleri Türkiye'ye çekebilmek ve onlara Türkiye'den taşeron iş alabilmek için görüşmelerim olacak. Katılacağım bir konferansta yapacağımız teknoparkı anlatıp yatırımcıları buraya çekmeye çalışacağım. Ben başarılı olacağımıza inanıyorum. Yeter ki burada bürokrasiye takılmayalım.
Kaderim neyse başım üstüne
Sizin için pek çok kişi 'başka bir şey daha olacak' diyor. Çok da gençsiniz. Nedir sizi buraya getiren ve bundan sonra da başka yerlere götürecek olan şey?
(Gülüyor) Bu çok yönlendirmeli bir soru oldu. 124 yıllık İTO tarihinde en genç başkan benim, bu doğru. Bunu başarı olarak görenler var. Ama bence bu bir hayat hikayesidir. Herkesin hayat hikayesinde olduğu gibi benimki de bir tarafa doğru gidiyor. Ben sivil toplum kuruluşlarında, siyasi oluşumlarda çalıştım. Şimdi bir meslek örgütünde çalışıyorum. Kendi özel işlerim de var. Ben hayatımın her evresinde yaptığım işi en iyi şekilde yapmaya çalıştım ve bir adım sonrasını kesinlikle düşünmedim.
Gelecek planınız ne? İTO başkanlığı önemli elbette ama TOBB başkanı olmak, sonrasında siyasette aktif rol almak geçmiyor mu aklınızdan? Bunun benzer örnekleri var biliyorsunuz. İTO ve TOBB başkanlığı yapan Yalım Erez başbakan adayı olmuştu daha önce. Şimdi sanayi ve ticaret bakanlığı yapan Ali Çoşkun eski bir TOBB başkanı.
Ben burada İstanbullu ticaret adamlarına ve Türkiye ekonomisine hizmet ediyorum. Görev sürem üç sene sonra bitiyor. Üç sene sonrası hakkında da düşündüğüm hiçbir şey yok.
Hakikaten mi, nasıl olmaz?
Son derece samimi söylüyorum. Ben buradaki görevime konstantre olmuş durumdayım. Şuna inanıyorum. Bir insan yaptığı iş ne olursa olsun, işini iyi, hakkını vererek yaparsa zaten toplum onu hak ettiği yere götürür. Ama bunu böyle yapmaz, başka hesaplar içinde olursa, o hesabın sonu her zaman hüsrandır. Bunu çok iyi biliyorum ve tüm hayatımda da bunu uyguladım.
Kariyerleri belli bir ivmeyle yükselenler için bu yükseliş pek de tesadüfi değildir.
Ben kadere inanıyorum. Her insanın alın yazısıyla doğduğunu biliyorum. Kader bana bu güne kadar böyle bir yol haritası çizdi. Bundan sonra hangi yolu çizerse çizsin; o yol ister çok aydınlık parlak güzel bir yol, ister dikenli çamurlu inişlerle dolu bir yol olsun; çizdiği her yol haritasının başımın üstünde yeri vardır. Ben 15 Martta seçildim. 14 martta ben neysem 15 martta da oydum. Buraya seçilmekle benim kendi özümde ruhumda bilgimde bir değişiklik olmadı. Sadece omzuma çok büyük bir sorumluluk yüklendi.
Babamın nasihatini hiç unutmuyorum
Başarının, çevrenin takdirinin de etkisiyle insanı kibre götüren bir tarafı vardır. Siz bir denge kurmuş gibi görünüyorsunuz. Kendinizi kibre düşmekten nasıl koruyorsunuz?
Sizinle çok yakın dostlarımdan başka kimseyle paylaşmadığım bir anımı paylaşacağım ama isim vermeyeceğim: Rahmetli Özal iktidar oldu ve çok yakın bir aile dostumuz bir bakanlığa geldi. Babam ona hayırlı uğurlu olsun demek için Ankara'ya giderken ben de onunla birlikte gittim. Benim de çok sevdiğim, amca dediğim bir insandı çünkü. Kendisi büyük nezaket gösterdi. Bizi Ankara'daki evimizden alması için makam aracını tahsis etti. Hayatımda ilk kez o zaman bir makam arabasına bindim. 22 sene evveldi, çok da gençtim. Bir de üstelik önümüzde iki tane eskort vardı. O zamanlar her şey çok ağırdı. Kırmızı halılar, ağır kadife perdeler, avizeler, kocaman kapılar... ihtilal sonrası olduğu için her yer insan dolu. Gelenler, el öpenler... Bakanın odasında oturduk konuştuk. Sonra da aynı şaşaayla eve gönderdi bizi. Yolda babama dedim ki "Bu bakanlık ne biçim bir şeymiş böyle?". Bana verdiği cevabı hiç unutmuyorum: "Oğlum, amcan hayatının en büyük imtihanına girdi. Dua et, sağlam çıksın". Ben gençlik halimle o zaman ne demek istediğini anlamadım ama şimdi çok iyi anlıyorum.
İmtihandan sağlam çıkmak istiyorsunuz?
Evet, bundan başka da amacım yok benim inanın.
Bir yıllık icraatım en güzel cevaptır
İTO'ya bazıları 'kale' gözüyle bakar. O yüzden de kimin başkan seçildiği önem taşır. Siz seçilince spekülasyonlar yapıldı hatta "kale düştü" diyenler de oldu.
Bir insan burayı kale gibi görüyorsa, demek ki burada böyle şeyler yapıyordur. Buranın kalelikle alakası yok. Burası İstanbul'daki iş adamlarına dolayısıyla Türkiye'deki iş adamlarına hizmet etmek üzere kurulmuş köklü bir kurumdur. Siz kendinizde bu kabiliyeti görüyorsanız ve arkadaşlarınız, meslektaşlarınız siz de bu kabiliyeti görürse, sizi bu göreve getirirler. Siz de bu göreve layık olmaya, sizi o göreve getiren arkadaşlarınıza hizmet etmeye çalışırsınız. Bu kadar basittir.
Bir yıllık sürede hakkınızdaki şüpheleri giderebildiğinize inanıyor musunuz?
Ben bir yıl önce söylenenleri seçim heyecanına bağlıyorum. Geçen bir sene içinde benimle alakalı "Sayın başkan İTO'nun imkanlarını şu siyasi parti, bu dernek, şu kuruluş, şu cemiyet uğruna kullandı" şeklinde tek satırlık haber bulamazsınız. Çünkü yok böyle bir şey. Bir senelik icraatımız seçim heyecanıyla söylenenlere verilmiş en güzel cevaptır.
Sizi başkan seçenler hangi özelliklerinizi dikkate aldılar sizce?
Ben 1995 senesinden beri, on senedir meclis üyesiyim. O tarihten bu yana da zaten İstanbul ticaretinin, iş aleminin içindeyim. Bilinmeyen, tanınmayan ortada görünmeyen biri değilim. Sanayi faaliyetlerim, ticari faaliyetlerim, sivil toplum kuruluşlarındaki görevlerim de belli. Sağ olsunlar beni seçen arkadaşlar, benim bu özelliklerimle İTO'ya da, bu camiaya da faydalı olabileceğimi düşündüler. Başaracağıma inandılar.
Minare benim, kubbe ekibim
Başarıda kendinize nasıl bir pay çıkarıyorsunuz?
Kendime özel bir pay çıkarmıyorum, hayır. Bir kere ben bunu yaşıyorum. Haftanın beş günü buradayım. Kendi işlerime çok az zaman ayırıyorum. Kendi iş yerime haftanın bir iki saati ancak gidiyorum. Bütün bunları ben yaptım demem çok yanlış olur. Biz burada bir ekibiz. Ortak akılla çalışıyoruz. Benim 10 yönetim kurulu üyem, 140 meclis üyem, 450 personelim, bir tane üniversitem var. Dolayısıyla bütün bunları üreten bir ekip, başarıda herkesin payı var. Benim çok kullandığım sevdiğim bir benzetme var: Uzaktan baktığınızda caminin minaresini görürsünüz. Halbuki camiinin asıl iş yapan tarafı kubbedir. İnsanlar kubbenin altında ibadet ederler. Ama minare uzun olduğundan herkes minareyi görür. Burada da öyle, başkan olduğum için herkes beni görüyor.
Babamın oğlu olduğum için hep hüsn-ü kabul gördüm
Babanızın isminin, siyasi ve akademik geçmişinin İTO başkanı seçilmenizdeki rolü ne olmuştur sizce?
Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş'ın oğlu olmak benim için çok büyük bir onur ve şeref. Babamın güzel ve çok değerli bir ismi var. İnsanların isimleri en büyük hazinelerinden biri. Ben tüm hayatım boyunca babamın oğlu olmaktan dolayı her zaman belli bir hüsn-ü kabul gördüm. Bundan dolayı hem çok şanslı olduğumu hem de yaşam çizgim boyunca bana bir çok artılar getirdiğini düşünüyorum. Dolayısıyla bu sırf bu seçime has bir şey değil. Bütün hayat çizgisine has bir şey.
Okulumu da, mesleğimi de kendim seçtim
Babanız gibi siz de önce Batılı bir eğitim aldınız. Size "Mösyö Yalçıntaş" diye hitap edildiği Saint Joseph'de okudunuz. Sonra da muhafazakar kesimin içinde yer aldınız. Okul ve meslek seçiminde, gelecek planınızda babanızın rolü ne oldu?
Ben bu yoruma katılmıyorum. Aile olarak bizim çizgimiz belli, kökleşmiş bir çizgi. Her anne baba gibi benim anne babam da bana verebilecekleri eğitimin en iyisini vermeye çalıştılar. İnsanın aldığı eğitim ayrıdır, düşünce yapısı ayrı. Birbiriyle ters düşen değil birbirini tamamlayan şeylerdir. Saint Joseph'tan sonra üniversite sınavlarında mühendisliği işaretledim. Bunda ailemin de, arkadaş çevremin de, aklına güvendiğim insanların da etkisi oldu. Hepsiyle istişare ettim. Ayrıca ben aile işletmelerimizde zaten çalışıyordum. Bu alanda daha bilgili donanımlı şekilde çalışmak istedim. Ben işimi çok seviyorum.
Ben de inişli çıkışlı ben gençlik yaşadım
Bir caz orkestrasında davul çalmak isteseydiniz ailenizin, özellikle babanızın tepkisi ne olurdu? Bu özgürlük yine de tanınır mıydı size?
Caz orkestrasında davul çalmayı hiç istemedim. Dolayısıyla nasıl karşılayacaklarını da bilmiyorum. Ama geçmişimde "Ben bunu böyle yapmak istiyorum" dediğim onların da "Hayır, böyle olacak" dediği çok oldu. Oldukça inişli çıkışlı bir gençlik yaşadım.
Öyle mi? Hiç göstermiyorsunuz. Daha çok hep "cici çocuk" olmuşsunuz gibi görünüyorsunuz.
Bunlar birbirinden ayrı şeyler azlında. Zaman zaman benim dediklerim oldu, zaman zaman da onların dediği. Her ailede olduğu gibi.
Toplum beni özel hayatımla değil yaptıklarımla tanısın
Özel ilgi alanlarınız da dahil kendiniz, aileniz ve iş dışı yaşamınızla ilgili hiçbir soruya cevap vermiyorsunuz. Bu konuda çok katı bir tutumunuz var. Neden?
Hem kendimde birebir yaşadığım örnekler, hem de medyadan takip ettiğim kadarıyla belli noktalara gelmiş insanların özel hayatlarının topluma çok fazla mal olması o insanlar için de, toplum için de sıkıntı yaratıyor. Ben özel hayatımla, kendime has özelliklerimle yani mahrem alanımla değil yaptıklarımla öne çıkmak ve topluma yaptıklarımla mal olmak istiyorum. Doğru bir şey yapıyorsam toplum beni bununla görsün. Yanlış bir şey yapıyorsam, toplum bana bundan dolayı yanlış yaptın desin. Adı üstünde bu özel alan. Toplumun geri kalanını ilgilendirmez. Toplum için yaptığım işlerde sonuna kadar şeffafım. Buna çok önem veriyorum. Ama bunun haricinde kendime ait bir özel hayatım alanım var. Bu benimdir. Ne kimsenin bilmesini, ne kimsenin yargılamasını, ne de kimsenin müdahale etmesini isterim. Buna müsaade ettiğim an, özel hayatımla toplum adına yaptıklarım birbirine karışmaya başlar, ikisinden de verim alamam.
Problemi medyanın yaklaşımında görüyorsunuz, özel alanını medyaya açanlar da mı?
Bazı insanlar bunu paylaşmaktan hoşlanıyorlar. Bu paylaşım belli bir toplum kesimi tarafından hoş karşılanıyor. İlgi doğuyor, tiraj oluyor. Sonuçta medya kuruluşları ticari kuruluşlar. Pazar payını görüyorlar ve oraya gidiyorlar. Bu iş daha büyüyor ve içinden çıkılmaz kocaman bir yumak haline geliyor. Bu çok yanlış. İnsanların verimliliğini de çok etkiliyor. Gazetelerdeki tartışmalara bakıyorsunuz mesela, insanların yeterlilikleri, bilgileri ve donanımları değil, akrabaları tartışılıyor. O insanın özel hayatı, inancı, bakış açısı apayrı bir konu. Kendi bakış açısını görevine yansıtıp, yapmaması gereken bir şeyi yapıyorsa o zaman konuşalım tabi. Kimse kendi doğrularını toplum adına yaptığı göreve yansıtmamak zorundadır. Ama o adam bunu yapmıyorsa, bırakın özel hayatında ne yaparsa yapsın. Bizi ilgilendirmez
|
![]()
| ||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |