T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| R Ö P O R T A J | 18 HAZİRAN 2006 PAZAR | ||
|
|
Ben bir şey söylüyorum anlayan anlar. Nilüfer'e hakkımı helal etmiyorum. Her seferinde onu affetmekten ben artık bitap düştüm. Bu yaklaşık 15 senelik bir çiledir. Nilüfer hanıma 'üç gazeteye benden özür dilediğine dair ilan ver, o zaman şarkılarımı tepe tepe kullan. Para da ödeme' dedim. Gözünün içine baka baka yalan söylemek olur mu ya...
Artık İstanbul'a yerleştiniz değil mi? Biz İstanbul'da oturuyorduk zaten. Gömeç'e gidişimiz bir tesadüftü. Sonraları orada, 'Gönül Köşkü'nü yaptık... Orada evlendik ve yaşamaya başladık. Zaten Aslı Gönül, geçtiğimiz sene de anaokuluna gidiyordu, orada çok az kalabilmiştik. Toplasanız orada 45 gün kalamadık. Bu sene hiç kalamayacağız, öyle gözüküyor. Ben Gönül Köşkü'nü, bir inşaat bir bina olarak görmüyorum, orası bir şarkıdır. Hakikatten bir şarkı kadar özenle yapılmış bir yerdir. Gönül Köşkü'nü şu anda mecburen elimizden çıkaracağız öyle gözüküyor. Aslı Gönül, oraya buraya koşturup bir şey olmasın diye teknemi de satmaya karar verdim. Bugüne kadar en çok ödül verilen ünlüler arasında ilk sıradasınız, sayısını biliyor musunuz? Evimin birçok köşesinde var, çatı katında var. Sayısını bilmiyorum, çünkü saymadım. Defteri kapatmadık daha. Ben ödüle, yaptığımız işin doğru olduğunu gösteren şeyler diye bakıyorum. n İçlerinden sizin için çok kıymetli olanları vardır değil mi? Ödül almanın bir sebebi olmalı. Avrupa'da öyle şeyler yapmışlardı ki, bir zaman en iyi kravat takan ödülü de veriyorlardı. İşin o zaman ciddiyeti kaçıyor. Ben, bütün aldığım ödüllere saygılıyım ama bütün aldığım ödüllerin içinde önemli olanları vardır. Mesela 'Akdeniz Akdeniz' yarışması, uluslararası bir yarışmadır. Bu ödülü çok önemsiyorum. Şimdi önemsemediklerim ortaya çıkacak, en iyisi söylemeyeyim. Doğru olun kazanın önemsemediklerinizi de alıyor musunuz? Eskiden almıyordum ama artık belli bir olgunluğa eriştim. Ve kimseyi kırmak istemiyorum. Madem ki benim için böyle bir şey düşünmüşler, en azından bunu gidip almam gerekir, diyorum. Siz çok sayıda hit olmuş şarkılara imza atan biri olarak, son dönemlerde yazılan şarkılarda alın teri hissedebiliyor musunuz? Ben yapılan hiçbir şeyi dinlemiyorum. Dinlediğim belirli plaklar vardır. Onları dinlerim. Haricinde gerçekten kirlendiğimi hissettiğim için de dinlemiyorum. Bazen kulağıma çalınıyor bazı şeyler, hoşuma gitmiyor. Emek, bence şundan yok: Şimdi ben sanat hayatımda 41'inci yılımı dolduruyorum. Biz bu işi yaparken para etmiyordu. O yüzden emek çoktu. Ev kiramızı bile zor ödüyorduk. Zor bir şeydi. Bakkalın şişelerini markete satarak ekmek aldığım dönemlerde Türkiye'de isimdim. Ne zaman bir şey para ederse ona doğru bakmayanlar, doğru söylemeyenler, emeksiz olanlar talip oluyor. İşte müziğin şu anki durumu bence budur. Yani, ne yapsanız satar, meselesiyle ilgili birileri birilerine para veriyor, o da gidip o parayla bir jeep alıyor. Ötekisi kumara gidiyor. Yani, haydan gelen huya gider, meselesi. Bu, sadece müzik açısından değil, bütün yaşam içinde, köklerden kopmak, inançtan kopmak, hayattan kopmak ve kendine yabancılaşma meselesi var. Tespitlerim bu yönde. Bu da 25-30 senedir hızla devam ediyor. İçinizde ukde kalan bir şey oldu mu?
Mahkeme karar verdi
Nilüfer meselesinin aslını ben sizin ağzınızdan dinlemek istiyorum. Bu konuda o kadar değişik şeyler yazıldı ki? Nilüfer cephesinde olanlarda -ispatı çok basit- sözünde durmamaktan başka bir şey yoktur. Çünkü Nilüfer hanımın bendenize ödeyeceği ya da ödediği paraların çok daha üstünü ben bu memleketin çok değişik hayır kurumlarına bağışladım -makbuzları ve madalyalarıyla burada bellidir-. Ama Nilüfer hanımın sözlerinde durmayışı bir, doğru konuşmayışı iki, bir şeyleri bilerek saklayışı üç, kendisine ve bana ziyan verişi dört, beni onunla çalışmaktan sıkılır hale getirmiştir. Daha sonrasında ise: Bu şarkılar benim mi? Evet. Mahkeme dört gün önce karar verdi: Benimmiş. Bunu bile araştırdılar. Güzel, haklı olabilirler. Bu şarkıların benim olduğunu, sokağa çıksalardı, öğrenirlerdi. Bunlar, tat kaçırıcı şeyler. Ben ama bir şey söylüyorum, anlayan anlar: Helal etmiyorum. Yani, bunu anlayan kaç kişi kaldı, helal etmiyorum deyince? Şimdi siz benim buradan bir dilim ekmeğimi alsanız, yemek üzereyken, helal etmiyorum dersem, yememeniz gerekir. Bunda, 'hayır, ben bu ekmeği yiyeceğim' diyorsanız, siz şaşırmışsınızdır. Bütün mesele burada, bangır bangır söylüyorum: 'Helal etmiyorum!' Artık bunun üzerine gidilir mi ya... Mahkemenin, vereceği her kararına saygılıyım. Ayrı konu; ama, helal etmiyorum tarafını nasıl halledeceğiz... NİLÜFER 15 SENELİK ÇİLEDİR
Size ne söz vermişti? O kadar çok doğru konuşulmayan sözlerle karşılaştım ki, her seferide affetmekten ben artık bitap düştüm. Gerçek söylüyorum. Yaklaşık 15 senelik bir çiledir. Onu söyler, o başka çıkar; bunu söyler, bu başka çıkar. Bana dediler ki: 'Nilüfer hanımın plağını dinlediniz mi?' Hayır dinlemedim. Gelsin polis arasın, bu evde bir Nilüfer kaseti bulamaz. Çünkü meraklısı değilim ki... Ben eğer kötü niyetli olsaydım, 'A, dur bakayım ne yapmış, rezil olmuş' diye dinlerdim, ama böyle bir derdim yok ki... Benim şarkılarımla ilgili kararım, helal etmemektir. Gerisini mahkeme verecektir. Ama bu arkadaşımın neyi doğru söylediğini benim hala yüreğim, bunu konuşmamaktan yana emir veriyor. Konuşmamayı istiyorum, ama konuşulanlar bile doğru değil. Toplumun önünde konuşulanlar da doğru değil. Hiçbir şey doğru değil. Böyle nereye varırsınız?.. ÜÇ GAZETEYE İLAN VEREREK BENDEN ÖZÜR DİLESİN
Uzlaşma sağlanamaz mı? Bakın ben kendisine dedim ki: Bak, bu dünya yalan kardeşim; gel buraya, sen benimle helalleş, bu şarkıları oku. Senden bir tek isteğim var: Bu halka beni yanlış anlattın. Üç gazeteye ilan ver, bu ilanda benden özür dile. Bana da bir daha da para ödeme... 'A, ben bunu halka nasıl söyleyeyim'... Bak, dedim, bütün anlayış burada. Zaten sen haksız olup haklı görünmeye çalışan birisin. Bu konuda yapıcı yaklaşım olursa ne yapacaksınız? Üç gazeteye bunun ilanını verirse, alsın şarkılarımı sabaha kadar söylesin. Bu, gerçekten sizin okuyucunuza anlatmak istediğim bir şeydir. Çoğaltacağım 15-20 büyük örnek vardır, bunlar beni sıkmaya başladı. Onun için de, tamam kardeşim, siz oturun kendi şarkılarınızı söyleyin. Şimdi benle uğraşıyorlar. Sokakta biri beni görüyor, yanıma geliyor, 'Nilüfer'le barışın' diyor. Kardeşim, biliyor musun sen ne olduğunu? Gözünün içine baka baka yalan söylemek olur mu ya... Size karşı bir nankörlüğün olduğunu mu düşünüyorsunuz? Nankörlük değil mi şimdi bu? Değil mi ya... Bir insana söz veriyorsunuz, o insana iki sene sırtınızı dönüyorsunuz. O insan sizi yine affediyor. Oturup 'Mavilim'i yazıyor. "Çok Uzaklarda" diye çok güzel bir melodiye, kimsenin yazamayacağı bir söze anası ağlıyor iki ay, bununla uğraşıyor. Arkasından 'Her şeyden Çok' diye mükemmel bir şarkı veriyor. Siz bu şarkıları söylüyorsunuz; ama yine nankörlük edip bu sefer ne yapıyorsunuz. Veyahut diyor ki: 'Ben plaklarımı yaparım, peşinde de koşarım.' Neyin peşinden koşarsınız kardeşim... Hiç birinizin koştuğu yok. Tümünüz bu memlekette atalarından, hocalarından müzik öğrenmiş insanlar bunları yaparlar, siz gelirsiniz, Çerkez köyün bülbülü gibi şarkı söyleyip gidersiniz. Bana verilen ödülün sahtesini yaptırdı
Nilüfer konserlerinde sizin şarkılarınızı söylüyor mu? Söylemeye devam ediyor. Birisi size,'helal etmiyorum' dediği sürece bunları söyleyip bunlardan para kazanabilir misiniz? Burada iki ödül var. Bu ödül 'Akdeniz Akdeniz' birincilik ödülü. Bu ödül bir tane verilmiştir. Bu ödülden bir tane de Nilüfer hanımda vardır. Sahtedir. Bu kadar. Ödül size verildi demiştiniz... Evet, üzerinde yazıyor. Başka bir yerde aynısını yaptırmışlar. İşte bunu anlayabilirsiniz. Bu ihtirastır. Sadece yalan konuşulmasını sevmiyorum. Yalan konuşulmaması gerekiyor. Allah kimseyi sevgisiz bırakmasın
Kayahan; aşkı ve sevgiyi daha yüzlerce şarkılarda anlattı. Hepimizin hayatında bir Kayahan şarkısı vardır mutlaka. "Allah kimseyi sevgisiz bırakmasın. Bir insan sevgiyi, aşkı yitirdiği an her şeyini kaybetmiş olacaktır" diyen Kayahan, sevgiye verdiği önemi bu sözlerle dile getiriyor. Bir zamanlar yolu sevgiden geçen herkesle bir yerlerde buluşacağını söyleyen ünlü sanatçıyla yollarımız bu röportajda kesişti. Aşk şarkılarının usta kalemiyle hayata dair ne varsa konuştuk... Bakalım beğenecek misiniz?... Not defterimden Kayahan'la Acarkent'teki evinde buluşuyoruz. Sımsıcak bir atmosfere sahip evine gittiğimizde gazeteci arkadaşların röportaj yaptığını görüyoruz ve beklemeye başlıyoruz. O da ne? Şirin, şipşirin Aslı Gönül kapıdan görünüyor, elinde bir tepsiyle bize doğru geliyor. Kendi elleriyle ikramda bulunuyor. Eserleri hep liste başı oldu Türk pop müziğinin temel taşlarından Kayahan 1949'da İzmir'de doğdu. Türk pop müziğinin yozlaştığı yıllarda bile kalitesinden ödün vermedi, müzik üretmeye devam etti. Kayahan, söz yazarı, besteci ve yorumcu olarak tam bir müzik emekçisidir. Bunları biliyor musunuz?
|
![]()
![]()
| |||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |