T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
R Ö P O R T A J 20 HAZİRAN 2006 SALI
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Yurt Haberler
  Bugünkü Yeni Şafak
 
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  İnsan Kaynakları
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Hal bu ki
Fadime ÖZKAN

Gerilimi yumuşatmak solcuların da görevi

'Birarada Yaşamı Savunalım' sloganıyla 25 Haziran'da Kadıköy'de meydana çıkacak olan Özgürlük ve Dayanışma Partisi'nin Genel Başkanı Hayri Kozanoğlu, sol hayat bağlarını tazelemeli, halkla buluşmalı diyor.

Toplumsal kutuplaşmanın körüklendiği bir dönemde Özgürlük ve Dayanışma Partisi, "Özgür, eşit, demokratik bir Türkiye'de birarada yaşamı savunalım" sloganıyla bir kampanya başlattı. 25 Haziran'da İstanbul Kadıköy'de düzenlenecek büyük bir mitinge hazırlanıyor. ÖDP Genel Başkanı Hayri Kozanoğlu, bu buluşmanın amacının toplumsal gerilimi düşürmek ve kompartımanlara ayrılmadan, birbirimizin haklarını savunarak birarada yaşama düşüncesinin halka yayılması olduğunu söylüyor. Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümünde öğretim üyeliği yapan ve solda pek alışık olunmayan bir alanda; uluslar arası finans ve bankacılık dersleri veren Doç. Dr. Kozanoğlu ile böyle bir kampanyaya neden ihtiyaç duyduklarını, ÖDP'nin 10 yıllık tarihine rağmen neden hâlâ "etkisiz eleman" olduğunu, solda birleşme arayışlarını ve Baykal'ın sağ seçmene neden "göz diktiğini" konuştuk. Hayri Kozanoğlu'nun "otobüse binen bir parti genel başkanı" olarak beni hayli şaşırttığını söylemeliyim.

* * *

Birarada yaşamı savunalım seferberliğini birarada yaşayamaz hale geldiğimizi düşündüğünüz için mi başlattınız?

Biz Türkiye'de Türk olanlar ve olmayanlar ile laikler ve müslümanlar arasında gerilim olduğunu, insanların yaşam alanlarının birbirinden koptuğunu, tahammül sınırlarının zorlandığını gördük. Herkesin meşru taleplerinin demokratik, özgür ve insan haklarına saygılı bir ülkede gerçekleşebileceğini düşünüyoruz.

Kampanyadan ne bekliyorsunuz?

İnsanlar hayatlarını doğuştan gelen kimlikleriyle kuruyor bu nedenle de bazen aşağılanıyor, bazen yüceltiliyorlarsa hayatı istediğimiz zemine çekmemiz zorlaşıyor. Bundan kaygı duyuyor, bir zemin hazırlamak istiyoruz. Her yerde 'ben birarada yaşamdan yanayım' diyen insanlar olmalı. ÖDP rozeti taşımaları da, bizim gibi düşünmeleri de gerekmiyor.

Erken seçim olmazsa 2007'de genel seçimler olacak. Partiler buna hazırlanıyor. Bu atılım seçim stratejinizin bir parçası mı?

Kampanyanın seçim stratejisiyle, ÖDP'nin kendine güç biriktirmesiyle ilgisi yok. Bu, toplumdaki gerilimlerin, çatışmaların ortadan kaldırılması için bir yurttaş sorumluluğu.

ÖDP'NİN FARKI SİCİLİ

Eşit özgür ve birarada yaşama söylemi hemen her partinin programında var. Hiçbir parti aksini demiyor. Söylem aynı, eylem de farklılaşılıyor. Sizi diğer partilerden ayıran ne?

Öncelikle ÖDP'nin sicili. Oy oranına bakarsanız ÖDP'nin toplumda en etkili siyasi güç olduğu söylenemez. Ama kritik noktalardaki çıkışlarımızla ÖDP'ye farklılık ve inandırıcılık kazandırdık. ÖDP çatışmaların her iki fay hattında da yer almadı, kendine demokrat olmadığını ispatladı. Kimse, ÖDP Kürt halkının ve diğer etnik kesimlerin, dinsel azınlıkların kültürle kimlikle ana dille ilgili taleplerini göz ardı etti de diyemez, Kürt hareketlerinin yanlışlarını sergilemedi de diyemez. Ayrıca özgürlükçü laikliğe sahip çıkıyoruz. Dinin devlet işlerinden ayrılmasını, devletin hiçbir din ve mezhebi finanse etmemesi gerektiğini savunurken müslümanların ve başka dine inananların kılık kıyafetinden, yaşam biçiminden dolayı aşağılanmaması, kamu hizmeti alırken ayrımcılığa tabi tutulmaması gerektiğini söylüyoruz. İki gerginliğin dört kutbundaki yanlışlara da savrulmayan bir partiyiz.

ÖDP 10 yıl önce büyük bir heyecanla kuruldu. Bir rüzgar estirdi ama sonra ortadan kayboldu, etkinleşemedi. Niye böyle oldu, 10 yıl uzun bir süre sonuçta?

ÖDP geçmişi okuması, geleceğe bakışı, siyaset yapma tarzı birbirinden farklı kesimlerin aşırı iyimserlikle ve heyecanla bir araya gelmelerinin sonucu kuruldu. Balayı bitince de arada ciddi farklılıkların olduğu ortaya çıktı. Bunun getirdiği tartışmalar ÖDP'yi güçsüz düşürdü. TİP'ten sonra aydın kesimden ilk kez destek görmesine, medya kanallarında kendini iyi ifade etmesine rağmen 99 seçiminde istenen sonucun alınamaması, insanların çalışma ve yaşam alanlarına nüfuz edilememesi hayal kırıklığı yarattı. Diğer taraftan bir partinin 10 yıl boyunca örgütünü ayakta tutabilmesi, belli fikirlerde ısrar ederek var olabilmesi de önemli. ÖDP bu yılın Nisan ayında programını ve tüzüğünü yeniledi. 10 yılın deneyimlerini, dünyada yaşanan gelişmelerin özgürlük ve sosyalizm yorumlarını değerlendirerek sağlam bir ideolojik zemine oturdu. Kendimizi daha güçlü, kararlı, kamuoyu çoğunluğuna hitap etmeye hazır hissediyoruz.

Her siyasi parti ülkeyi yönetmeye taliptir. ÖDP buna ne kadar hazır?

ÖDP'nin iktidara gelmesi demek, insanların kendilerini yönetmeye hazır olması demek. Biz bunu herkesin gözünü diktiği lider, şapkadan tavşan çıkaran parti olarak değil de örgütlenmiş kitlenin yönetime hazır olması diye görüyoruz. Bu anlamda hazırlıklı ve donanımlıyız.

YEREL YÖNETİMDE ACEMİYİZ

Yerel yönetimde Artvin Hopa'da ve Yozgat Bahadın'da varsınız. Belediyeler ÖDP'nin yüzünü ağartıyor mu bari?

Sosyalistler yerel yönetim pratiklerinin uzun süre uzağında kaldılar. Biz eski deneyimlerimizi hatırlamaya, dünya deneyimlerinden öğrenmeye ve onları 21. Yüzyılın koşullarında yorumlamaya çalışıyoruz. Bunun zorlukları, acemilikleri oluyor ama belediyelerimiz halka ÖDP'nin dürüst ve şeffaf olduğunu, yurttaşlara hizmet götürme ve onları söz yetki karar konusunda etkin kılmada farklı olduğunu hissettiriyor kanaatimce.

ÖDP diye bir parti olmasaydı, sola inanan biri olarak hangi partiye oy verirdiniz?

Bu soru çok ilginç. Vermezdim desem inandırıcı olmayacak verirdim desem... (düşünüyor) Şöyle söyleyeyim: Sandık başına gider, oyumu şiddetle eleştirsem de sosyalist yelpazedeki partilerden birine verirdim. Türkiye'deki sosyalistlerin sesini duyurması gerekti-ğine inanıyorum çünkü.

Ecevit'i örnek almak büyük tehlike

'Türkiye'de sosyal tercihler' araştırması, seçmen eğilimlerinin, 2002'den bu yana sağa kaydığını, solu destekleyen seçmen oranının yüzde 25'den yüzde 19.5'e düştüğünü ortaya koydu. CHP üçte bir oranında seçmen kaybetti. CHP, DSP ve DTP birleşse bile alacakları oy oranı yüzde 17-19 arasında. Yani solun iktidar şansı yok. Bu durumu, sonuçları nasıl yorumluyorsunuz?

Sol değerler sisteminin insanlara ulaştırılamadığı sadece esvabının olduğu bir sol var. CHP silahlı kuvvetlerin siyasetteki yeri, YÖK, dinsel azınlıklar, Kürt sorunu gibi bir çok konuda hükümetten daha tutucu bir yerde duruyor. Solun temsilcisi olarak sunulan partinin sol değerlere sahip çıkmaması, medyanın da solu meclistekilerle sınırlı görmesi, insanların önüne bir sol değerler kümesi çıkarmıyor. Alternatif olmayınca da solu işaretlemek mümkün değil.

CHP'LİLER BAYKAL'I SORGULASIN

Devletçi, totaliter yaklaşımları ile sağda mı, solda mı olduğu tartışılan CHP'nin genel başkanı Deniz Baykal da partisini sağa açacağını ilan etti. Sizce bu ne anlama geliyor? Baykal'ın seçmen eğilimini dikkate alarak yaptığı oportünist bir manevra mıdır bu, yoksa gönlünde yatanın aslında ne olduğunun itirafı mı?

Sağa açılma stratejisi, öncelikle sola kapanmaktır. Toplumda sol güçlerin seçimlerde birleşmesi talebi var. Bu talebe sırtımdan düşün diye bir cevap da olabilir bu. CHP'liler bunu sorgulamalı. Biz, sosyal demokratlardan sosyalistlere kadar kendini solda hisseden, solun Mecliste temsilinden yana olanların yüzde 10 seçim barajının kaldırılması, antidemokratik siyasi partiler ve seçim yasasının değiştirilmesi konusunda bir araya gelmesi gerektiğine inanıyoruz.

Solun sürekli oy kaybetmesinde sol partilerin hiç kusuru yok mu? Halkın değerleriyle çatışılmasının, devletçi ve totaliter bir anlayışa sahip olunmasının sonucu olamaz mı bu durum?

Venezuella'da, Bolivya'da solu iktidara yoksul halk getirdi. Türkiye'de sorun, solun yoksulların sorunlarına, yaşam dünyalarına nüfuz edememesi. Sol geçmişte bunu gerçekleştirme becerisine sahipti. Burada 80 sonrası anlayışının da etkisi var. Sol, sendikalarla, gençlik örgütleriyle bağını koparttığında hem insanlara sol alternatif anlatılamıyor, hem de insanların dinden etnik kimlikten mezhepten gelen kimliklerine sıkı sıkı sarılmalarına neden olunuyor. Ve solculuk CHP'nin yaptığı gibi şehirli orta sınıfların yaşam tarzını savunmak diye algılanıyor.

O zaman solun birleşmekten önce değişmeye ihtiyacı var.

Değişmeye, insanlarla doğrudan ilişki kurmaya ve bunun yanında da antidemokratik seçim yasasının değiştirilmesine ihtiyacı var.

80 sonrasında eski solcuların bir kısmı nostaljiye düştü, bir kısmı SSCB hüsranıyla utangaçlığa. Bazıları sol-liberaller oldular, bazıları tarihin sonuna inanan 'pesimist entel'ler. Solun bir kısmı da 'devlet muhafızlığı'na soyundu, devletle ittifakını güçlendirdi. ÖDP bu resmin neresinde duruyor?

ÖDP İKİ DARBENİN ÜRÜNÜ

Türkiye'deki sol iki darbe yedi. Biri 12 Eylüldü, diğeri de 89'da duvarların yıkılması, 91'de SSCB'nin dağılmasıydı. Ama bu farklı bir sol tahayyülün boy vermesi için de elverişli bir iklim ve toprak yarattı. ÖDP de bu iklimin bir ürünü. ÖDP sosyalizmin özgürlükçü bir yorumunu yapan, insanların iradesi yerine örgütü ikame etmeyen, emek sermaye ilişkisini göz ardı etmeyen ve emekten yana tavır koyan ama toplumdaki diğer dinamikleri de yok saymayan, ekolojist feminist savaş karşıtı hareketlerin toplumsal mücadelesini ana dinamiklerinden gören bir anlayışa sahip. ÖDP 21. Yüzyıl sosyalizmini temsil ettiği iddiasındaki bir parti.

Türk solu için önemli bir figür olan Bülent Ecevit'i nasıl bilirsiniz?

Ecevit'in örnek tarafı, sıradan insana hitap etmeyi, güven vermeyi başarabilmesi. Ancak bu, sola ilişkin değerlerin çiğnenmesini getirdi. Doğrudan insanlara hitap edebiliyorsanız örgütün önemi kalmıyor. Zor bir sınavdan geçen Ecevit'in iyi tarafları öne çıkartılmalı ama solun geleceği açısından örnek alınması, benzerlerinin yaratılması büyük bir tehlike.

Sezer statükocu bir izlenim veriyor

Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve tartışmalarla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Biz tartışmaların Cumhurbaşkanının eşinin başının kapalı mı açık mı olduğu ekseninde tanımlanmasını çok tehlikeli buluyoruz. Bu tartışma ve Cumhurbaşkanının doğrudan seçilmesi önerisi ülkeyi tamamen gardrop tartışmasına kilitleyecek, ülkenin başka sorunlarının tartışılmasını engelleyecektir. Cumhurbaşkanlığı görevi Anayasayla sınırlı alana çekilmeli, Cumhurbaşkanına bunun ötesinde misyonlar, beklentiler yüklenmemeli.

Ahmet Necdet Sezer nasıl bir cumhurbaşkanlığı yaptı, yapıyor sizce?

Kişi olarak mütevazı, dürüst bir yaşantı sürdü. O açıdan iyi bir profil çizdi ama son zamanlarda rejim kaygısının öne çıktığını, bütün misyonunu rejimi korumaya odakladığını düşünüyorum. İlk yılarında daha demokrat, özgürlükçü bir görünüm verirken son yıllarda daha statükocu, tutucu bir izlenim verdi.


Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi